31 Ağustos 2014

Dar-ül isyandan taşan yeni Türkiye

 

Barış Zeren

Aydınlık, 07 Haziran 2013

 

Hükümet Taksim’de 31 Mart istiyordu, 31 Mayıs aldı.

Türkiye artık on beş gün önceki Türkiye değil.

Artık 1908 Anayasa devrimimizden sonra Batı’da yayılan ünlü sözdeki gibi, “la nouvelle Turquie” Yeni Türkiye’deyiz.

Tıpkı 105 yıl öncesi gibi her kesimi içine çeken büyük bir toplu coşku, her kesimi büyüleyen bir dayanışma ruhu yükseliyor.

Yıllardır hükümetin suçlarına çaresizce tanık olmanın kiri ve öfkesiyle boğulan halk, başkaldırarak arınıyor.

Bu kez halk isyanının eksiği yok, fazlası var.

Bilinç, örgütlenme, yaratıcılık ve direnç:

Sokaklarda barikatlar, özgürleşen kent meydanları, polisin hınç dolu teknolojik terörüne karşı çıplak elleriyle direnen basbayağı kanlı canlı halk, çırılçıplak gerçek olarak karşımızda!

Şairin deyişiyle, “Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde, ey kanıma çakıllar karıştıran isyan!

İsyan, o hin düşünceyi yeni ve apaydınlık bir ülkenin mümkün olduğunu apaçık gösteriyor.

Kurtlarla uluyanlar: Tazelenmiş bir Cumhuriyet korkusu

Bu hin düşünceyi aklımızdan çıkarmamızı isteyenler kuşkusuz var.

Korkusunu ilk günden beri isyanı görmeyerek bastırmaya çalışan egemen medya, bu da yetmeyince avunma şarkılarına, Farsların deyişiyle “teranelerine” başladı.

Medya köşebaşlarına doldurulmuş vasat zeka, bu teranelerinde eylemlere katılan halkın “Cumhuriyet mitinglerine katılanlardan farklı” olduğu, haşa “darbe istemedikleri” nakaratlarını yineliyor. Taşbaşlar “buradan devrim çıkmaz” derken AVM rant sektörünün bir numaralı uzantısı olan büyük perakende firmaları, isyanı görünce hemen AKP’nin arkasından çekilmeye başladı.

Şu işe bakın: AKP anayasasının en kritik destekçilerinden, buruşuk külot imalatçısı tekstil “devi” Cem Boyner aniden “sans-culotte” yani “külotsuzlardan” olduğunu ilan etti:

“Ben de çapulcuyum!”

Aynı sözlerle Şahenk tekelinin kullarından bir CEO da peşindedir.

Cemaat basını, “kurtlarla uluyanlar” yani isyancı taklidi yapanlar korosuna 5 haziran günü katılmıştır.

Bir bütün olarak düzen cephesi, Erdoğan’ı kurban verip çıkar ağlarını kurtarma kaygısına düşmüş görünüyor.

Bu sırada, tehditleri de eksik değildir. Bu başkaldırı istedikleri gibi ayrıştırılıp yumuşatılabilirse, sırada “twitter tutuklamaları” ve “darbeden yargılanma” kampanyaları olduğunu medyaları aracılığıyla duyuruyorlar.

Ergenekon korkusu salmaya çalışıyorlar. Boşuna, bu başkaldırı dalgasının tam da o korkuyu aşarak geldiğini bilemeyecek kadar telaşlılar.

Başkaldırının yakıtı: Cumhuriyetçi refleks

Ne kadar kendilerini avutmaya çalışsalar da gerçek ortada.

Eylemler, hemen akil insan rolü üstlenen Bülent Arınç’ın umduğunun tersine, Gezi Parkı’ndaki inisiyatifle sınırlı değil.

Gezi Parkı iktidar zorbalığıyla ikinci kez dağıtıldığında, “bu iş böyle bitti” umutsuzluğuyla evlerine dönenler, sokaklardan akın akın gelen, vapurlarda marşlarla boğazı geçerek desteğe gelen kitleleri görünce hayretlerini gizleyemediler.

Kentin dört bir yanından gelenler Gezi’yi savunan mütevazı çevrelerin kitlesi değildi; kitleselliğiyle pek övünen Kürt hareketinden olmadıkları zaten açıktı, ama herhangi bir sol örgüt kitlesi de değillerdi. Bastırılmış Türkiye ortaya çıkıyordu.

Polisle günlerce yemeden içmeden çatışan, akın akın meydana akan kitleler, doğrudur, her halk hareketine yakışan biçimde, her türden görüşü barındırıyor.

Ama Mustafa Kemal’in kalpaklı fotoğrafları ve Türk bayraklarını sallayan, Çav Bella’lara eşlik eden bu toplum, sosyalizme, sola karşı en ufak bir düşmanlık duymayan, meydandaki en aykırı pankartları elleriyle düzelten bu aydın kitle, gösterilere damgasını vurmuş durumda.

Hiç tereddütsüz, bütün bu karmaşıklık içinde bir “sol-kemalist” renk parlıyor.

İstanbul’un dört bir yanından Taksim’i “geri almaya” akan bu kitlelerin, Ankara’dan Rize’ye, Hatay’a uzanan bu dalganın, Kemalizm’i yıkıyoruz” başlıklı İslamo-liberal diktatörlük kampanyasıyla ateşlendiği o kadar açık.

Ama anlaşılan egemen ideologlar ile onlardan etkilenmiş bir kısım muhalifler, Cumhuriyet mitinglerinde anlamadıkları, “paranoyak” “konformist orta sınıflar” olarak aşağıladıkları bu dinamikle bu kadar net ve çarpıcı biçimde karşılaşmayı ummuyorlardı.

O çirkin ve bilgiç sözle “ezber bozacaklardı”, ezberleri bozuldu.

Kabullenmekte güçlük çekiyorlar.

Hayır haritası

Üstelik, İçişleri Bakanlığı’nın tutucu rakamlarına göre 30 ile yayılan bu eylemlerin haritası, Referandum’daki Hayır oyu haritasıyla örtüşmektedir.

İnsanlar, 12 Eylül faşizmine etiket yapılmış Türk bayrağını, ülkeyi dinselleşme karanlığına sürükleyenlerin taktıkları Atatürk maskesini, egemenlerin elinden aldılar.

Türk bayrağı da, kalpaklı Mustafa Kemal de polis panzerlerinin hedefleri olan isyan simgeleri olarak tescillenmiştir.

Artık hiçbir muhalif siyasetin, halkın, ülkenin düzeyinden çekinerek taleplerini törpüleme, iktidarı istemekten ürkme bahanesi kalmamıştır.

Yeni Türkiye’yi doğuran barikatlar, tazelenmiş, kişilikli, ileri bir Cumhuriyet istiyor.

Toplumumuz, özlenen aydınlık cumhuriyeti bağımsız gelişmesinde rahatlıkla taşıyacak bir birikimin varolduğunu bu başkaldırısıyla gösteriyor.

Kendiliğinden ortakçılık

Ne ilginç ve öğretici!

Kuşkusuz Taksim’de direnenlerin hepsi komünist değil.

Ama direnişin büyüklüğü ve doğası, insanları ortaklaşmacı düzenin ilkelerini yaşamaya itmiş görünüyor.

Marx, komünist ütopyayı “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” formülüyle özetliyordu.

31 Mayısçılar, meydanlara yeteneklerini sunmak üzere aktılar.

Kimleri doktor, sınavlarını bırakıp polis saldırısı altında yaralıların tedavisini örgütlüyor; kimileri güçlü, polisin keyfi şiddetine karşı görülmemiş barikatlar inşa ediyor; kimileri ev kadını ve sabaha karşı barikatta nöbet bekleyen direnişçilere dolma sarıyor.

Herkes yeteneğine göre veriyor.

Buna karşılık paranın en önemsiz olduğu yer, başkaldırı mahalidir!

Yemekler, giysiler, türlü temel gereksinmeler, başkaları da yararlansın diye, hiçbir karşılık gözetmeksizin bağışlanıyor.

Kimseye neyi ne kadar aldığı sorulmadığı halde, kimse ihtiyacından fazla almıyor.

Çıkarcılıklarını din kılıfıyla örtmeye çalışan düzen güçleri karşısında, başkaldırıda hiçbir üstün buyruğa gerek kalmadan doğal ve hür bir ahlak yaşama geçiyor.

Yabancı, artık düşman değil, haklı mücadelede omuzdaş ve kardeş!

Fransız Devrimi’nden iki asır, Anayasa devrimimizden bir asır sonra toplumumuz bir daha “hürriyet, müsavaat, uhuvvet” ya da “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” ilkelerini sloganda değil, birebir yaşamaktadır.

Başka bir yola girmiş bulunuyoruz. Eylemde parlayan toplumsal yetenek ve zekayla, ülkemizi ve kendimizi yönetmek için bu yönetici sınıfına hiç mi hiç ihtiyacımız olmadığı ortaya çıkıyor!

Başkaldırı, kanımıza çakıllar karıştırdı bir kere.

Eskisi gibi yönetilmek istemiyoruz, onlar eskisi gibi yönetemiyor.

 

Lügatçe

 

Kurtlarla birlikte ulumak: Kurtlarla birlikte ulumak deyimi, kurtlara yem olmamak için onlar gibi hareket etmek anlamına gelmektedir. Bu deyime tarihimizde en sık olarak, Abdülaziz ve V. Murat’ın düşürülmesinin ardından tahta çıkarılan Abdülhamid’in, kendisinden önceki padişahların kaderini paylaşmaktan ve Mithat Paşa’dan çekinerek, 1876 yılında Kanun-i Esasi’yi ilan edişi sürecini anlatmak için kullanılır. Abdülhamid de anayasanın ilanına dair tuttuğu notlarda aynı tarifi verir: “Anlaşılan kurtlarla birlikte ulumak gerek! iyi de olsa, kötü de olsa Meclis’i Mebusan’ı açmak ve Kanun-i Esasi’yi ilan etmek suretiyle, ifa edeceğim vazifenin ehemmiyetine inandığımı göstermeliyim.” Abdülhamid iki yıl kadar bu tavrını sürdürdükten sonra, 1878 yılında Kanun-i Esasi’yi rafa kaldırdı ve Meclis-i Mebusan’ı kapattı.

Sans-culotte: Fransız Devrimi’nin alt sınıflara mensup radikal-sol kesimiydiler. Jakoben iktidarının da tabanını oluşturuyorlardı. Türkçe’de adları “Külotsuzlar” ya da “baldırı çıplaklar” olarak ifade edilmektedir. Fransız Devrimi sırasında karşı devrime kuvvetle karşı çıkan ve devrimi; eşitlik, özgürlük, kardeşlik sloganını en net biçimde savunan toplumsal tabakaydılar. Devrimin merkezinde duruyorlardı, tam da bu nedenle Sans-culotte’ların ve onlara dayanan Jakoben iktidarının 1794 yılında gücünü kaybetmesi, devrimin de radikalliğini kaybetmesi anlamına geldi. Sans-culotte’ların yenilgisiyle Fransız Devrimi de ılımlılaştı ve burjuvazinin eline geçti.

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

Kategori Analizler