29 Ağustos 2014
Yusuf Yavuz

Yusuf Yavuz

 

 

Taş ocağı itirafı

 

Yusuf Yavuz

4 Ocak 2012

 

İl Genel Meclisi toplantısına katılan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu, taş ocakları konusunda itirafta bulundu ve hata yaptıklarını söyledi.

 

Antalya İl Genel Meclisi ocak ayı meclis toplantısına katılan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu, ormanlık alanları talan eden, taş ve maden ocakları konusunda itirafta bulunarak, "Bizim de hatamız oldu" dedi. Taş ve maden ocaklarıyla ilgili meclis üyelerinin taleplerini de dinleyen Çavuşoğlu, ''Bu konuda iktidar olarak hatamız oldu'' diye konuştu.

Suistimal edildi

Madenciliği teşvik etmek amacıyla çıkarılan yasa ile Ankara'dan ruhsat alan bir kişinin yerel yönetimlere sormadan ocak açabildiğini belirten Çavuşoğlu, "Hatta maden arama adı altında ormanlardaki toprakları götürdüler, sonra ‘maden yokmuş’ diyerek devlete iade ettiler. Bu suistimal edildi. Antalya'nın dağlarının her yerini maden arama bahanesiyle kapatmışlar. Biz gördüğümüz olumsuzlukları bakanlığa anlattık. Son düzenlemeyle artık yerel yönetimlerin görüşlerinin alınması gerektiğine karar verildi" dedi.

Kurum görüşleri uygun olmazsa maden arama ruhsatı alınamadığını ve açılamadığını belirten Çavuşoğlu, "Dere yataklarına izin verilmiyor. Dünyanın birçok ülkesinde de durum böyle. Bir ülke büyüyorsa inşaat sektörü de büyüyor. Bu nedenle taş ocakları da, kum ocakları da olacak. Ama bunun toplumu rahatsız edecek boyutta olmaması gerekiyor. Bunun orta yolunun bulunması gerekiyor. Dereyi, ormanı tahrip etmeden yapılacak yerler de var'' diye konuştu.

 

 cumhuriyet_akdeniz_4_ocak_2012

 

 

 

1 Milyon Turiste HES Darbesi!

Salı, 03 Ocak 2012 22:00

 

1 Milyon Turiste HES Darbesi!

 

Köprülü Kanyon'da baraj alarmı var

 

Yusuf Yavuz

3 Ocak 2012

 

Yılda 1 milyon turistin ziyaret ettiği Antalya’nın Manavgat ilçesindeki Köprülü Kanyon Milli Parkı'nı besleyen Köprüçay’ın Isparta sınırında yapımı planlanan Kasımlar Barajı ve HES projesi bölgedeki turizmcileri alarma geçirdi. Turizmci Selda Ecer baraj için su tutulmaya başlanmasıyla bölgenin tamamen öleceğini söyleyerek “tasımızı tarağımızı toplar gideriz” sözleriyle tepkisini dile getirdi. Bölgedeki büyük kanyonun, dünyanın en iyi on kanyonundan biri olduğunu belirten Dağcı Yılmaz Sevgül ise “biz tanıtmaya bile kıyamazken yok edilecek olması çok üzücü” diye konuştu.

KASIMLAR BARAJI TURİZM İÇİN CİDDİ TEHDİT

1993 yılından bu yana Köprülü Kanyon ve çevresinde rafting başta olmak üzere doğa sporları turizmi hizmeti verdiklerini belirten Transnature Turizm Acentası sahibi Selda Ecer, bölgede raftigi ilk başlatan firma olduklarını söylüyor. Yöredeki turizm potansiyelinin geliştirilmesi konusunda uzun yıllardır çaba harcadıklarını anlatan Ecer, Kasımlar Barajı ve HES projesinin bölge turizmi için ciddi bir tehdit olduğunu savundu.

‘DALAMAN’DA REZİL OLDUK, BURADA DA AYNI ŞEY OLMASIN’

Kanyonu besleyen su kaynaklarının bu haliyle bile yüksek sezonda yetersiz kaldığını anlatan Ecer, baraj için vadinin yukarı kısmında su tutulmasıyla birlikte sektörün öleceğini dile getirdi.  Dalamanda da sektör olarak benzer bir durum yaşadıklarını anlatan Ecer, Dalaman Çayı üzerinde inşa edilen Akköprü Barajı için su tutulmaya başlandıktan sonar yetkililerden kendilerine gelen bir yazıyla raftingin yasaklandığını öğrendiklerini belirterek,"elimize ulaşan yazının ardından bağlantılarımızı iptal etmek zorunda kaldık. Büyük sıkıntılar yaşadık, çalıştığımız acentalara rezil olduk" dedi. 

YILDA 1 MİLYON TURİST ZİYARET EDİYOR

Köprülü Kanyon bölgesinin Türk turizmi için öneminin büyük olduğunun altını çizen Ecer, "bugün Moskova’da Kızılmeydan'a gidip kime sorarsanız sorun, her üç kişiden birinin Köprülü Kanyon'u ziyaret ettiğini görürsünüz. Yüksek sezonda yaklaşık 80 ila 100 firma bu bölgede hizmet veriyor. Günde ortalama 5-6 bin turist bölgeyi ziyaret ediyor. Rafting, acenta istatistiklerinde en çok tercih edilen etkinliklerin başında geliyor. Yılda yaklaşık 1 milyon turistin bölgeyi ziyaret ettiğini ve turist başına sadece rafting gelirinin 50- 55 dolar olduğunu düşünürseniz yaratılan katma değer ortaya çıkacaktır" diye konuştu.

‘AKP’Lİ YETKİLİLERLE GÖRÜŞTÜK’

Kanyonu besleyen ana kaynak olan Köprüçay üzerine projelendirilen Kasımlar Barajıyla ilgili kaygılarını AKP Antalya milletvekilleri ve Antalya İl Başkanı Mustafa Köse ile de paylaştıklarını anlatan Ecer, "biz de ülkemizin enerji konusunda kendi kendine yetme çabalarını destekliyoruz. Hepimiz bu ülke için çalışıyoruz. Ancak elimizdeki değerlerin basit çıkarlar uğruna heba edilmesine de razı olmamız mümkün değil. AKP'li milletvekillerinin de konuyla ilgili incelemelerin ardından bölge insanının kaygılarını giderecek açıklamaları yapacaklarına inanıyoruz. Çünkü AKP'li yetkililer de bölge için hayati önem taşıyan su kaynaklarının çar çur edilmesinden yana değiller" görüşünü dile getirdi.

‘SU TUTULMAYA BAŞLANIRSA ÇEKER GİDERİZ!’

Kendisinin de 23. ve 24. dönem AKP Antalya Milletvekili aday adayı olduğunu belirten Ecer, "bölgedeki 20 yılık birikimime yaslanarak söylüyorum, temiz su kaynaklarımızı korumak zorundayız. Çünkü temiz su petrolden daha değerli. Bize baraj da rafting de aynı anda olabilir derlerse onu da kabul ederiz ancak ikisinin aynı anda olmadığını yaşadığımız tecrübelerden biliyoruz. Eğer bölgeyi besleyen su kaynağı baraj için tutulmaya başlarsa bizler tasımızı tarağımızı toplar, çeker gideriz!" dedi.

DAĞCI SEVGÜL: ‘BİZ GÖSTERMEYE KIYAMAZKEN YOKOLMASI ÜZÜCÜ’

Türkiye’nin en iyi kaya tırmanışçısı olarak bilinen Dağcı Yılmaz Sevgül ise Köprülü Kanyonun ana kaynağını oluşturan bölgede inşa edilecek barajın milli parkı da içine alan sahayı olumsuz etkileyeceğini savundu. Özellikle Çaltepe ya da büyük kanyon adıyla bilinen 12 kilometrelik kanyonun dünyanın en iyi on kanyonundan biri olduğunu belirten Sevgül, "biz daha buraya elimizi sürmemişken, tanıtmaya bile kıyamazken bu şekilde yokedilecek olması çok üzücü" dedi.

BÖLGENİN DOĞA SPORLARI ENVANTERİ ÇIKARILDI

Köprülü Kanyon bölgesinin Antalya'ya gelen turistlerin yarısının uğrak yeri olduğunu anlatan Sevgül, GEF-2 Projesi kapsamında bölgede yaptığı çalışmayla alanın doğa sporları envanterinin ortaya çıkarıldığını belirtti. Sevgül, alanda yaptığı çalışma sırasında kanyon içerisinde 500 ila 600 metre yüksekliğe ulaşan dik kayalıkların bulunduğunu tespit ettiğini dile getirdi. Bölgenin Türkiye'nin önemli rekreasyon ve doğa sporları alanlarından biri olduğunun altını çizen Sevgül, dünyada yalnızca bu bölgede yaşayan Kızıl Akbaba'ların yanısıra Akdeniz servisi ormanı ve çok sayıda canlı türünün de tehdit altında olduğunu sözlerine ekledi.

KASIMLAR BARAJI BÖLGENİN SULARINI TOPLAYACAK

Isparta’nın Sütçüler ilçeleriyle Antalya’nın Manavgat ilçelerini kapsayacak Kasımlar Barajı ve HES projesi, 1980’li yıllarda kamu tarafından geliştirilen projelerden biriydi. Adını aldığı Kasımlar beldesinde inşa edilecek olan ana gövdede, bölgenin önemli su kaynakları olan Başakdere, Kartoz Çayı, Kuzukulağı Deresi ve Ayvalı Çayı’nın sularını toplayarak baraj gölünde depolayacak. Kasımlarda kurulacak olan HES’ten alınacak sular yaklaşık 18 kilometrelik kanal ve tünellerle Değirmenözü köyündeki yükleme havuzuna akıtılacak. Buradaki tribünlere iletilen sulardan yeniden enerji üretilecek. Ancak projeye göre nehir kaynağına yüzde 10 oranında can suyu bırakılacak olmasının yanısıra inşaat aşamasında yörenin el değmemiş dokusunda yaratılacak tahribat bölgede endişe yaratıyor. Barajın projelendirildiği yıllarda bölgenin güneyinde henüz başlamamış olan ancak bugün yılda 1 milyon turistin ziyaret ettiği Köprülü Kanyon çevresindeki işletmeciler yetkililerden çözüm bekliyor.

  

 buyuk_kanyon

 Büyük kanyon adıyla da bilinen kanyon dünyanın en iyileri arasında ilk onun içinde

 

 yilmaz_sevgul

Yılmaz Sevgül

 

 Gazete Vatan Emek

Twitter: @GazeteVatanEmek

Facebook: https://www.facebook.com/Gazetevatanemek

AYDINLIK BİR GELECEK, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras...

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 


 

Türkiye, keçileri nasıl kaçırdı?

 

Bu rapor keçiler hakkındaki ezberleri bozacak…

 

Yusuf Yavuz

3 Ocak 2012

 

Türkiye hızla ve çarpık biçimde kentleşiyor. Kırsaldaki yaşam döngüsü son on yılda tuzla buz olmaya başladı. Anadolu’nun kadim köklerinden beslenerek son bin yılda ürettiği kültürel doku da bu hengamede eriyip gidiyor. Kırsaldaki sosyal ve kültürel dokuyu besleyen en önemli araçlardan biri sayıları milyonları bulan keçilerdi. Ancak Türkiye son on yıldır akıllara zarar bir keçi tartışmasının içine girerek adeta ‘keçileri kaçırmaya’ başladı. Sonunda kısman de olsa keçilerin iddia edildiği gibi ‘günahkâr’ olmadıkları anlaşıldı ama iş işten çoktan geçmişti. Çünkü bu süreçte devlet eliyle adeta ‘soykırımdan’ geçirilen kıl keçilerinin sayısı hızla erimiş ve keçi yetiştiriciliğiyle yaşamını sürdüren kırsaldaki nüfusun büyük kısmı kente göç etmek zorunda kalmıştı. 2011 Şubat’ında meclis'te kabul edilen Torba Yasa ile yaklaşık 40 yıldır ormanlık alanlara girişi yasaklı olan keçilere ‘denetimli serbestilik’ getirildi. Ancak bu düzenleme bakanlığın keçilere bakış açısını pek de değiştirmedi.

ORMANLAR KEÇİLERE YASAK, İŞ MAKİNELERİNE SERBEST

Geçtiğimiz hafta Isparta Sütçüler’e bağlı Belence köyünde konuştuğumuz bir keçi çobanı, orman idaresinin bütün bölgeyi tel örgüyle çevirdiğini ve keçilerini bu yüzden satmak zorunda kaldığını söylüyor. Bölgedeki köylerin hemen hepsinde durum aynı. Öyle ki tel örgüler kimi köylerde evlere kadar dayanmış durumda. Bakanlığın verdiği kredileri sorduğumuzda ise, ‘kredileri yandaşlar, zenginler alıyor’ yanıtını alıyoruz. Kısacası keçi üreticileri yasal düzenlemelere rağmen hala tel örgülerin arkasına hapsedilmiş durumda. Keçi üreticisi köylülerin sokulmadığı ‘insansız’ ve ‘keçisiz’ kalan ormanlık alanlar, taş ocakları ve HES firmalarına kalmış. Kamu yararı gerekçesiyle HES şirketlerine ‘bedelsiz’ olarak tahsis edilen ormanlık alanları binlerce yıldır bekleyen köylüler çaresiz.

KEÇİ, EROZYON VE TURİZM NASIL BULUŞTU?

Peki ne oldu da Türkiye en önemli üretim araçlarından biri olan keçilere sırtını döndü. Önce 2005 yılında Adana’da yapılan bir sempozyuma uzanalım. Adı gibi içeriği de tuhaf olan, “Uluslararası Orman, Keçi, Erozyon ve Turizm Sempozyumu”  başlıklı etkinlikte, kıl keçisinin Anadolu coğrafyasından silinmesi için başlatılan savaşın kılıçları çekilir ve kıl keçisi adeta lanetlenerek ormanlar için ‘yangından daha zararlı’ olduğu hükmüne varılır.

AYTAÇ DURAK’IN KEÇİ DÜŞMANLIĞI

Ardından da Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın keçileri düşman ilan eden açıklamaları gelir. Sosyokültürel dokusunu ve üretim ilişkilerinin ağırlıklı olarak keçiye borçlu olan Adana bölgesindeki bu ardı ardına çıkışlar dikkat çekicidir. Durak, 2008 yılında tartışmalara neden olan ‘keçi’ açıklamasında özetle şunları söyleyecektir: ''Avrupa kıl keçisini ormanlardan çıkararak yerine, verimi daha yüksek olan ormanlar için zararı da olmayan saanen keçilerini ikame etti. Türkiye'nin de bu konuda mutlak suretle ilerleme sağlaması gerek. Orman Bakanlığımız bir yandan ağaçlandırmayla meşgul, büyük emekler sarf ediyor, tel örgüyle tohum atılan yerleri, fide ekilen yerleri çeviriyor, ama kıl keçisi sürüsü bir defa ekili alana girerse tamamını yok ediyor. Kurban Bayramı bu sayıyı azaltmak için en iyi fırsat. Vatandaşlarımız kurbanlıklarını alırken öncelikli tercihlerini keçilerden yana kullansınlar. Kıl keçisi varlığının azalmasının ormanlar için faydasının yanında kırmızı et olarak da dünyanın en kaliteli, en iyi eti. Bu bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. O bakımdan kurban kesiminde halkımız keçiye öncelik verirse, iki taraf için de yararı olur.''

YILMAZTÜRK’ÜN EZBERLERİ BOZAN ‘KIL KEÇİSİ’ RAPORU

Türkiye’nin keçi varlığının ‘kurban edilerek’ yok edilmesini salık veren Durak’ın çıkışları tartışma yaratsa da yeterince karşı çıkış olmadı. Ancak Türkiye’nin Durak ve onun gibi düşünen ‘ormancılara’ karşı keçilerin hakkını teslim eden uzmanları da vardı. Bu uzmanlardan biri olan Orman Mühendisi Adnan Yılmaztürk, 2008 Temmuz’unda bu yanlıştan dönülmesi için kapsamlı bir ‘Kıl Keçisi Raporu’ hazırlar.

Yılmaztürk’ün iki uzman arkadaşıyla birlikte hazırladığı rapor, Türkiye’nin aslında kıl keçisini ne kadar yanlış tanıdığını ve önyargılı baktığını ortaya koyuyordu. Başbakan Erdoğan’a da ulaştırılan rapora göre kıl keçisi bu topraklara tanrı tarafından verilmiş bir lütuftu.

‘DAĞDAKİ ÇOBANA SORAN YOK’

Adnan Yılmaztürk, raporunun girişinde keçi tartışmalarına ilişkin çarpıcı bir tespitte bulunuyor: “Bu tartışmalara katılan kişiler, yeri geldiğinde akademisyen, yeri geldiğinde politikacı olabiliyor ama ‘dağdaki çoban’ denilen kişi olamıyor. Kendisini çok yakından ilgilendiren bir konuda dağdaki çoban sessiz ve suskun. Oysa dağdaki çoban hepimizden çok şey biliyor. Siz, o zor yaşam koşulları altında hayatınızı sürdüremezsiniz.  Ama o sürdürebiliyor. Çünkü dağdaki çobanın yaşamsal deneyimi hepimizden çoktur ve yüzyıllardır yoğrulup gelen bilgi birikimi ondadır. O çobandan öğreneceğimiz çok şey vardır. Ama hangimiz onu dinliyoruz, bu yapılan tartışmalarda onun bilgisine başvuruyoruz ya da ondan bilgi alıyoruz? Hiçbirimiz. Peşin olarak kabullenmiş bir hükümle ‘keçi ormana zararlıdır’, ‘keçi ormandan çıkarılmalıdır’ ve ‘keçi yok edilmelidir’ diyoruz.

KEÇİ, YÖRÜKLER İÇİN KÜLTÜREL SİMGE

Raporunda kıl keçisinin Türkiye’de en yaygın yetiştirilen tür olduğunun altını çizen Yılmaztürk, üretimin en yaygın olarak Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yapıldığını belirtiyor.  Bu yörelerde yaşayan Yörüklerin, yüz yıllardır bölgenin yukarı havzalarında geleneksel olarak kıl keçisi yetiştirdiğini vurgulayan Yılmaztürk, kıl keçisinin Yörükler için kültürel bir simge olduğunu belirttiği raporunda, “bugün ülkemizin bazı yöreleri kıl keçisi üretim sistemi ile ön plana çıkmıştır. Bu yörelerde başka bir üretimin yapılabilmesi mümkün değildir. İşte size Isparta’dan örnekler; Dağraz Dağı ve Kapıcak Dağı. İşte size Denizli’den, Kale-Tavas ve Eskere İlçelerinde bulunan makilik alanlar. İşte size İzmir’ den Çeşme-Karaburun Yarımadası. İşte size Muğla’dan; Teke Yarımadası, Marmaris-Bozburun Yarımadası. İşte size Manisa’dan Yuntdağı Bölgesi, Demirci İlçesi. Kütahya’dan Murat Dağı. Daha da çok sayılabilir. Çünkü Antalya, Mersin, Adana ve Kahramanmaraş’ı burada saymadık. Bu alanlar hep kıl yetiştiriciliğinin yapıldığı alanlardır” bilgisini veriyor.

ÜRETİCİ ÖRGÜTLÜ DEĞİL

Türkiye’de uygulanan ormancılık politikalarının, kıl keçisi yetiştiriciliğin ormanlara zarar verdiği düşüncesiyle azaltılmasını, hatta ortadan kaldırılmasını hedeflediğini savunan Yılmaztürk,  Türkiye’de son 30 yıl içerisinde kıl keçisi sayısının yüzde 58 oranında azaldığını belirtiyor. Kıl keçisi yetiştiriciliği önemli bir ekonomik faaliyet olduğunu ancak üretim sisteminin ilkel ve yetersiz kaldığını vurgulayan Yılmaztürk’e göre birçok yörede örgütlü üretimin yapılamaması et ve süt verimini düşürüyor. Yılmaztürk’e göre, üreticilerin yüzde yetmişinin örgütlü olamamalarına bir neden de birliğe üye olmanın ön koşullarından birisinin de sahip olunan kıl keçisi miktarının bildirilmesi. Çünkü üreticiler kıl keçisi sayılarının resmi kurum ve kuruluşlar tarafından bilinmesi halinde kendilerine zarar verileceğine ilişkin endişeler taşıyorlar.

AĞAÇLANDIRMAYA ELVERİŞLİ OLMAYAN ALANLAR ÜRETİCİYE AÇILSIN

Raporunda, Orman Genel Müdürlüğü’nün, Kermes ve Boz Pırnal Meşesi ile ağaçlandırmaya elverişli olamayan orman alanlarını, kıl keçisi yetiştiren köylülerin kullanmasına izin vermesi gerektiğinin altını çizen Yılmaztürk, keçi yetiştiricilerine, kendilerine zarar verilmeyeceği yönünde güvence verilmesi gerektiğini belirtiyor: “Kıl keçisi yetiştiricilerinin diğer meslek örgütlerinde olduğu gibi  ‘Koyun ve Keçi Yetiştiriciliği Birliği’ üye olması sağlanmalıdır.  Böylece, orman idaresinin muhatabı tek tek keçi yetiştiren kişiler değil, keçi yetiştiricileri birliğinin kurumsal temsilcisi olacaktır.”

ISPARTA’NIN KIL KEÇİSİ YÜZDE 70 AZALTILACAK

Bakanlığın eylem planına göre bu çalışmanın yapıldığı il olan Isparta’daki mevcut kıl keçisi sayısının 161 bin olduğunu belirten Yılmaztürk, beş yıllık uygulama sonucunda bu sayının yüzde 70 oranında azaltılarak 49 bin’e düşürüleceğini vurguladığı raporunda, bu planın kıl keçisi yetiştiren kişilerin görüşleri alınmadan hazırlandığını öne sürüyor: “Orman kaynakları ile kıl keçi yetiştiriciliği arasındaki ilişkilerin çözülmesinde insan unsuru dışlanmıştır. Oysa kıl keçisinin ormanda otlatılmasına karşı alınacak önlemler teknik olduğu kadar, sosyoekonomik içeriklidir.

DEVLETİN PARASI GEREKSİZ YERE HARCANDI

Hayvancılık en az ormancılık sektörü kadar önemli ülkemiz için vazgeçilmez bir sektördür. Makilik alanlar ve Kermes meşesinin bulunduğu alanlar keçi otlatması açısından önemli alanlardır. Bu alanların Türk ekonomisine katkısı endüstriyel orman alanlarından daha fazladır. Bu alanların makine ile sökerek normal bir alana oranla 2-3 kat daha fazla para harcayarak çam-sedir dikilmesi isabetli bir çalışma değildir. Yapılan arazi incelemelerinde maki ve kermes meşesinin sökülerek yapılan ağaçlandırma çalışmalarında ileriki yıllarda, (20-30 yıl sonra) maki ve kermes meşesinin büyüme enerjisinin güçlü olması ve kök mücadelesi sonucu sahaya tekrar hâkim olduğu gözlenmiştir. Buralara dikilen çam ve sedir ağaçları sağlıklı bir orman ve kapalılık oluşturamamıştır. Bu yanlışla devletin parası gereksiz yere harcanmış ve yöre hayvancılığı bu sahaların otlatmaya kapatılması sonucu yok edilmiştir.”

Türkiye’deki kermes meşesinin genel yayılışı alanları da tarım ve ormancılığın endüstriyel ağaç türlerinin yetişmekte zorluk çektiği alanlarda kaldığını anımsatan Yılmaztürk, raporunda,  özellikle tarım arazisiyle çevrili aynı zamanda yangına dayanıklı olan kermes meşesi sahalarının sökülerek yangına çok hassas türler olan çam ve sedirle yapılan ağaçlandırmaların ileriki yaşlarda özellikle sıklık çağında ekin anızından kaçan orman yangınları sonucu yanarak büyük hasar gördüğünün altını çiziyor.

İŞTE KIL KEÇİSİ RAPORUNDAN ÖNEMLİ SATIR BAŞLARI

-Özellikle saf çam ormanları biyolojik çeşitlilik açısından fakir ormanlardır. Orman varlığında önemli yer tutan yaban hayatının varlığını sürdürmek için maki ve kermes meşesi sahaları çok önemli alanlardır. Bu türler otlatmaya dayanıklı türler olup otlatma taşıma kapasitesi de çok yüksektir. Bu alanlar yaban hayvanların yem deposudur. Özellikle kermes meşesi sahaları toprak koruma açısından kuvvetli kök yapısı nedeniyle çok önemlidir.

KEÇİLER ORMAN YANGINLARINI ÖNLÜYOR!

-Orman yangınlarının önlenmesinde kıl keçilerinin önemli fonksiyonları bulunmaktadır. Orman yangınlarını küçük alanlar içinde tutmak ve yayılmasını önlemek amacıyla her yıl, binlerce kilometre yangın emniyet şeridi ve yolu tesis edilmektedir. Keçilerin açtıkları patikalar, doğal yangın emniyet yolu ve patikası görevi yapar. İnsanoğlu, için bu patikaları açmak ve tesis etmek pahalı ve zordur. Keçiler bunu yaparak, çıkan yangınların önlenmesine katkıda bulunur.

ABD YANGINLA MÜCADELEDE KEÇİLERİ KULLANIYOR

-Keçiler yetişkin ağaçların bulunduğu bir alanda otlatılırlarsa, ormana zarar değil yarar getirir. Çünkü yetişkin ağaçların çevresindeki bütün bitki örtüsünü temizlerler. Böylece yangının yayılma riskini artıran unsurlar ortadan kaldırılır. Bir yangın çıktığında alevler, zemindeki arazide bitki kalıntısı kalmadığı için yayılamaz. Böylece, yetişkin ağaçların bulunduğu sahadaki yangın yayılma olanağı bulamaz. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri, orman yangınlarıyla mücadelede keçileri etkin bir şekilde kullanmaktadır. ABD 'de keçiler yetişkin ağaçların bulunduğu ormanlık alanlara bilinçli olarak otlatılmaktadır.

KEÇİ GİDERSE KENE GELİR

-Ülkemizde kene tarafından ısırılan insanların ölümüne şahit olunmaktadır. Kenenin, bu kadar yaygın olmasının nedenleri arasında kırsal yöredeki hayvan sayısının az olması ya da azaltılmaya çalışılmasıdır. Kenenin en büyük düşmanı kuşlar ve açık alanda gezinerek beslenen kümes hayvanlarıdır. Normal olarak kene insanlara saldırmaz ve ısırmaz. Ama konukçu olarak beslenemeyeceği hayvan bulamadığı zaman insana saldırmaktadır.

ANNE SÜTÜNE EN YAKIN SÜT, KEÇİ SÜTÜ

-Keçinin hiçbir evcil hayvanın ulaşamayacağı ve otlayamayacağı bitki türlerini yiyerek ana sütüne en yakın kalitede süt ve et üretebilen tek evcil hayvandır. Keçi, otlama yoluyla bileşeni olduğu ekosistemler üzerinde etkili olmakta ve tür zenginliğini olumlu yönde etkileyerek biyolojik çeşitliliğe katkı yapmaktadır.

TÜRKİYE’DE AZALTILIYOR, DÜNYADA YÜZDE 60 ARTIYOR!

-Son yirmi yılda, Türkiye keçi sayısında önemli düzeylerde azalma gözlemlenmektedir. Hayvan sayısında azalma, birim verimlilik artışı konusundaki etkinliklerinin de başarılı olmaması nedeniyle toplam et, süt ve deri üretimimizde önemli gerilemeler yaratmıştır. Dünyada ise Türkiye’nin tam aksine bir süreç işlemekte olup, dünyadaki keçi sayısı yüzde 60 artmıştır. Günümüzde Amerika ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde et ve inek sütü üretimi oldukça fazla olmasına rağmen keçi yetiştirmek için özel çiftlikler kurulmaktadır. Bu çiftliklerden elde edilen sütler oldukça yüksek fiyatlarla satılmaktadır.

KEÇİ, 3 MİLYON KİŞİYE İŞ SAĞLIYOR

-Keçi yetiştiriciliği ağırlıklı olarak ormanlık ve dağlık alanlardaki işletmelerde yapılmaktadır. Çünkü doğal koşullar nedeniyle bu alanlarda diğer hayvancılık faaliyetleri yapılamamakta veya çok düşük düzeylerde yapılmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 500 bin adet işletmede keçi yetiştiriciliği yapılmakta ve bu üretim kolu yaklaşık 3 milyon kişinin gelirine katkıda bulunmaktadır.

ADAPTASYON VE DİRENÇ SEMBOLÜ

-Keçiler kötü çevre şartlarında kolaylıkla yetiştirilebilmektedirler. Diğer çiftlik hayvanları tarafından değerlendirilemeyen dağlık bölge meralarını değerlendirebilirler. Diğer çiftlik hayvanları tarafından değerlendirilemeyen kaba yemleri değerlendirebilirler. Et, süt, kıl, tiftik, deri, post, barsak, gübre gibi çeşitli amaçlarla kullanılabilen çok sayıda ürüne sahiptirler. Bitkisel üretim yapılacak arazisi bulunmayan orman içi ve kenarı yerleşim birimlerinin en önemli ve tek geçim kaynağıdır. Büyükşehir kenarı ve yakınında yaşayan düşük gelirli yetiştiricilerin süt ve et gereksinmesinin karşılanmasını sağlar. Yetiştiricinin her an kolaylıkla paraya dönüştürebileceği hayvanlardır. Basit ve ucuz maliyetli barınaklarda yetiştirilebilirler. Adaptasyon ve hastalıklara direnç yetenekleri yüksektir.

KÜRESEL ISINMAYA KARŞI KIL KEÇİSİ

-Önümüzdeki yıllarda küresel ısınma ve kuraklık, insanoğluna birçok olumsuzluklar getirecektir. Konya Ovasına bakınız, çöl görünümüne almaya başladı. Küresel ısınma ve kuraklık bazı bitki ve hayvan türlerinin yok olmasına neden olacaktır. Kuraklığa dayanaklı türler ise ayakta kalabilecektir. Kıl keçisi, kuraklığa ve susuzluğa dayanaklı bir hayvan olup, yine kuraklığa ve susuzluğa dayanaklı odunsu bitki türleriyle beslenmektedir.

ORMANCILIĞIN KEÇİ POLİTİKASI ‘ORTADAN KALDIRMA’ ÜZERİNE

-Ormanlardan faydalanmak sadece endüstriyel odun elde etmek değildir. Ormanlık alanlardan ülke ekonomisine ekolojik dengeler içinde fayda sağlayan her türlü faydalanma şeklini planlı ve sürdürülebilir bir şekilde yapılması sağlanmalıdır. Ormancılık keçi hayvancılığını hiçbir araştırma yapmadan ortadan kaldırmak bir politika haline getirmiştir.

ÇOBANIN HAKKI MADENCİLERE

-Hayvancılık sektörü en az ormancılık sektörü kadar bu ülke için gereklidir. Ülkemizdeki insanlar temel besin değeri olan eti yeterli alamamakta ve sağlıklı nesiller yetişememektedir. Keçi hayvancılığı ülkemizin en fakir kesimi olan orman köylüleri tarafından yapıldığı için bu kesim bu yanlış politikaya seslerini çıkaramamaktadır. Takdir edilir ki maden ve taş ocaklarının, ormanlara ve doğal ekosisteme daha fazla zarar verdiği aşikârdır. Fakat madenciler nüfuzlu oldukları için maden kanunu ile hakları korunmaktadır.

TÜRKİYE, KEÇİLERİNİ YOK ETMEKLE MEŞGUL

-Keçi bir orman ürünüdür nasıl yaylaların yüzde 64’ünün erozyona açık ve yüzde 70-80’ninin bozuk ve verimsiz olmasının sebebi kontrolsüz koyun otlatmasıdır. Yaylaları iyileştirmek için koyunları ortadan kaldırmak ne kadar mantıkla bağdaşmaz ise ormancılık içinde keçiyi ortadan kaldırmak o kadar isabetsiz bir anlayıştır. Bugün dünyada en çok tüketilen et keçi eti ve hatırlanması gereken bir diğer önemli nokta, keçinin koyun ve inek gibi hayvanlara oranla çok daha zor şartlarda ve susuz alanlarda yaşabiliyor olmasıdır. Küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkelerden biri olan Türkiye ise keçilerini yok etmekle meşgul.

ÜLKE İÇİN ZORUNLULUK

-Ormanlarımız yenilebilen bir doğal kaynağımız olarak sürdürülebilir kullanım mantığı ile çok yönlü faydalanma esas alınarak planlanmalıdır ve işletilmelidir. Ülke ekonomisi, nüfus artışı sağlıklı beslenme göz önüne alınarak otlatma fonksiyonu da göz önünde tutularak planlı otlatmaya açılmalıdır. Ülkemizde yapılan başıboş ve plansız keçi hayvancılığını zaman- mekân ve taşıma kapasitesi düzenlemesi yaparak sürdürülebilir hale getirmek ülke ekonomisi ve yöre insanı için bir zorunluluktur.

ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN KIL KEÇİSİNE BAKIŞ AÇISI DEĞİŞMELİ

-Orman Genel Müdürlüğü, kıl keçisi ve yetiştiricilerine yönelik bakış açılarını değiştirmelidir. Çünkü. keçi eylem planında önerilen hiçbir hayvan türü, kıl keçisinin alternatifi değildir ve kıl keçisinin yaşadığı ekosisteme uyum sağlayamaz.

  

toroslarda_kei_srs

Toroslarda keçi sürüsü

  

kil_kecisi

Kıl keçisi

 

 

 

Gazete Vatan Emek

Twitter: @GazeteVatanEmek

Facebook: https://www.facebook.com/Gazetevatanemek

AYDINLIK BİR GELECEK, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras...

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

 

 

 

Bir yandan don, bir yandan kefen biçiliyor

 

Bakan Günay bunu daha ne kadar seyredecek?

Yusuf Yavuz

29 Aralık 2011

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın adı, AKP'ye transfer olduğu günden buyana hep tartışmaların odağında yer aldı. Özellikle AKP'nin toplumda infial yaratan uygulamaları karşısında zor durumlar yaşayan Günay, başında bulunduğu bakanlığın varlık sebebiyle, 'icraatçı' bakanlıkların uygulamaları arasındaki çelişkinin tam ortasında kalarak başka hiç bir ülkede göremeyeceğimiz durumların nesnesi oldu.

ÜZERİNDE HAYAL KURABİLECEĞİMİZ BİR COĞRAFYA KALACAK MI?

Öyle ki, Türkiye'nin geleceğini bağladığı turizm sektörünün geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi için her türlü çaba harcanırken bir yandan da üzerinde 'turizm' yapılması planlanan sahaların fütursuzca taş ocakları, HES'ler ve diğer yatırımlara açılması akıl alır gibi değil. Karadeniz'in zümrüt ormanlar, Erzurum'un dillere destan yaylaları, Ege'nin verimli tarım toprakları, Antalya'nın dağları, ormanları ve kanyonları birer birer HES ve taş ocaklarına feda edildi. Günay'ın sorumluluğu altındaki bakanlığın 'kültür' bölümüne hiç değinmiyoruz bile. Dünyanın en özgün sosyal yapılarını oluşturan Anadolu'nun zenginliğini vareden en önemli kaynağın, dört kıtayı birbirine düğümleyen bu coğrafya olduğunu hepimiz biliyoruz.

'KÜLTÜR TURİZMİ' Mİ DEDİNİZ?

Türkiye bu zengin kültür ve coğrafyanın avantajlarını kullanmakta oldukça geç kalmış bir ülke. Bu geç kalmışlığın verdiği telaşla ülkenin dört bir yanında 'turizm' projeleri geliştiriliyor. Bu projelere ilişkin zirvelerden biri de Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ev sahipliğinde Ankara'da yapıldı. 23-24 Aralık 2011 tarihinde 'Kültür Turizmi Zirvesi' başlığıyla gerçekleşen etkinliğe ülkenin dört bir yanından turizmciler ve kamu görevlileri katıldı. Zirvede, alternatif turizmin çeşitlendirilmesi üzerine tartışmalar yapıldı.

TURİZME İMAN ETMEYEN YOK!

Benzer bir etkinlik de Aralık başında Isparta'da gerçekleşti. Davras'da başlayan, Eğirdir'de sona eren etkinliğin amacı Göller Bölgesi'nin turizm potansiyelinin ortaya çıkarılmasıydı. Bu amaçla onlarca bildiri sunuldu, sorunlar, beklentiler ortaya kondu. Etkinliğin konukları arasında yönetmen Osman Sınav'ın da bulunması ayrı bir yazı konusu. Diğer yandan da bölgesel kalkınma ajansları aracılığıyla ülkenin dört bir yanında alelacele 'projeler' hazırlanıyor, fonlar, krediler bulma çabası delirmişçesine sürüyor. Kısacası turizmle yatıp turizmle kalkıyoruz. Ülkenin yegane kurtuluşunun, giderek bir ideolojiye dönüşen turizmle olacağına iman etmeyen neredeyse yok gibi.

Ancak yaşadıklarımız bütün bu koşuşturmayı boşa çıkaracak türden. Burada bir parantez açıp turizmin başkenti olan Antalya ve geleceğini turizmde gören kentlerin başında gelen Isparta'daki turizm açısından 'rezerv' niteliğindeki alanlarda yaşananlara bir göz atalım.

KÖPRÜLÜ KANYON'A HES YAPILIR MI?

Antalya'nın turizm sepetindeki en değerli ürünlerden biri olan Köprülü Kanyon Milli Parkı, 1. Derece Doğal Sit ilan edilen ve konudaki davası süren Alakır Vadisi,  Finike Gökbük Kanyonu, Kaş-Fethiye sınırındaki Saklıkent Kanyonu, Alara, Dim, Manavgat çayları HES projeleriyle gündemde. Enerji Bakanlığı'nın resmi rakamlarına göre ruhsatlandırılmış 38 HES projesi var kentte. Ancak henüz inşaat aşamasına gelmeyen projelerin sayısının altmışa yakın olduğunu biliyoruz.

HES VE VAHŞİ MADENCİLİĞE KURBAN EDİLEN COĞRAFYA

Dünyaca ünlü Çığlıkara sedir ormanları başta olmak üzere Antalya'nın en değerli ormanlık alanları ve kültür mirası taş ocakları tarafından vahşice katlediliyor. Kentte 2200 civarında taş ocağı ruhsatı verilmiş. Bütün bunlar Likya, Pamfilya, Roma, Selçuklu ve Osmanlı'nın kültür mirasının üst üste geçtiği bir coğrafyada gerçekleşiyor. Antik yollar, kervansaraylar ve bir çoğu gün yüzüne çıkmamış masalsı kentler. Hepsini bir çırpıda 'vahşi' madencilik ve kural tanımayan 'HES furyasına' kurban vermeye hazırız.

EĞİRDİR'İN GÖZ YAŞLARI

Isparta'da da durum farklı değil. Dünyanın en güzel göllerinden biri olan Eğirdir Gölü ve çevresi kan ağlıyor. Kentin tutkunları on katlı apartmanlarla doldurulan göl kıyısına ağlarken, şimdilerde TOKİ eliyle yapılacak yeni binalar için girişimler başlamış bile. Eğirdir Sivrisi'nin arkasındaki dağlarda onlarca taş ocağı. Elmasının kokusu ve lezzetiyle dillere destan olan Boğazova'dan Kovada'ya kadar sağlı sollu tepeler çoktan mermercilerin talanına açılmış. Bir yanda elma bahçeleri, diğer yanda göğe yükselen mermer tozları.

'BEN DE HEVES ETTİM ALDIM'

Sütçüler yolu, Çandır, Yazılıkanyon da HES ve mermer furyasından nasibini almış. Denetimsizlik diz boyu. Mermer taşıyan kamyonların nakil fişi olmadan çalıştıkları asayiş notlarına yansıyor. Çin'e taş satmak üzere açılan ocaklardan biri de İbişler köyünde. Nepalli bir mühendis, buraların taşının pazarlanması için çalışıyor. Türkiye, işlenmemiş taş pazarının 'açık ülke'si olmuş. Bütün rezervlerini ham malzeme olarak üç otuz paraya elden çıkarmaya kararlı. Eğirdir çevresinde kiraladığı ocağı satışa çıkaran bir tüccarla konuşuyoruz. "Herkes alıyordu ben de heves ettim aldım" diyor. Şimdi elden çıkaracakmış, "vergisi geliyor ikide bir" diyor.

AKDENİZ'İN SU REZERVİ DEDEGÖL

Isparta'nın bir başka rezervi de Dedegöl Dağı ve çevresi. Dedegöl'ün eteğinden vadiye giren, onlarca dereden beslenerek Akdeniz'e dökülen Köprüçay, Aspendos kentinin varoluşuna da kaynaklık etmiş. Dedegöl'den Antalya'ya, bölge önemli bir su rezervi. Bölgedeki onlarca köy, zengin bir kültürün son tanıklarını barındırıyor. Ruhlarını arındırmak, kendilerini bulmak için Katmandu'ya, Nepal'e koşan zamane gezginleri henüz keşfetmemiş olsalar da keşişler gibi yaşayan insanların coğrafyası olan Yukarı Köprüçay Havzası tam bir saklı cennet.

Sözü bu kadar uzatmamın nedeni, sahada olup bitenleri anımsatmak. Çünkü her gün projelerle, hayallerle kamuoyuna pompalanan imajın ne kadar anlamsız ve boş olduğunu anlatmanın başka yolu yok. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, zaman zaman bakanlığının icraat sahasını ilgilendiren konularda bir iki cümle kursa da genellikle hükümet politikalarıyla ters düşecek bir tavır aldığını görmedik.

BAKAN GÜNAY, TAHRİBAT KARŞISINDA BİR İLERİ İKİ GERİ

Daha önce Allianoi konusunda abartılı bir kamuoyu duyarlılığı geliştirildiğini, açıklayan Günay, Hasankeyf'in korunması şartıyla bir barajın yapılmasından yana olduğunu söylemişti. Karadeniz'deki HES'lerle ilgili de “Her yerden birkaç megavatlık enerji elde edeceğiz diye her dereyi deleceksek‚ her dağı parçalayacaksak‚ her ağacı keseceksek o zaman biz burada turizm yapamayız” açıklamasını yapan Günay, bir başka açıklamasında da "Doğaya hiç elimizi sürmediğimiz bir Türkiye hayali kurmak çok güzel ama ‘enerji’ diye bir ihtiyaç var" diyerek Karadeniz Bölgesi’ndeki imara aykırı çarpık yapılaşmanın ‘HES’lerden daha vahim’ olduğunu savunmuştu.

BAKANLIĞIN KÖPRÜÇAY TARİFİ

Gelelim Köprüçay'a. Bakanlığın resmi web sayfasında, "Köprüçay, Türkiye'nin en güzel tabii rekreasyon alanlarından birisini teşkil eder. Bunun yanı sıra, nehrin batısındaki dağlık arazide bulunan tarihi Selge (Zerk) şehri, nehir kenarındaki kaleler, su kemerleri, Roma devrine ait köprüler ve tarihi yollar gibi pek çok arkeolojik kaynaklar Köprülü kanyonun önemini artırmaktadır" deniliyor.

ÜLKE DEĞERLERİ YOK EDİLİRKEN SADECE SEYREDEMEZSİNİZ

Ancak kanyonun kuzeyinde HES yapmak için çoktan projeler hazırlandı bile. Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu 19 Aralık tarihli toplantısında görüşülen gündem maddelerinden biri de 'Köprülü Kanyonda HES' talebiydi. Yılda 1 milyona yakın turistin ziyaret ettiği bölge binlerce ailenin de geçim kaynağı. Tıpkı Saklıkent de olduğu gibi bu bölge de HES tehdidi altında. Sadece bir kaç şirketin kazancı uğruna ve 'enerji' bahanesiyle ülkenin en değerli rezervleri yok edilirken Bakan Günay'ın bunu sadece seyretmesini aklımız almıyor.

BAKAN GÜNAY'I GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ

Bir yandan doğmamış çocuğa don biçilirken, diğer yandan da kefen biçiliyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ı, bakanlığının sorumluluk alanındaki değerler birer birer elden çıkmadan görev ve sorumluluğunun gereğini yapmaya davet ediyoruz. Bu, aynı zamanda bir insanlık ödevidir de…

 

hes-insaatlari

Gazete Vatan Emek

Twitter: @GazeteVatanEmek

Facebook: https://www.facebook.com/Gazetevatanemek

AYDINLIK BİR GELECEK, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras...

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

 

 

 

Devlet su üretecek, özel şirket kazanacak!

 

Kamu yararı bunun neresinde?

 

Yusuf Yavuz

27 Aralık 2011

 

Isparta’nın Sütçüler ilçesiyle, Antalya’nın Manavgat ilçeleri sınırlarında inşa edilmesi planlanan Kasımlar Barajı ve Hidroelektrik Santrali hakkında çarpıcı değerlendirme. Yukarı Köprüçay Koruma Platformu tarafından hazırlanan raporda, bölge köylerinin kalkındırılmasına ve havzadan göçün önlenmesine katkısı olmayacağı vurgulanan Kasımlar Barajının, ‘üstün kamu yararı’na hizmet etmeyeceğinin altı çizildi. 

‘ÜSTÜN KAMU YARARI’ VURGUSU

Yukarı Köprüçay Koruma Platformu tarafından hazırlanan raporda, bölgenin jeomorfolojik yapısına göre Kasımlar Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin tarım alanlarının sulanmasına ve havza halkına sağlayabileceği fayda ile üstün kamu yararı karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci başlayan projeyle ilgili, uzmanların görüşü alınarak hazırlanan raporda, bölgenin jeolojik yapısına ilişkin haritalara da yer verildi.

‘BÖLGEDE SULU TARIM YAPILACAK ALAN YOK’

Kasımlar Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin kurulacağı Yukarı Köprüçay Havzasının, Ayvalı Çayı, Karacahisar, Kuzukulağı ve Kartüz derelerinin sularını topladığının altı çizilen raporda, “Çok dik yamaçlı ve yüksek arazi yapısındaki bu havzalarda küçük düzlüklerde kısıtlı tarım yapılmaktadır. Yerleşim alanları da küçük köyler halindedir. Kasımlar beldesinden güneye doğru Köprüçay Havzası’nda sulu tarım yapılabilecek geniş ovalar bulunmamaktadır” görüşüne yer verildi.

‘KÖPRÜÇAY’IN SUYU, GÜNEY’İN SULANMASINA YETERLİ’

Manavgat’ın Değirmenözü ile Çaltepe (Bulhasan) köyleri arasındaki dar vadideki tarım alanlarının, Köprüçay’ın sularıyla sulandığının altı çizilen raporda, “Bu tarım alanları için yukarıda baraj yapmaya gerek yoktur. Köprüçay, Çaltepe’nin güneyinde kanyona girmekte ve Oluk Köprüye kadar bu kanyondan akmaktadır. Oluk Köprüden sonra ırmağın suyu Karabük Ovasının sulanmasına yetmektedir. Beşkonak hizasında tekrar boğaza giren Köprüçay’ın suyu, güneyde Bucak’tan itibaren Zincirlidağ boğazına kadar olan ovanın da sulanmasına yetmektedir. Köprüçay’ın suyu, Zincirlidağ boğazından sonra Serik ile Taşağıl arasındaki geniş ovanın da sulanmasına yetmektedir” ifadeleri kullanıldı.

‘BARAJIN HALKIN GELİRİNİ ARTTIRMAYA KATKISI YOK’

Bölgenin arazi yapısına göre Kasımlar’da kurulacak barajın sulama yoluyla tarımsal üretimi ve halkın gelirini arttırmak ve bölgeden göçü önlemek yönünde bir katkısı olmayacağının vurgulandığı raporda, “Eğer geniş tarım alanlarının sulanması isteniyorsa baraj Zincirlidağ Boğazına kurulmalıdır. Burada üretilecek elektriğin ulusal elektrik iletim şebekesine ulaştırılması için uzun iletim hatlarına gerek yoktur. Kasımlar’da kurulacak baraj sadece elektrik üretmeye yarayacaktır” denildi.

ENERJİNİN MALİYETİ YÜKSEK OLACAK

Barajın kapsayacağı bölgedeki tarihi ve turistik yollara dikkat çekilen raporda, burada üretilen enerjinin dağlık arazide iletilmesi için gerekli iletim hatlarının devlete maliyetiyle, üretilen elektriğin kuruşlandırılabilen ve kuruşlandırılamayan maliyetinin yüksek olacağının altı çizildi.

DEVLETİN ÜRETTİĞİ SUYUN MALİYETİNİ ÖZEL ŞİRKET ÖDEMİYOR

Barajı devletin kurması ve kar gözetmeden enerji üretmesi durumunda elde edilen gelirin devletin ve halkın olacağına dikkat çekilen raporda, “Kasımlar Barajı’ndan üretilecek enerjiyi özel şirket devlete satacaktır. Dağlardaki ormanların bakımını, korunmasını, yetiştirilmesini ve bunlardan su üretilmesini sağlayan devlettir. Devletin orman işletmeleridir. Dolayısı ile devletin ürettiği suyun bir maliyeti vardır. Özel şirket bu maliyeti ödememektedir. Kasımlar Barajı’nın sulu tarım alanlarına sulama suyu sağlamayacağı, köylünün üretiminin arttırılması, çiftçinin kalkındırılması ve havzadan göç olayının önlenmesine bir katkısının olmayacağı, bu sebeple de ‘üstün kamu yararı’na hizmet edecek bir tesis sayılamayacağı sonucuna varılmıştır” ifadelerine yer verildi.

 

 

 

 dedegol_dag__ve_cevresi

Dedegöl dağı ve çevresi önemli su havzalarından biri

 

 yukarikoprucay-poster_copy

Yukarı Koprüçay-poster copy

 

 

  

http://www.gazetevatanemek.com/