25 Nisan 2014

Adamda yüz yok ki, çaruk göni!

Cuma, 09 Aralık 2011 13:52

 

 

Adamda yüz yok ki, çaruk göni!

 

Yusuf Yavuz

9 Aralık 2011

 

HES’lere karşı mücadele eden çevrecilere ve yaşam savunucularına ‘ülkeyi sevmiyorlar  ve hain’ diyen Koçoğlu'na Karadeniz'den sert yanıt geldi: "Adamda yüz yok ki, çaruk göni!" Vadideki HES'lere karşı hukuk mücadelesi yürüten Rize'nin Çayeli ilçesi sınırlarındaki Senoz Vadisi köylüleri, Koçoğlu'nun şirketine ait olan yeni HES projesinin köy camisinde gerçekleştirilecek olan ÇED toplantısına katılmayacaklarını açıkladılar.

 

‘CAMİDEKİ ÇED TOPLANTISINA KATILMAYACAĞIZ!’

Derelerin Kardeşliği Platformu tarafından yapılan yazılı açıklamada, Rize’nin Çayeli ilçesine bağlı Senoz Vadisinde bir HES için daha ÇED toplantısı yapılacağı bildirildi. Toplam 35 kilometrelik vadide yapılması planlanan 14 HES projesinden birisi olan ve Koçoğlu grubuna ait Atabey enerji firması tarafından yapılması planlanan 4.53 megavat kurulu gücündeki Başköy Regülatörü ve HES projesi için vadide ÇED toplantısı yapılacağının belirtildiği açıklamada, "HES projelerine karşı tepki göstererek demokratik ve hukuksal mücadelelerini sürdüren Senoz Vadisi köylüleri, Koçoğlu grubuna ait diğer HES projelerinde olduğu gibi bu projeyi de protesto ederek, ÇED toplantısına katılmayacak" ifadelerine yer verildi.

Senozlu köylüler, Senoz Derneği öncülüğünde daha önce vadi üzerinde yapımı planlanan 14  ayrı HES projesine karşı açtığı 8 ayrı davanın 6’sında ‘yürütmeyi durdurma ve iptal’ kararı almış, uygulanmayan yargı kararlarını defalarca protesto etmiştilerdi.

‘ÜLKEYİ SEVMEK RANT PROJELERİNİ SEVMEKSE, BİZ YAPMIYORUZ!’

Koçoğlu grubuna ait enerji firmalarının 2007 yılından bu yana Senoz Vadisi boyunca 5 ayrı HES projesi geliştirdiğinin altı çizilen açıklamada, "Eğer ülkeyi sevmek bu gibi rant hesapları peşindeki sermaye guruplarının HES projelerini sevmek anlamında ise bizler bunu yapmıyoruz. Bizler hiçbir kisve altında olmayan, köylüler, yurttaşlar ve doğal yaşam alanlarına, suyuna, toprağına sahip çıkan insanlar olarak, tamamen bağımsız yerel bir hareketi ve hiçbir hiyerarşik yapısı olmadan tamamen gönüllü bir esasa dayalı şekilde, hiçbir lobicilik faaliyeti içerisinde olmadan ve herhangi bir fon veya ekonomik destek almadan mücadelemizi her geçen gün yükselterek sürdüreceğiz. Kem söz sahibine aittir ve sahibine iade ediyoruz. Emperyalizmin kucağında rant peşinde koşanların bu tür ucuz ve aşağılık söylemleri bizleri mücadeleden geri bırakmayacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın” denildi.

‘KİMİN HAİN OLDUĞU ORTADA’

Açıklamada, Koçoğlu grubunun 2007 yılından bu yana Senoz Vadisinde yürütmekte olduğu çalışmalara ilişkin bilgiler de verilerek “hainliği kimlerin yaptığı ortada” ifadeleri kullanıldı.

Senoz Vadisinde 5 ayrı  HES projesi bulunan ve aynı zamanda İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES) Başkanı ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun da hemşerisi olan Koçoğlu grubu yönetim Kurulu Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, Ankara’da, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın da katıldığı bir toplantıda, HES’lere karşı çevre ve yaşam mücadelesi veren köylüleri ve yurttaşları “ülkesini sevmeyen, çevreci kisvesi adı altında dışarıdan finanse edilen hainler” suçlamasında bulunmuştu.

SENOZ’DA BİR SÖZ VAR: ‘ADAMDA YÜZ YOK Kİ, ÇARUK GÖNİ’

Koçoğlu grubunun bölgedeki HES projelerinin aksi yöndeki yargı kararlarına rağmen çalışmayı sürdürdüğünün altı çizilen açıklamada, "Uzundere-2 HES projesindeki yasadışı gizli çalışmalar, köylüler tarafından baskınla tespit edilmesine rağmen,  aynı yasa tanımazlığı yine Senoz’da Çiğdemli HES projesinde, mahkeme kararına rağmen yasadışı çalıştığı yine köylülerin baskınları ile ortaya çıkmadı mı?  Ülkemizde yürürlükte olan yasalar ve mahkeme kararları HES firmalarını bağlamıyor mu? Aynı proje için yargı kararlarını, ‘yandan dolanma’ yöntemleri ile hazırlamış olduğu dosyalar mahkeme tarafından, üstelik 17 sayfayı bulan hukuksal ve bilimsel gerekçelerle 6 kez ret edilmiş olmasına rağmen, yaşam alanlarına sahip çıkmaya çalışan insanlar suçlanabiliyorsa ne yanıt verilebilir ki? Bu duruma yüzsüzlüğün dik alası derler. Bu tipler için Senoz’da bir söz var 'Adamda yüz yok ki, çaruk göni'" denildi.

 

DEKAP açıklamasında Koçoğlu grubuna ait HES projelerinin ayrıntılı bir dökümüne de yer verildi.

 

KOÇOĞLU İNŞAAT SANAYİ ve TİCARET A.Ş.
DEVAM EDEN PROJELER

No

İŞVEREN DAİRE

İŞİN ADI

ŞEHİR

PROJE TUTARI

 

 

 

 

 

 

2. HES ve BARAJLAR

2.1

DSİ Genel Müdürlüğü

Gördes Barajı Projesi 

Manisa

 $ 170.000.000

2.2

DSİ Genel Müdürlüğü

Çaltıkoru Baraj Projesi

İzmir

 $ 77.970.000

2.3

Atabey Enerji

Çataldere I.II.III HES Projesi

Rize

 $ 38.000.000

2.4

Atabey Enerji

Rüzgarlı HES Projesi

Rize

 $ 23.000.000

2.5

Kaçkar Enerji

Çiğdemli HES Projesi

Rize

 $ 22.000.000

2.6

Kaçkar Enerji

Ayvasıl HES Projesi

Rize

 $ 19.500.000

2.7

Atabey Enerji

Başköy HES Projesi

Rize

 $ 8.000.000

2.8

Atabey Enerji

Uzundere II. HES Projesi

Rize

 $ 40.500.000

2.9

KAV Enerji

Küçükdere HES Projesi

Trabzon

 $ 7.000.000

2.10

Oylum Enerji

Oylum I.II. HES Projesi

Trabzon

 $ 20.000.000

2.11

Kemalpaşa Enerji

Kemalpaşa HES Projesi

Artvin

 $ 7.500.000

2.12

Coşkun Enerji

Yeşilvadi HES Projesi

Hatay

 $ 26.500.000

2.13

DSİ Genel Müdürlüğü

Gürsöğüt Barajı ve HES Projesi

Ankara

 

 

 

 

İLGİLİ YAZILAR:

Bakanın köyündeki HES'i mahkeme durdurdu

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yusuf-yavuz-diger-yazilar/1506-bakann-koeyuendeki-hesi-mahkeme-durdurdu.html

Karadeniz İsyandadır Platformu : Türkiye'nin HES gerçeği

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yusuf-yavuz-diger-yazilar/1436-karadeniz-syandadir-platformu--turkiyenin-hes-gercegi.html

 

 

 

 kocoglunun_vatanseverligi

 

Koçoğlunun vatanseverliği-senoz-hes-çalışmaları-karşılaştırma

 

senoz-pankart 

Senoz-pankart

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

Kategori Yusuf Yavuz

 

 

Bakan Eroğlu'na ‘orman rantı’  sorusu

 

Yusuf Yavuz

25 Ekim 2011

 

CHP Antalya Milletvekili Arif Bulut, Serik ilçesine bağlı Gebiz beldesindeki yaklaşık 30 bin metrekarelik alanın 49 yıllığına özel bir şirkete kiraya verilmesini meclise taşıdı. Bulut, Bakan Eroğlu'na çam ağaçlarıyla kaplı alanın ranta açılıp açılmayacağını sordu.

 

ÖZEL AĞAÇLANDIRMA İZNİNİ SORDU

Ormandan sayılmayan makilik alanların başını çektiği bölgelerde rekor başvuruya ulaşan 'özel ağaçlandırma' tartışmaları meclise taşındı. Balıkesir ve Muğla ile birlikte Türkiye'nin en çok özel ağaçlandırma başvurusu yapılan illerinin başında gelen Antalya'da yüzlerce başvuru olduğu belirtiliyor. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun sözlü olarak yanıtlaması istemiyle TBMM'ne soru önergesi veren CHP Antalya Milletvekili Arif Bulut, 'Özel Ağaçlandırma' kapsamında kiraya verildiği belirtilen Atatürk Mahallesi Uzunburun Mevkii'ndeki toplam 29 bin 634 metrekarelik alana 'özel ağaçlandırma' izni verilmesinin amacını sordu.

 

'ÇAMLARLA KAPLI ARAZİ RANTA MI AÇILACAK'

Önergesinde, arazinin zaten çam ağaçlarıyla kaplı olduğunu belirten Bulut, "kiraya verdiğiniz bu arazi üzerinde ranta yönelik herhangi bir tesisleşme yapılacak mı? Eğer yapılmayacaksa araziyi kiralayan kişi ve kuruluşlar hangi amaçla kiralamışlardır? Kiraya verdiğiniz bu arazinin devletimize getirisi nedir?" sorularının yanıtlanmasını istedi.

 

DOÇ. DR. ÇAĞLAR: 'TOPLUMSAL SONUÇLARI SORGULANMALI'

Ormancılık konusunda kapsamlı çalışmaları bulunan Orman Yüksek Mühendisi Doç. Dr. Yücel Çağlar, 2009 yılı sonu rakamlarına göre 'devlet ormanı' sayılan yerlerde özel kişi ve kuruluşlara tahsis edilen alanlardaki özel ağaçlandırmaların yüzde 26'sının fıstıkçamı, badem, ceviz, defne, kavak, harnup, kestane, antepfıstığı, melengiç ve zeytin türleriyle gerçekleştiğini belirtiyor. Türkiye'deki orman ekosistemlerinin ağaç ve ağaççık türü çeşitliliğinin de değiştirildiğini ancak bu değişimin yol açtığı ekolojik, ekonomik ve toplumsal sonuçlar gerektiğince sorgulanmadığını savunan Çağlar, bu konuda yalnızca ağaçlandırma yapılan alanların genişlikleriyle övünüldüğünü anımsattığı değerlendirmesinde, "bu değişimler, başta ormancılık çalışmaları olmak üzere insan etkinlikleriyle hem hızlandırılmakta hem de yönlendirilebilmektedir. Artık, 'ormanlarımızdaki' yönlendirilmiş değişimlerin ve yol açtığı ekolojik, ekonomik, toplumsal ve hatta kültürel sonuçların sorgulanması da gerekmektedir" görüşünü savunuyor.

 

ORMAN EKOSİSTEMLERİ DEĞİŞİYOR

Hukuksal olarak 'orman' kapsamına giren ağaç ve ağaççık türlerinin kimilerinin artık 'orman ağacı ve ağaççığı' sayılmayabildiğini vurgulayan Çağlar, bunun, Türkiye'de 'orman' sayılabilecek yerlerin daraltılmasına yönelik girişimlerin sıkça başvurduğu yollardan biri olduğunu savunuyor. 2009 yılı sonu rakamlarına göre yüzde 93’ü, resmi kurumlarca olmak üzere toplam 3,5 milyon hektar orman ekosistemi oluşturma amaçlı ağaçlandırma çalışması yapıldığını vurgulayan Çağlar, bu çalışmalar sırasında doğal türlerin yanı sıra orman ekosistemlerinde doğal olarak bulunmayan çeşitli ağaç ve ağaççık türlerinin de kullanıldığını belirtiyor. Bu girişimler sonucu orman ekosistemlerinin ağaç ve ağaççık türü çeşitliliğinin de değiştirildiğini ifade eden Çağlar, Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki meşe, gürgen ve benzeri geniş yapraklı ağaç türlerinin oluşturduğu karışık orman ekosistemleri kaldırılarak yerine Türkiye’de doğal olarak yetişmeyen ancak hızlı büyüyen çam türleriyle ağaçlandırmalar yapıldığını, ancak bu yolla oluşturulan orman ekosistemlerinin böcek ve mantarlardan büyük ölçüde zarar gördüğünü söylüyor.

 

DEĞİŞİMİN SONUÇLARI DA KAMUSAL

Ormanların, hem doğası hem de ülkemizdeki egemen mülkiyet biçimi gereği kamusal varlıklar olduğunu kaydeden Çağlar, söz konusu değişimlerin hemen hemen tümüyle kamusal kaynaklar kullanılarak gerçekleştirildiğini, bunun sonuçlarının da en geniş anlamıyla kamusal olduğunu belirterek, "bu değişimlere yol açan uygulamalar da en az, sözgelimi HES’ler, '2-B' uygulamaları, ormancılık dışı etkinliklere arazi tahsisi denli önemlidir" değerlendirmesinde bulunuyor.

 

 

 gebiz

 


 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

Kategori Yusuf Yavuz

 

 

'Seri Katil' davasında Bakan Eroğlu'na red kararı

 

Yusuf Yavuz

1 Temmuz 2011

 

Doğa Derneği Başkanı Güven Eken'in, kendisi hakkında söylediği, "Doğanın seri katili" sözlerine tazminat davası açan Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'na Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan yanıt geldi. Başsavcılık, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin emsal kararlarına atıfta bulunarak kamu adına soruşturma yapmaya gerek olmadığına hükmederken, bu tür haberlerden dolayı cezalandırma yoluyla yapılan müdahalenin 'orantılılık' ilkesine aykırı olduğunun altını çizdi.

 

HABERİ CEZALANDIRMA 'ORANTILILIK' İLKESİNE AYKIRI

Doğa Derneği Başkanı Güven Eken’in Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu hakkında söylediği 'Doğanın seri katili' sözlerine önce tazminat davası açan ardından da Antalya basınında yer alan benzer bir haber için suç duyurusunda bulunan Bakan Eroğlu’na Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS) atıfta bulunarak yanıt geldi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin emsal kararına göre kamu adına soruşturma yapmaya gerek olmadığına karar veren Başsavcılık, bu tür haberlerden dolayı cezalandırma yoluyla yapılan müdahalenin gerekli olmadığı ve orantılılık ilkesine aykırı olduğunun altını çizdi. Savcılık, Doğa Derneği Başkanı Güven Eken’in, sözlerinin basın yoluyla kamuoyuna aktaran gazeteciler Songül Başkaya ve Adnan Çoban hakkında da soruşturmaya gerek olmadığına karar verdi.

 

'DOĞANIN SERİ KATİLİ TARTIŞMASI'

Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (AKÇAM) 2010 Mayıs ayında Eroğlu’na verdiği ‘çevre özel ödülü’ hakkında yaptığımız haberde sorularımızı yanıtlayan Güven Eken, Bakan Eroğlu’nu Türkiye doğasının tarih boyunca karşılaştığı en büyük yıkımı gerçekleştiren insan olduğunu öne sürerek “Bütün derelerimizi inşaat makinelerine açmış, çok sayıda gölün kurumasına neden olmuş, korunan alanları madencilere açmış, Anadolu kırsalını insansızlaştırmış ve ormanların yağmalanmasına sessiz kalmıştır. Eroğlu doğanın seri katilidir” ifadelerini kullanmıştı. Bakan Eroğlu bu ifadelerin ardından Eken hakkında tazminat davası açmıştı.

'İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRATİK TOPLUMUN TEMELİ'

Bakan Eroğlu’nun yaptığı suç duyurusuna Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) dayanarak yanıt veren Antalya Başsavcılığı kararında şu görüşlere yer verdi. Başsavcılığın yanıtında, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (HM) göre ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden biri ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10/2 maddesi uyarınca ifade özgürlüğünü korumak kabul gören veya zararsız ve kayıtsızlık içeren bilgiler ve fikirler için değil aynı zamanda kırıcı veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir” görüşüne yer verildi.

 

'KAMU ADINA ÇALIŞANLAR YAPTIKLARINDAN SORUMLUDUR'

Konuyla ilgili açıklama yapan Güven Eken’in Avukatı Berna Babaoğlu Ulutaş yaptığı açıklamada, “Bu zaten beklediğimiz, olması gereken bir karardı. Savcılığın burada ayrıca AHİM içtihatlarına atıfta bulunması oldukça olumlu ve eleştiri hakkının evrensel ölçekte kişiye tanınan bir insan hakkı olduğunun ortaya konması açısından son derece önemlidir. Kamu yararı adına çalışan kişiler yaptıklarından sorumludur ve eleştirilere de açık olmalıdır.” diye konuştu.

 

BAKAN EROĞLU'NU KIZDIRAN SÖZLER

Eken, Türkiye’nin dört bir yanından gelen doğa kıyımı haberlerinin yoğunlaştığı dönemde Çevre ve Orman Bakanı’na ‘çevre özel ödülü’ veren Akdeniz Üniversitesi’nin bu uygulaması üzerine şunları söylemişti: “Bakan Eroğlu Türkiye doğasının tarih boyunca karşılaştığı en büyük yıkımı gerçekleştiren insandır. Bütün derelerimizi inşaat makinelerine açmış, çok sayıda gölün kurumasına neden olmuş, korunan alanları madencilere açmış, Anadolu kırsalını insansızlaştırmış ve ormanların yağmalanmasına sessiz kalmıştır. Eroğlu doğanın seri katilidir. Bir katile ödül vermek ancak yine katliamcıların işi olabilir. Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi zaten daha önceki yıllarda doğayı katleden başka insanlara ödül vererek gerçek niyetini ortaya koymuştur. Bu ödülle merkez, adının içinde geçen hiçbir kelimeyle uyumlu hareket etmeyen bir yapı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu enstitüyü yönetenlerin Antalya çevresinde Bakan Eroğlu imzasıyla gerçekleştirilen dere katliamlarını yerinde görmelerini tavsiye ederim. O zaman yaptıkları hareketin ne kadar yüz kızartıcı olduğunu belki onlar da anlar.”

 

g_eken

Güven Eken



 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

Kategori Yusuf Yavuz

Bunun adı Karacaölüm! [Yusuf Yavuz]

Pazar, 14 Temmuz 2013 15:27

Bunun adı Karacaölüm!

 

Bakan Eroğlu’nun ‘muhteşem’ dediği barajın sularında bir ayda 50 ton balık öldü…

 

Yusuf Yavuz

Gazetevatanemek – 14 Temmuz 2013

 

Isparta ve Burdur illeri sınırında bulunan Karacaören Barajı, Antalya’nın da gelecekteki içme suyu kaynağı olarak görülüyor.

Ancak baraj gölünde bir süredir yaşanan balık ölümleri Karacaören’in alarm verdiğini gösteriyor.

Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, baraj gölünde yapılan ölçümlerde sudaki oksijen seviyesinin oldukça düşük, azot ve fosfor seviyesinin ise yüksek olduğunu belirterek, konuyla ilgili önlem alınmasını istedi.

Geçtiğimiz Şubat ayında Antalya’yı ziyaret eden Bakan Eroğlu, “kısa zamanda Karacaören 2 Barajı'ndan muhteşem suyu getireceğiz” müjdesini vermişti.

KARACAÖREN NEFESSİZ KALINCA BİR AYDA 50 TON BALIK ÖLDÜ

Burdur’un Bucak ilçesine bağlı Elsazı köyünde Karacaören Baraj gölünde yaşanan balık ölümleri yörede tedirginliğe neden oldu. Son bir ay içerisinde yaklaşık 50 ton balığın öldüğü öne sürülürken, basın mensuplarının olayı haber vermesi üzerine bölgede incelemelerde bulunan Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, gölde yapılan su ölçümleri sonucunda oksijen seviyesinin oldukça düşük, sudaki azot ve fosfor seviyesinin ise çok fazla olduğunu belirterek, alınan dip çamuru ve balık örneklerinin analiz için Ege Üniversitesi’ne gönderildiğini kaydetti.

İSRAİL VE ÇİN SAZANI YERLİ TÜRLERİ YOK ETTİ

Karacaören Barajı gölünde 1980 ila 2005 yılları arasında sazan, yılanbalığı, eğrez, dere alası, sudak, sıraz, bıyıklı balık gibi türlerin bulunduğuna dikkat çeken Kesici, bu türlerin Aksu Çayı, Çandır Deresi ve Kovada Kanalı ile baraj gölüne geldiğini ancak yapılan balıklandırma çalışmalarıyla göle bırakılan İsrail ve Çin sazanı ile takoz balığının diğer türlerin yok olmasına neden olduğunu dile getirdi. Kesici, göldeki balık çiftliklerinde kullanılan yemlerin içerdiği kimyasalların da önemli bir kirlilik nedeni olduğuna işaret etti.

ATIK KANALINA DÖNÜŞEN DERELERDE HALA ÖNLEM ALINMIYOR

Isparta’daki deri sanayi ile Sav beldesinde bulunan mermer işletmelerinin atıklarının Sav Deresi’ne bırakıldığının altını çizen Kesici, “yıllardır rengi değişen ve adeta köpüren sularıyla dere özelliğini kaybeden Sav deresi, atık kanalına dönüşmüştür. Göle ulaşan bu tür derelerin atıklarının gölde oluşturduğu kimyasal kirlilik ve oksijen azalması sonucunda son beş yıl içerisinde barajda balık ölümleri meydana gelmektedir. Bir aydır derelerde-derelerin göle ulaştığı kesimlerde ‘takoz balıkları’ gibi kirli sulara direnç gösteren balıkların ölümlerinin görülmesi baraja akan dere ve çayların taşıdıkları kirli sularla ilgili hala arıtma önlemlerin alınmadığını göstermektedir” diye konuştu.

KİRLETİLEN SULARI TARIMDA KULLANMAK BÜYÜK YANLIŞ

Doğal kaynaklardan yararlanmanın önemine işaret eden Kesici, “tarım ve sanayi elbette çok önemlidir, fakat kirletilen suları tarımda ve diğer kullanımlarda tekrar değerlendirerek besin elde etmek çok büyük çelişki ve yanlıştır. Bu insan ve diğer canlıların yaşamında istenmeyen sonuçlar doğurabilir” dedi.

UYARILAR DİKKATE ALINMIYOR

Adeta ölüm kusan baraj gölünün sularının temizlenmesinin basit önlemlerle mümkün olduğunu ancak yıllardır dile getirdikleri gerçeklerin ilgililerce dikkate alınmadığını söyleyen Kesici, Antalya’nın içme suyu rezervi olarak görülen Karacaören’in sularının temizlenmeden kullanılmasının mümkün olmadığının altını çizdi.

Kirletilen suların geri kazanımının çok zor ve pahalı bir işlem olduğunu söyleyen Kesici, “para her şey değildir. Asıl olan canlıların, gelecek nesillerin sağlığı ve yaşamıdır. Günümüz teknolojisinde doğanın can damarları olan dere ve çayların kirletilmesinin ilkelliktir” görüşünü savundu.

BAKAN EROĞLU, ‘MUHTEŞEM SU’ BENZETMESİ YAPMIŞTI

Öte yandan geçtiğimiz Şubat ayında Antalya’yı ziyaret eden Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, kentin içme suyunun Karacaören’den temin edilmesini öngören projeyle ilgili protokolü imzalayarak, “kısa zamanda Karacaören 2 Barajı'ndan muhteşem suyu getireceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

DSİ tarafından geçtiğimiz günlerde ihalesi yapıldığı belirtilen Karacaören projesi ihalesinin, 136 milyon 800 bin liralık teklif veren özel bir şirkete verildiği öğrenildi.

 

 



http://www.gazetevatanemek.com/

 

Kategori Yusuf Yavuz

 

 

 

Eroğlu İsrail destekçiliğini gizlemeye çalışıyor

 

 

Bugün yayınlanan röportajında Kuzey Kıbrıs’a ve Gazze’ye su götürmeyi planlayan projeleri anlatan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, hükümetin gerçek niyetine hiç değinmedi. Türkiye-İsrail arasında 2007'de yapılan anlaşmaya göre asıl plan, beş boru hatlı bir projeyle İsrail’e can damarı sağlamak.

 

(soL-Dış Haberler)

23 Mart 2012 - 17:20

 

 eroglu-eliezer

 

2007 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ile İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Benyami Ben Eliezer, boru hatları konusunda anlaşmaya varmıştı.

 

 

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu bugün Akşam gazetesinde manşetten yayınlanan röportajında, Kuzey Kıbrıs’a içme suyu götürmeye hazırlandıklarını ifade etti ve “başbakanın talimat vermesi halinde Gazze ve Filistin'i de suya kavuşturacağız” dedi. Ancak özellikle 2006 yılında Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattının devreye girmesinden bu yana kamuoyuna yansıyan çok sayıda açıklama ve rapora göre, hükümetin asıl planı İsrail’e çok sayıda boru hattı içeren bir projeyi hayata geçirmek. İsrail açısından “can damarı” anlamına gelecek böyle bir projeyi şirin göstermek için ise “Gazze’ye, Filistin halkına su götürüyoruz” gibi bir argüman kullanılıyor.

Eroğlu: “Gazze’yi ve Filistin’i susuz bırakmak istemiyoruz”

Kuzey Kıbrıs’a içme suyunun götürecek boru hattının faaliyete geçmesi için 7 Mart 2014 tarihini veren Eroğlu, röportajında bu proje kapsamındaki barajlar ve boru hatlarıyla ilgili ayrıntılı bilgi veriyor ve ek olarak şunları söylüyor:

“Başka projelerimiz de var. Sadece KKTC değil Ortadoğu'yu, Gazze'yi ve Filistin'i de susuz bırakmak istemiyoruz. Başbakanımız talimat verirse, KKTC'den ya da başka bir projeyle buralara su götürme çalışmalarımız var. Biz sessiz sedasız Afrika'ya da su götürdük. Oralarda kuyular açarak.”

İçme suyu boru hattı tek başına çok maliyetli

Veysel Eroğlu’nun açıklamaları geçmişte İsrail'e petrol ve su taşımak üzere yapılan anlaşmaları akla getiriyor. Geçmişte kamuoyuna yansıyan bilgiler, Eroğlu’nun açıklamalarında çok sayıda çarpıtma bulunduğunu ve asıl niyetin gizlenmeye çalışıldığını düşündürüyor.

İlk olarak, Türkiye’nin İsrail’e tankerle su sattığı dönemlerde basına yansıyan fizibilite raporları, boru hatlarıyla içme suyu taşımanın, deniz suyunu arıtmaktan daha maliyetli olduğunu ortaya çıkarmıştı. Bu nedenle İsrail Türkiye’den tankerle su alımını durdurmuş, tek başına su boru hattı inşasını gündemden çıkarmış ve deniz suyu arıtımına ağırlık vermişti.

İçme suyu boru hatlarının ancak maliyeti düşürecek “başka boru hatlarıyla” yani petrol ve doğalgaz boru hatlarıyla birlikte inşa edildiğinde maliyet açısından arıtmadan daha uygun hale geldiği ortaya çıkmıştı.

Asıl niyet: İsrail’e beş boru hatlık proje

BTC boru hattı devreye girdikten sonra bölgedeki boru hatları inşasıyla ilgili yapılan anlaşmalar ve kamuoyuna yansıyan somut bilgiler, gerçek niyeti ortaya koyuyor:

- 2007 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ile İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Benyamin Ben Eliezer arasında, iki ülke arasında altyapı koridoru inşa edilmesi için kapsamlı bir fizibilite çalışması yürütülmesi konusunda anlaşmaya varıldı.

- Plana göre, iki ülke arasında beş boru hatlı bir altyapı çalışması yapılması öngörülüyor. Bu boru hatları petrol, doğal gaz, içme suyu, elektrik ve fiber optik boru hatlarından oluşuyor.

- Yalnızca fizibilite çalışmasının kendisi bazı kaynaklara göre 8 milyon avro, bazı kaynaklara göre ise 30 milyon dolar maliyet taşıyor.

- İtalyan enerji holdingi ENI SpA ve Türkiye’den Çalık grubunun yaptığı ön araştırmaya göre ise, ne kadar çok boru hattı olursa proje o kadar kârlı oluyordu. Buna göre, beş boru hatlı ve 460 km uzunluğundaki projenin maliyeti 2,5 - 4 milyar dolar arasında tahmin ediliyordu.

- Projeye göre, İsrail’e giden su, İsrail, Ürdün ve Filistin arasında paylaştırılacak. Bir başka ifadeyle, bütün bölgeye su gönderilmesi söz konusu, ancak Filistin halkına gidecek suyun vanası İsrail devletinin elinde olacak.

- Hindistanlı ve Çin’li petrol şirketleri projeyle yakından ilgilenirken, tamamlanması halinde İsrail’in uzakdoğuya petrol ticaretinde en önemli limanlardan biri haline geleceği ifade ediliyor. Bu durumun büyük bir stratejik kozun İsrail’in eline Türkiye tarafından verilmesi anlamına geliyor.

Gazze edebiyatı yaparak, İsrail destekçiliğini gizlemeye çalışıyorlar

Yıllardır Gazze edebiyatı yaparak Filistin halkının desteğini almaya çalışan, ancak İsrail ile her türlü askeri ve ekonomik işbirliğini sürdüren hükümet, boru hattı politikalarında da aynı tarzı uyguluyor. Beş boru hatlı projenin İsrail’e büyük bir güç kazandıracağı gün gibi ortadayken, bunu “Gazze halkına su götüreceğiz” diye sunmak, gerçek bir çarpıtma anlamına geliyor. Yürümekte olan küçük ölçekli Kuzey Kıbrıs içme suyu boru hattı ise, arıtmaya göre daha maliyetli olmasına karşın, İsrail ile ilgili asıl büyük projeleri kolaylaştıracak, maliyetlerini düşürecek ve uluslararası yatırımcıların ilgisini çekecek bir ön adım olarak öne çıkıyor.

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

 

 

 

 

 

 

Kategori Haberler

“Çıralı” köylülerinin zaferi

Cuma, 24 Şubat 2012 11:38

 

 

Çıralı köylülerinin zaferi

 

HÜRRİYET / A.A - 24 Şubat 2012 

cirali-kumsali

Dünyaca ünlü Çıralı Plajı’nın 18 dönümlük alanını 10 yıllığına kiralayan turizm firmasının bölgeyi tel örgüyle çevirmesini günlerce protesto eden, gece tel örgü nöbeti tutan köylüler sonunda kazandı. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “Biz burada kesinlikle ranta izin vermeyeceğiz. Burayı Ormanspor'dan alacağız ve vatandaşların hizmetine sunacağız dedi

 

cirali-2Deriner Barajı'nın su tutması dolayısıyla Artvin'e gelen Bakan Eroğlu, baraj bölgesindeki incelemelerinin öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Gazetecilerin Çıralı'da Ormanspor'a ait alanın turizm amaçlı olarak bir işletmeye kiralandığı iddialarına ilişkin soruları üzerine Bakan Eroğlu, şunları kaydetti:

“Orman Genel Müdürlüğüne bağlı Ormanspor'un bu alanı turizm amaçlı olarak bir başka işletmeye verildiği iddiaları yer aldı. Eskiden devletin mülkünü parasız kullanıyorlarmış, Ormanspor da 'kiraya verelim' diye düşünmüş. Biz burada kesinlikle ranta izin vermeyeceğiz. Müfettişlerimiz de orada gerekli incelemelerde bulunuyorlar. Burayı Ormanspor'dan alacağız ve vatandaşların hizmetine sunacağız. Yaygara yapanlar da daha önceden o alanı izinsiz kullananlardı.”

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

İLGİLİ YAZILAR:

Çıralı'da tahsis öfkesi büyüyor! [Yusuf Yavuz]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yusuf-yavuz-diger-yazilar/3929-cralda-tahsis-oefkesi-bueyueyor.html

Çıralı'da sit alanına iki futbol sahası! [Yusuf Yavuz]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yusuf-yavuz-diger-yazilar/1338-ciralida-sit-alanna-iki-futbol-sahasi.html

Bakan Eroğlu HES'leri şirin göstereceğine yargı kararlarını okusun [Yusuf Yavuz]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yusuf-yavuz-diger-yazilar/1156-bakan-erolu-hesleri-irin-goestereceine-yarg-kararlarn-okusun.html

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kategori Haberler

Diğer Haberler