23 Temmuz 2014

 

NATO Savaşta, GLADYO Hükümette

 

Doğu Perinçek

AYDINLIK - 5 Mart 2011

 

natosavasta 

Doğu Perinçek, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra “Gladyo’nun tasfiye edildiği” söylemlerini Türkiye’de ve dünyada yaşanan olaylara dayanarak değerlendirdi; NATO’nun 70 yıl aradan sonra K. Afrika’da giriştiği tarihindeki ilk sıcak savaş ve Türkiye açısından taşıdığı önem konusunda açıklamada bulundu.

 

Gladyo’nun en büyük marifeti

Ne diyorlardı?

Sovyetler Birliği dağılınca Gladyo’nun işi bitmiş ve NATO ülkelerinde tasfiye ediliyordu.

Oysa Gladyo, özellikle Türkiye’de hiçbir zaman bugünkü kadar işlevsel olmamıştı. Ergenekon tertibiyle Kemalist Devrim’in temelden yıkılması, Gladyo’nun NATO tarihindeki en büyük işlerinden biridir; belki de birincisidir.

NATO ilk kez sıcak savaşta

NATO, 70 yıla yaklaşan tarihinde sıcak savaş yapmadı. Şimdi Kuzey Afrika’da ilk kez savaşa girdi.

Bu savaş, birdenbire çıkmış değil. ABD’nin Kuzey Afrika ve Ortadoğu planı, 2000’lerin eşiğinde biçimlenmişti. Adını daha sonra BOP koydular ve beğenmeyip GOKAP (Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi) diye değiştirdiler.

Gladyo NATO’nun gizli hükümetidir

NATO sıcak savaşa hazırlanacak ve Gladyo tasfiye edilecek!? Bu masalı piyasaya süren Gladyo’nun kendisiydi. Türkiye’de de dikkat ediniz, Gladyo’nun gedikli basın elemanları, bu psikolojik savaş zırıltılarını seslendirdi. Örneğin Nazlı Ilıcak gibi, Ahmet Altan gibi… 

Biraz aklı olanlar, herhalde artık öğrenmiştir: Muhalefette Gladyo olmaz. Gladyo NATO’nun gizli hükümetidir. Gladyo, bazılarının sandıkları gibi; bir “Çete” değildir veya yalnızca vurdu-kırdı işleri yapan bir şiddet örgütü değildir. Nilgün Cerrahoğlu kaç kez yazdı: İtalya’da uygulanan “Temiz Eller Operasyonu” Gladyo’yu hedef almadı; bazı çeteleri soruşturdu. Eski İtalyan Cumhurbaşkanı Cossiga, Gladyo’nun yeraltındaki NATO olduğunu ve hükümet işlevi yürüttüğünü çok açık anlattı. (Nur Batur’un görüşmesi,  Sabah, 17 Şubat-19 Şubat 2009)

İç cephedeki ve dış cephedeki Gladyo

Bugüne kadar Ergenekon tertibinin iç cephedeki uygulamasıyla karşılaştık. Kemalist Devrim tasfiye edildi ve Amerikancı “İslam”ın Mafya-Tarikat rejimi kuruldu. Libya savaşıyla birlikte dış cephedeki savaş da başlamış bulunuyor.

Artık Ergenekon tertibinin uluslararası boyutuyla da karşı karşıyayız. Yalnız biz Türk milleti değil, bütün Mazlumlar Dünyası ve bütün insanlık!

2002 yılındaki Gladyo darbesi

Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül yönetimi, 2002 yılında gerçekleştirilen Gladyo darbesiyle iktidara getirilmiştir. DSP bölünmüş, Ecevit hükümeti parçalanmış ve Türkiye Devlet Bahçeli’nin de özel katkısıyla bir erken seçime sürüklenmiştir. Gladyo, 8 yıldan beri tarihindeki en derin operasyonu yürütüyor.

Türkiye’deki başlıca Gladyo uygulamaları

Türkiye’deki başlıca Gladyo uygulamalarını hatırlayalım ve Ergenekon tertibiyle karşılaştıralım:

6-7 Eylül 1955 tertibiyle İstanbul’daki Rum ve Ermeni yurttaşlarımıza karşı çok kapsamlı terör.

12 Mart darbesi.

1 Mayıs 1977’de başlatılan Türkiye’yi istikrarsızlaştırma operasyonu ve 12 Eylül 1980 darbesi.

2002 hükümet darbesiyle Tayyip-Gül ikilisinin iktidar koltuklarına oturtulması ve Irak’ın işgal edilerek parçalanması.

Ergenekon tertibinin marifetleri

Hazırlık dönemini saymazsak 2007 yılı Haziran ayında başlatılan Ergenekon tertibi;

1. Yukarda saydığımız Gladyo operasyonlarının devamıdır.

2. Türkiye tertibinin en derin ve en kapsamlı Gladyo operasyonudur. Cumhuriyet’i yıkmıştır. Kemalist Devrim’i devlet katında tasfiye etmiştir. 

3. Türk Ordusunu Türk Ordusu olmaktan çıkartmakta ve ABD’nin ateşe sürdüğü özel bir silahlı güce dönüştürmektedir.

4. Türkiye’nin bölünmekten de beter iç çatışma ve kargaşalıkların içine itmektedir. 

5. CHP’yi Abdullah Gül ile işbirliği mevzisinde, Gladyo tertibinin bir aleti haline dönüştürmektedir. 

İşte Ergenekon operasyonu yukarıda 5 maddede özetlediğimiz programı uygulamak için yapılmıştır.

Psikolojik savaş elemanları ve alkışçıları

Gladyo’nun psikolojik savaş mangası, bu operasyonu “Gladyo tasfiye ediliyor” diye parlatmıştır.

Psikolojik savaş elemanları dışındaki bazı budala ve dangalaklar, Gladyo’nun dolduruşuna gelmiş ve Ergenekon tertibini alkışlamışlardır.
O budalalardan bazıları, hâlâ “Bizi niçin hedef alıyorsunuz” diye Gladyo’dan şefaat dilemekte ve yalvarmaktadırlar. Bunların içinde budala olmasa bile, korkaklar ve zayıf karakterliler vardır. 

Artık herkes görmeli

Dangalaklar, korkaklar ve zayıf karakterliler dâhil, herkes artık sıra kendisine gelmeden görmelidir ve görecektir:

NATO savaştadır.

Gladyo hükümettedir.

Cumhuriyet Devrimcileri ve yurtseverler hapistedir.

 

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

Kategori Doğu Perinçek
 

Kılıçdaroğlu’nun son konuşmasını kimler niçin alkışlıyor?

 

Doğu Perinçek

ROTA - Aydınlık, 01 Şubat 2013

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun 29 Ocak 2013 Salı günü Meclis Grubu’nda yaptığı konuşma, CHP’nin hangi konuma yerleştiğini açık ve kesin çizgilerle sergiledi.

Kimlik beyanı

Kılıçdaroğlu’nun kimlik beyanı şöyle özetlenebilir:

- Biz, Recep Tayyip Erdoğan’dan daha NATOcuyuz!

- Biz, AKP’den daha Avrupa Birlikçiyiz!

- Biz, daha Batıcıyız!

- Biz, Recep Tayyip Erdoğan’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’ne göz kırpmasına bile tahammül edemeyiz!

Mesajlar hangi adreslere

Kılıçdaroğlu, mesajları bir bir şu adreslere gönderiyor:

- Atlantik ötesine, Washington’a,

- Pensilvanya’ya,

- Brüksel’e,

- Sıcak para baronlarına ve kirli paracılara,

- Çankaya’yı işgal eden Abdullah Gül’e.

Batı’ya sadakat yarışında kim öne fırladı

Bu biat konuşması, Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Birliği’ne “Şanghay İşbirliği Örgütü de var” diye cilvelenmesi üzerine yapılıyor.

ABD ve AB’nin gözüne girmek için tam fırsat!

Böylece Kılıçdaroğlu, Atlantik emperyalistlerine sadakat yarışında bir kez daha Tayyip Erdoğan’ın önüne fırlıyor ve aynı zamanda Abdullah Gül ve Fethullah Gülen ile işbirliğinin zeminini de pekiştiriyor.

Batan Batı’ya stratejik bağlanma

Dahası Kılıçdaroğlu Batı emperyalizminin AB ve NATO gibi örgütlerine bağlılığını stratejik temele de oturtuyor.

CHP Genel Başkanı, “Malazgirt’ten beri Batı’ya koşuyoruz” diyerek hangi Batıya bağlandığını tarihsel temeliyle açıklıyor.

O çağda Batı, dünyanın en karanlık iklimiydi, Engizisyon dönemindeydi, cadı kazanları kaynatıyordu.

11-15. yüzyılın Doğusu ise dünya uygarlığının merkeziydi.

Yeni Ortaçağ koşusunda son atak

Ve Kılıçdaroğlu’nun Batıya koştuğu bugün takvimin yaprağında, 14 Temmuz 1789 değil, 1 Şubat 2013 yazıyor.

New York limanından gemilere, Çin’e götürmesi için hurda kağıt benzeri mallar yüklenirken, Çin’den yüksek teknoloji ürünleri geliyor.

Batı’nın emperyalist-kapitalist ekonomisi krizlerde çırpınıyor.

Batı, elini açmış Doğu’dan medet umuyor.

Bugün Batının bütün düşünürleri, sağcısı ve solcusuyla, “Batı batıyor” saptamasında bulunuyor.

Batı âleminde aklı yeten herkes, bugün “Batı çürüdü, karanlık çağına girdi.” diyor. “Yeni Ortaçağdayız” saptaması yapılıyor.

Kılıçdaroğlu Yeni Ortaçağa koşuyor.

Batı’nın insanlığa ve barışa hizmetleri

Batı, Afganistan’da 300 bin Müslümanı öldürüyor.

Batı, Ruanda’yı kabile savaşlarını kışkırtarak kan deryasına çevirdi.

Batı, Irak’ta 1,5 milyon Müslümanı katlediyor!

Batı, Libya’yı paramparça edip aşiretlere bölüyor!

Batı, Suriye’yi kan revan içinde bırakıyor!

Kılıçdaroğlu, Batı’ya koşmaya devam ediyor.

Türkiye’nin Batı acısı

1995 yılıydı, Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel elindeki haritayı sehpanın üzerine yayıp, “Batı bizi böldü” diye parmağıyla gösterdi.

Sevr tehdidinin güncelleştiğini” daha sonra kamuoyu önünde de söyledi.

Batı, Türkiye’yi böldü ve Diyarbakır’ı BOP Merkezi yaptı.

Ve Batı bugün BOP Eşbaşkanlığını Musul-Kerkük seferine kışkırtıyor.

Petrol karşılığında Mehmetçiğin kanını istiyor.

Batı, Türkiye’yi 150 yıldır tarikat ağıyla örüyor, 31 Martçıları kışkırtıyor.

Batı, bağıra bağıra Kemalist Devrimi tasfiye planını uyguluyor.

Batı, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini tezgâhladı ve bugünkü Gladyo-Mafya-Tarikat rejimini kurdu.

Atlantik yarışçısına sağdan çılgınca alkışlar

Büyük Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, 1950li yıllarda Batı Acısı’nı yazmıştı.

Şairlerin 60 yıldır Batıya karşı insanlık savaşı verdiği Türkiye’de, CHP Genel Başkanı Malazgirt’ten beri Batı’ya koşuyor.

Batı’nın bütün emperyalizm işbirlikçileri, sıcak para komisyoncuları, bütün cemaatçiler, Kılıçdaroğlu’nun Atlantik koşusunu avuçlarını patlatırcasına alkışlıyorlar.

Arena tribünlerinden “öldür öldür” sloganları

Batının bütün amigoları tribünleri doldurmuş, CHP’deki NATO gladyatörlerine cesaret vermek için “öldür öldür” diye tempo tutuyorlar.

ABD emperyalizmi ve BOP Eşbaşkanlığı, Kılıçdaroğlu’ndan Batı karşıtı “Ulusalcıların” kellesini istiyor.

 

YARIN: TÜRKİYE’NİN SAĞCILARI CÜMLETEN CHP’DEKİ “SOLCULARI” DESTEKLİYOR

 

 

 

İLGİLİ YAZILAR:

Kim konuşuyor, Soros mu yoksa Kılıçdaroğlu mu : Batı aydınlığın adı, biz NATO’cuyuz

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/7199-bati-aydinligin-adi-biz-natocuyuz.html

BATI ACISI [Fazıl Hüsnü Dağlarca]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/kitaplar-sozlukler/item/7206-bati-acisi.html

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

Kategori Doğu Perinçek

 

Komuta kademesi iç cephedeki düşman

harekâtına 
niçin teslim oldu?

 

Doğu Perinçek

ROTA - Aydınlık, 10 Şubat 2013

 

Soru gurur kırıcıdır ama örtbas edilemez.

Çünkü Türkiye’nin ayakta kalması için, bu soruyu sormak zorundayız.

Peki, iç cephe niçin düştü, komutanlar düşman harekâtına niçin direnemedi?

Atlantik stratejisinde “Kemalist Devrime kefen biçiliyordu

En önemlisi stratejik nedendir.

NATO bize iç cephede Kemalist Devrimi savunmayı öğretmedi, tersine Atatürk Devrimini savunanları bastırmayı öğretti.

ABD emperyalistleri daha 1945 yılında Türkiye’ye girerken, Kemalist Devrimin kökünü kazıma kararındaydılar.

Bunu raporlarına yazdılar. “Türkiye Kemalizmde devam ederse, komünizme gider” dediler.

Bizim “Küçük Amerika” dönemindeki millî güvenlik stratejimiz, Atatürk Devriminin güvenliğini sağlamak değildi, NATO’nun güvenliğini sağlamaktı.

TSK içinde Mustafa Kemal geleneği evet yaşadı, ama Atlantik dalgalarında çırpınarak yaşadı.

Atatürk Devrimi yıkılırsa vatan ve millet kalır mı?

İç cephede Atatürk Devriminin sağlam tutulması ile vatan bütünlüğü arasındaki tunç bağı Atlantik sisleri içinde kayboldu.

TSK komutanlarının çoğu, Atatürk Devrimini yıkıma uğratan bir rejimde vatanın parçalanacağını görmediler.

Bugünkü komuta kademesi, hâlâ görmüyor.

TSK komutanları, Atatürk Devrimini yıkanların yönettiği bir Türkiye’de, etnik çatışmaların, mezhep kavgalarının kaçınılmaz olacağını da görmediler.

ABD güdümünde varacağımız yer, komşularımıza El Kaide terörü ihraç etmekti ve Barzanistan’a bekçilikti.

Onu yaptık ve şimdi Diyarbakır’ı Barzanistan’a başkent yapma aşamasına geldik.

Atlantik rejimine sadakat, vatanın bölünmesine sadakat oldu. Ve milletin parçalanmasına sadakat!!!

NATO silahları neyi korudu?

Komutanlarımız, “NATO silah vermezse biz nice oluruz” diyerek ABD emperyalizmine bağlandılar.

Türk Ordusunun sözümona modern silahları vardı. Ama o silahlar, iç cephede Atatürk Devrimi yıkılırken hiçbir işe yaramadı.

O NATO silahları, Beşiktaş Adliyesi’nde koca koca komutanlar esir alınırken, hiç ama hiç işe yaramadı.

Türk Ordusu NATO silahıyla bırakalım vatanı korumayı, kendisini bile koruyamadı.

Meğerse o NATO silahları, bu Cumhuriyeti bu vatanı korumak için değil, Kemalist Devrimi yıkma sürecinde TSK’yı teslim almak içinmiş.

Uçak var pilot yok Gemi var komutan yok

Bugün çok çarpıcı değil mi, ABD’nin verdiği F-16’larımız var, ama uçaklarımızı uçuracak pilotlarımızı kaybediyoruz.

Gemilerimiz var, ama bahriyede komutanımız kalmadı. ABD emperyalizmi ve işbirlikçileri, Deniz Kuvvetlerimizi bir torpido atmadan esir aldı.

Çünkü TSK’nın komuta kademesinde, ABD güdümlü bir iç harekâta karşı koyma kavramı yoktu. NATO’nun kitabında yazılı değildi bu görev.

NATO’da Türk subayının başına gelenler

Daha önemlisi Atlantik sistemi içinde Türk subayının İstiklâl Savaşı değerleri örselendi.

Türk subayı ya devrimcidir ya da subay değildir.

Şöyle de söylenebilir: Türk subayı, ya Mustafa Kemal’in askeridir, ya da asker değildir.

İtiraf etmek zorundayız, Atlantik döneminde Türk subayının devrimci karakterinde bozulmalar oldu. Subay karakteri bozulmasaydı, yüzlerce generalini, binin üzerinde silah arkadaşını düşmana teslim eder miydi?

Düşman niçin Kemal’in askerlerini hapse attı?

Çünkü Türk Ordusunu nereden vuracağını biliyor.

Subayın ruhundan Atatürk’ü çıkar, geride kalan artık Türk subayı değildir; NATO personelidir.

Genelkurmay bugün Harp Okulu’nda Mustafa Kemal’in adı okununca “burda” denmesinden korkuyor.

Atlantik’teki ideolojik yıkım

Türkiye’de yıllardır 1908 Hürriyet Devrimi düşmanlığı yapılıyor, Atatürk Devrimi yıkılıyor. İstiklâl Savaşı, Ermeni ve Rumlara soykırım savaşı oldu.

Cumhuriyet Devrimi, “Dersim katliamına” indirgendi. Şeyh Sait heykelleri dikildi. Saidi Nursi hükümet oldu.

Düşman kendi ülkemizde Türk Devriminin değerlerini çiğnedi ve çiğnedi.

İttihat Terakki devrimciliğini mahkûm eden Genelkurmay başkanları gördük.

Oysaki hürriyetimizin, istiklâlimizin kökleri ordaydı. Atatürk, o Hürriyet Devrimcilerindendi, Türk subayının fedai ruhu o köklerdeydi.

Türk Ordusu, Balkan Savaşı yenilgisinden sonra devrimci bir anlayışla yeniden örgütlenmişti.

O sayede Birinci Cihan Savaşı’nda “yedi düvele” büyük başarıyla direnmişti.

Atatürk, Türk Ordusunu İstiklâl Savaşı’nın başında aynı devrimci anlayışla yeniden kurdu.

Bunu Sovyet Generali Frunze’ye çok güzel anlatır (Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetlerle Görüşmeleri, Kaynak Yayınları).

Atlantik sisteminde o devrimci kökler yıpratıldı. Türk subayının devrimci karakteri, fedakârlığı, vatana adanmışlığı hep saldırıya uğradı.

Bugün o nedenle “ihanet öyküleri” yazıyoruz.

Düşmanın ideolojik harekâtı Genelkurmay Başkanı’nı esir aldı

Genelkurmay, düşmanın ideolojik harekâtına karşı koymadı.

Hatta Genelkurmay Başkanı, 20 Nisan 2005 günü Harp Akademileri’nde, “millî egemenlik ve millî güvenlik” kavramlarının eskidiğini ilan etti.

Kimse Türk Ordusunun ideolojik olarak küreselleştirilmesinin kabahatini Org. Hilmi Özkök’ün üzerine atmasın, bütün komutanlar o sözleri kuzu kuzu dinledi.

Hatta bu açılımı, “tartışalım” diyenler oldu. Neyi tartışacaklardı? Millî ordunun tasfiyesini mi?

Bunları bugün söylemiyoruz.

Org. Özkök’ün o karanlık konuşmasından dört gün sonra Kocatepe’ye çıktım ve haykırdım.

Ertesi gün, 25 Nisan 2005 günü Irak Türkmen Derneklerinin Hilton Oteli’ndeki davetinde, o zaman Genelkurmay Harekât Dairesi Başkanı olan Korg. Metin Yavuz Yalçın’ın başında bulunduğu 10 kadar yüksek rütbeli komutana açık açık belirttim.

E. General Erdal Sipahi ve E. Alb. Cumhur Utku da ordaydı.

Türk Ordusunda komuta zaafı” diye konferanslar verdim. Bu başlıkla Teori’de yayımlandı.

Genelkurmay Başkanı “Millî güvenliğin zamanı geçti” dediği gün, Türk Ordusu yenilmişti.

Türk subayı, daha o gün esarete boyun eğmişti. Mahkûm salonuna oradan gelindi. Bugün Silivri Kalasında yatan komutanlardan bazıları o gün oradaydı.

Asker “Mustafa Kemal’in askeri” değil mi?

Atatürk Devrimini kaybedince, Ordumuz dahil her şeyimizi kaybetme tehdidiyle yüz yüzeyiz.

Şimdi Türkiye, yeniden Atatürk Devrimi temelinde varolma eyleminin eşiğine gelmiştir.

Atlantik boyunduruğuna isyan başlamıştır. 2012’de milyonlar “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye ayağa kalktı.

Genci, aydını, kamu çalışanı, işçisi, “Mustafa Kemal’in askeriyiz” diyor.

Peki askerler, “Mustafa Kemal’in askeri” değil mi?

Ordu Mustafa Kemalleşiyor

Türk Ordusu, Atlantik duvarlarını yıkacak, NATO kelepçesini çözecek, Mustafa Kemalleşecektir.

Mustafa Kemalleşme başladı.

Feleğin sillesi, Türk subayını, Türk askerini Mustafa Kemalleştiriyor.

Hasdal, Hadımköy, Maltepe, Silivri, Sincan, İzmir’deki ve Ankara’daki ve Diyarbakır, Erzincan, Malatya, İstanbul ve Çorlu’daki ve Gölcük ve İskenderun’daki bütün komutanlara aynı soruyu soruyorum:

Türk Silahlı Kuvvetleri, düşmanın iç cephedeki harekâtına niçin karşı koymadı, niçin bugünkü duruma geldi?

Türkiye kuşatmayı nasıl yaracak?

Vatan bütünlüğünü, Cumhuriyetin geleceğini nasıl kurtaracağız ve nasıl yeniden Atatürk Devrimi rotasına gireceğiz?

Cevaplarınızı bu köşede ve Aydınlık sayfalarında yayınlamaya hazırız.

 

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

Kategori Doğu Perinçek
 

Ankara’daki iktidar mücadelesinde NATO’yu kullanmak!

 

Sabahattin Önkibar

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

Aydınlık, 12 Aralık 2012

sonkibar@gmail.com

 sabahattin_onkibar_aydinlik

 

Bir şey artık nettir.

Ankara’daki iktidar oyununda kılıçlar çekilmiştir.

Öyle ki bu iktidar oyununa NATO ve çıkarları bile alet ediliyor.

Önce iktidar oyunundaki tarafları sunalım.

Bir cephede Tayyip Erdoğan ve iktidar gücü ile kontrol ettiği kurumlar.

Karşısında ise Abdullah Gül, F Tipi Cemaat, Neo liberal tayfa ve Kürtçülerin oluşturduğu geniş bir koalisyon.

Bu iki taraf, Türkiye’nin önümüzdeki 10 yılında belirleyici olma adına kıyasıya mücadele halinde!

Tayyip Erdoğan bu mücadelede hem iktidar avantajından ötürü, hem de mizacı gereği açıktan tutum alırken, karşısındaki cephe Washington’da Yahudi lobileri ve Beyaz Saray’ı etkileme temasları gibi metotlarla sinsi ve derinden gidiyor.

Bazı kuşkucular Erdoğan’la F Tipi arasındaki soğukluğu kayıkçı kavgası diye yorumlasa da son veriler böyle bir kavganın olduğunu ispatlar mahiyettedir.

Düşünün, inançlı bir nesil yetiştireceğiz diyen Tayyip Erdoğan F Tipi’nin aynı amaçla kurduğu dersaneleri topyekün tasfiye noktasında ise bunun manası iki kesim arasındaki ilişkinin tamamen kopması değil midir?

Tehlikeli olan husus bu büyük rekabette emperyalleri safa çekme adına atılan bazı adımlarla ülke menfaatlerine halel gelmesidir.

Ulaştığımız bilgilere göre, son Patriot belasını Türkiye’nin başına saran Abdullah Gül ile koalisyonu imiş ki, basına sızan kimi sözler bunu doğruluyor.

Hatırlayın Başbakan, haftalar önce Patriot Türkiye’ye gelecek mi sorusunu kesin bir dille, yok öyle bir şey diye cevaplarken hemen ertesinde Avrupa seyahatında bulunan Abdullah Gül tam tersi şeyler söylemiş ve  peşi sıra Erdoğan’da kendini yalanlar biçimde geri adım atıp kabul görüntüsüne girmiştir.

Ankara’nın öbür yakasındaki iddia, Tayyip Erdoğan’ın Patriotlar bağlamında Gül ve ekibi tarafından zora düşürülmek istendiğidir.

Söylenene göre Patriotların Türkiye’ye yerleştirilmesi konusunda Rusya, Çin, İran, Filistin ve Türk kamuoyundan gelebilecek tepkiler sebebi ile isteksiz olan Erdoğan, Abdullah Gül’ün o emrivakisi sonrasında ABD ile Yahudi lobisini karşısına almama adına mecburiyetten razı olmuş.

Keza Başbakan’ın Türkiye NATO toprağıdır beyanını da bu çevrelerde kendisi hakkında oluşturulmaya çalışılan menfi imajı dağıtmaya matuf diye yorumlayanlar var.

Diyeceksiniz ki ABD, NATO ya da İsrail, Ankara’daki iktidar oyununun neresinde?

Tabi ki yararlanma noktasında!

Washington, Brüksel ve Tel Aviv bu rekabette azami fayda sağlamanın peşinde.

Kuşkusuz olan Türkiye’ye oluyor zira bu iktidar mücadelesi sebebiyle Anadolu amblemi Haç olan NATO’nun füze rampası ya da savaş üssü haline geliyor ki, NATO Kara Kuvvetleri Karargahının İzmir’e taşınması bunun delilidir.

Tayyip ile Gül’ün iktidar kavgası Papa’dan himmet uman Cem Sultan ile II. Bayazıt arasındaki çekişmeyi çağrıştırıyor.

İş dünyasında F Tipi tehdit dalgası

İddiaya göre, F Tipi Metro’nun sahibinden yaptığı cirodan büyük miktarlar istemiş.

Galip Öztürk bu parayı vermeyince tutuklanıp hapsi boylamış.

İş dünyasındaki tehdit çarkı güya şöyle işliyormuş:

Polisi ve yargıyı elinde tutan F Tipi yaptığı dinlemelerle açığı olan işadamlarını tehdit edip üstüne gidiyormuş.

Kuşkusuz bunlar hukuken kanıtlanmadığı için henüz iddia ve gerçek mi değil mi bilmem ama kesin bildiğim şey F Tipi’nin iş dünyasından bağış adı altında büyük paralar topladığıdır.

Hayır bu tevatür değil, herkesin bildiği bir hakikat.

Zaten öyle olmasa F Tipi bugün fiili olarak ekonomik bir faaliyeti olmaksızın 30 milyar Doları yönetir durumda olamaz, yurt dışında yüz küsür okulu finanse edemez, sayısı on binleri aşan ışık evlerinin masraflarını karşılayamaz, dersaneleri finanse edemez ve bedava dağıtılan Zaman Gazetesi’nin devasa zararlarını başka şekillerde karşılayamazdı.

F Tipi iş dünyasında o kadar egemen bir hale gelmiştir ki malum adına TUSKON denen bir yapı bile inşa edebilmiştir.

Dahası, ispat edemeyeceğim için adını yazmıyorum medyada F Tipi diye adlandırılmayan iki medya grubunun bu cenahla birebir organik ilişkisinin olduğunu yakından biliyorum.

Sadece o da değil, mesela Mustafa Koç gibi bir işadamı bile hiç tanımadığı cemaat önderini kardeşi vefat ettiğinde Pensilvanya’dan arayıp başsağlığı dileme ihtiyacını duyabilmiştir ki, sadece bu bile F Tipi’nin etkinlik kanıtı değil midir?

Evet, F Tipi yapı bugün Mormonlar’ın bile çok ötesinde bir etki ve maddi güce ulaşmıştır ki bunu doğal tezahür diye okumak mümkün değildir.

Bize göre, bu tablo abartısız olarak Türkiye için milli güvenlik sorunudur.

Öyle, çünkü inancı referans alan ve devletin kilit kurumlarında örgütlenen bir yapının bağış adı altında iş dünyasına adeta vergi salıp toplaması ülke ve devletin bekası adına kabul edilemez.

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

 

 

 

 

 

NATO Zirvesi’nde Tayyip bey ile Davutoğlu’na ‘yalancısın’ ithamı!

 

Sabahattin Önkibar

Yeni Mesaj – 23 Mayıs 2012

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 sabahattin_onkibar

Adı: Ivo Daalder!

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi!

Chicago’da sona eren NATO üyesi ülke liderlerinin zirvesi sonrasında düzenlediği basın toplantısında Başbakanımız Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nu açığa düşürdü!

Nasıl mı?

Malum gerek Erdoğan gerekse de Davutoğlu defalarca (arşivlerde mevcuttur) Malatya’daki Füze Kalkanı tesis yönetiminin NATO’da olduğu söylemişti!

İşte ABD’nin NATO Daimi temsilcisi Ivo Daalder bunun doğru olmadığını açıkladı!

Evet, ABD’li Daalder konu ile alakalı olarak önceki gün şu açıklamayı yaptı: “Bugüne kadar ABD’nin yönetiminde olan Malatya’daki Füze Kalkanı Tesislerinin yönetimi bugünden itibaren Başkan Obama’nın sürpriz emriyle NATO’ya geçmiştir.”

Hoppala!

Yahu bütün Türkiye o tesislerin başlangıçtan itibaren NATO’ya ait olduğunu bizzat Başbakan Erdoğan’ın ağzından işitmedi mi?

İşitti ise ABD’li diplomatın son açıklamaları Türk Başbakanını yalan söylemekle itham etmek değil midir?

Evet, utanmaz Amerikalı açıktan Tayyip beye yalancı demiş olmuyor mu?

Bu durumda Erdoğan’ın feveran etmesi gerekiyor, değil mi?

Ama heyhaaaat Tayyip bey susuyor!

Evet, Erdoğan kendini yalancı ilan eden Amerikalı diplomada karşılık vermiyor ve onu yalanlamıyor!

Sorarım size bu tabloyu nasıl okumalıyız?

İnanmak istemeyiz ama Türkiye acaba bu tür yalanlarla mı yönetiliyor?

Değilse Erdoğan neden kıyameti koparmıyor?

Böyle olur AKP’li kayınçonun maaşı!

Adı: Nusret Yurter!

Ekonomiden Sorumlu Bakanımız Ali Babacan’ın sevgili kayınçosu!

İlaveten AKP Kütahya Mebusu Soner Aksoy’un damadı!

İşte bu genç adam tepeden inme olarak Başbakanlık Tanıtım Ajansı’nın Dubai Temsilciliğine atandı!

Canım adam AKP’lilerin yakını diye bir yere gelmeyecek mi demeyin, dinleyin!

Takdir edilen maaş ayda tamı tamına 28 bin ABD doları!

O kaç Türk Lirası mı ediyor?

Eski para ile 50 milyar, yeni yara ile de 50 bin TL!

Parayı görüyor musunuz?

Aylık 50 milyar maaş!

Bu zamanda AKP’lilerini kayınçosu ya da damadı olmak varmış!

Yargıtay bölücülerin önünü açarsa, olacağı budur!

Dün bir, bugün iki!

Malum Yargıtay’ımız eşkıya Öcalan’ı “Sayın” diye ağzına alanlarla, PKK’ya “gerilla” diyenlere ceza yok hükmünü verdi ya, devamı 24 saat geçmeden geldi!

BDP Mebusu Pervin Buldan TBMM’de hemen, “Öcalan liderimiz ve önderimizdir” açıklamasını yaptı!

Yok yok Pervin Buldan’a kızmayın, bu beyanda sorumlu olan ve onu teşvik eden Yargıtay’dır!

Türkiye’yi bölmek isteyen teröristi kutsayan ve ihanetini fikir özgürlüğü kapsamına alan odur!

Bilmem farkında mısınız Kürdistan bizatihi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en temel kurumları ile ihya edilmeye çalışılıyor ki, böylesini emin olun Damat Ferit günlerinde bile görmemiştik!

Standard and Poor’s’un raporu ve memura zam oranı!

Hani bir söz var, yanlış saat bile zamanı günde iki kere doğru gösterir diye!

O hesap, AKP yandaşı olarak bilinen Memur Sen’in Başkanı Ahmet Gündoğdu önceki gün kendinden hiç beklenmeyecek şekilde doğru bir söz etti.

Ne mi dedi?

Gündoğu memurun taleplerine direnen hükümete şöyle seslendi: “Başbakanımız madem Standart and Poor’s’un raporuna isyan ediyor ve ekonomik tablo güllük gülistanlık diyor, o zaman neden memurun enflasyon oranı kadar ücret artışı talebine hayır diyor.”

Evet, AKP ile Başbakan’ı can evinden vuracak soru budur!

Ekonomi iyi ve Standart and Poor’s yalan söylüyor ise memura direnmek niye?

Bu tablo bana yalancı, mum ve yatsı deyişini hatırlattı!

 

 

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

 

 

 

Deniz Kuvvetleri Komutanı o koltukta oturabilir mi?

 

Sabahattin Önkibar

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ - Aydınlık, 25 Ocak 2013

sonkibar@gmail.com

 

 

Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner feveran ederek istifa etti.

Niçin mi?

Arkadaşlarına kurulan tezgâhlara isyan için!

Peki Deniz Kuvvetleri Komutanı Emin Murat Bilgel ne yaptı?

Donanma komutanı iken tavan arasına bırakılan sözde belge ve CD’leri sanki kendileri koymuş gibi bulan savcılara Deniz Kuvveteri armalı kravatlar hediye etti.

Soruyorum şimdi birileri çıksa ve Murat Bilgel’e işbirlikçi dese Amiral bunun altından nasıl kalkacak?

Bu fotoğraf TSK adını bühtan değil midir?

Böylesi görüntüye girmiş biri astları üzerinde etkili olabilir ve kuvvet komutanlığını layıkı ile yapabilir mi?

Yoksa F Tipi polis şeflerinin söylediği gibi Genelkurmay ile Kuvvet Komutanlıklarının Karargâhlarında TSK’ya karşı yapılan çökertme operasyonlarına gerçekten omuz verenler mi var?

Değilse bütün bu olanları nasıl açıklayacağız?

Düşünün yüzlerce general ve subay terörist ithamı ile mahkum edilirken yüzlercesi casus ilan edildi ama Genelkurmay’dan açık ve net bir tavır yok!

ABD-AKP-F Tipi ittifakının TSK’yı teslim alma operasyonun amacını tekrar hatırlayalım:

1) Türkiye Anayasal rejim bağlamında dönüşüme yani bölünmeye götürülürken askeri kıpırdayamaz hale getirmek.

2) Son dönem milli refleksler veren TSK’yı topyekün ehlileştirip bölgede NATO’nun vurucu gücü haline getirmek.

3) Atatürk ile Cumhuriyet’ten rövanş almak için engel görülen askeri pasifize etmek ve güya var olan Kemalist askeri vesayeti kırmak.

4) 28 Şubat intikamını alırken TSK’nın elini-kolunu bağlamak.

Evet bu mutlak hedeflere rağmen Genelkurmay’ın kendini yani TSK’yı korumak adına yılladır bir politika geliştirememesi yeni bir Balkan bozgunu değil midir?

 

Dün Sütçü İmam bugün TGB’li gençler!

 

İşgal ve kurtuluş günlerimizde Sütçü İmam’ın başkaldırısı ne idi ise TGB’li gençlerin bugün yaptıkları anlam itibari ile aynıdır.

Üstelik TGB’liler bugün başkaldırıyı silah kullanarak yapmıyor, demokratik yolla yani emperyalizmin kafasına çuval geçirerek yapıyor.

Evet İskenderun’da, NATO ve ABD üslerini koruma amacı için getirilen Patriotları kullanacak askerlerin başına geçirilen çuval zerre mübalağasız bugünkü emperyalist amaçlara karşı meydan okumadır.

Öyle çünkü menzili sadece üsleri korumakla sınırlı olan bu Patriotların Türkiye’nin başını er ya da geç belaya sokacağı kesindir.

Tam bu noktada bir parantez açıp kamuoyunu uyarmak istiyorum.

Silahla, bomba ile molotofla yani yasadışılıkla alakası olmayan TGB’li gençlere tıpkı Balyoz ve Ergenekon misali tertip ve tezgahlar kurulabileceği güçlü ihtimaldir çünkü bu gençlerden sadece CIA değil aynı zamanda AKP ve F Tipi de zerre haz etmiyor.

Dağlara taşlara silah gömüp, CD’leri imal eden devlet içindeki malum yapı bu çocuklara benzer tezgahlar kurabilir dikkat!

 

50 MHP’li vekil siz ne iş yaparsınız?

 

MHP’de müdürlük yapan Bahçeli’nin misyonu belli peki ya 50 MHP’li vekil TBMM’de ne iş yapar ya da niçin var?

Siz hiç MHP’li bir milletvekilinin devlet tarafından PKK’ya hayali ihracat yolu ile para aktarılmasının üzerine gittiğini, Deniz Feneri dosyası için özel araştırmalar yaptığını,TOKİ’de dönen dolapları araştırdığını, belediyeler ve Bakanlıklardaki vurgunları soruşturduğunu ve de var olan rezaletleri basın toplantısı ile önce millete duyurup sonra Parlamento’ya getirdiğini hiç işittiniz mi?

Evet diyemezsiniz zira böyle bir şey olmadı!

O zaman soralım o MHP’li mebuslar niçin Meclis’tedirler ve nasıl her ay 10 küsur bin (milyar) lirayı cebine indiriyorlar?

Sorsanız onlara her biri kutlu bir davanın neferleridirler ama sadece laf yani soyut hamaset!

Kusura bakmasınlar ama tamamına yakını maalesef bir daha seçilmek adına misyonu belli olan Bahçeli’nin sadece teşrifatçılığını yapıyor!

En dramatiği ülke göz göre göre bölünmeye giderken MHP’den bir milletvekili çıkıp toplumu sarsacak bir şey yapmaması!

MHP’nin bu Meclis kadrosu ülkücü ve milliyetçi mi yoksa o kavramlardan geçinenler mi onu sizin takdirinize bırakıyorum.

 

Star öyle de Zaman farklı mı Önder?

 

Önder Aytaç’ı biliyorsunuz!

F Tipi yapının polis okulundaki kurmaylarından biriydi.

Başbakan, Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek gibileri malum Hakan Fidan operasyonu sonrasında pasifize edince kazan kaldırmış ve Erdoğan için twitter da ağır ithamlarda bulunmuş ve sonrasında görevden alınmıştı.

Mesela Star Gazetesi için devlet kurumlarında zorla abone toplandığını ve kurumların bu gazeteyi toplu olarak satın aldıklarını söylüyor.

Bunlar doğrudur ancak bir başka doğru daha var!

Ne midir?

Bu metodun Zaman Gazetesi için de geçerli olması.

Sadece o da değil, Yeni Şafak ve Akit gibilerin gerçek tirajları yani bayii satışı on binin bile altında.

Hal bu iken diğerlerini görmeyip sadece Star demek doğru ama eksik değil mi Önder Aytaç!

 

 

 

 

İLGİLİ YAZILAR:

AYDINLIK : Durdurun bu hayasızlığı

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/7119-durdurun-bu-hayasizligi.html

Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner istifa etti

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/7109-donanma-komutani-oramiral-nusret-guner-istifa-etti.html

Türkiye Gençlik Birliği, NATO askerinin başına çuval geçirdi

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/7099-turkiye-genclik-birligi-nato-askerinin-basina-cuval-gecirdi.html

 

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 


 

Gazetecilere ‘İşgal edilen adaları sormayın’ talimatı!

 

Sabahattin Önkibar

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ - Aydınlık, 06 Mart 2013

sonkibar@gmail.com

 

Türk ve Yunan Başbakanlarının yaptığı basın toplantısı öncesinde Başbakanlık Basın Merkezi’nden bir isim toplantıya katılacak gazetecilere şu talimatı  fısıldamış:

- “Ege’de İşgal edildiği iddia edilen Adalar konusunu Yunanistan Başbakanı Samaras’a sormayacaksınız!”

Eee, talimat Tayyip Sultan Hazretleri’nin merkezinden olunca akredite gazetecilerden hiçbiri bu konuyu soramadı çünkü işin ucunda kovulmak var.

Birileri bu yazdıklarımı yalanlayacak ama haber kaynağım sağlam.

Bir an için diyelim ki, böyle bir talimat yok, peki basında defalarca yazılan ve CHP ile MHP’li milletvekilileri tarafından Meclis’e getirilen bu önemli konu hakkında gazeteciler neden soru sormadı o zaman?

Sakın hatırlayamadılar demeyin, zira gazeteciler bu tür basın toplantıların öncesinde konuları belirler ve soru hazırlar. Görüyorsunuz Tayyip Erdoğan, Yunan Başbakanı’ndan Ege’de işgal edilen Eşek, Bulamaç ve Nergizcik gibi on küsür Türk adasının hesabını sorması bir yana, Başbakanlık’taki görevliler konuyu milletten saklamak için soru sorulmasını bile engelliyor.

 

PKK’da depreşen Türk bayrağı sevdası niçin?

 

Bilmesek, tanımasak, emin olmasak yutturacaklar!

Bu aralar kravatlı PKK’lılarda güya bir Türk bayrağı sevdası depreşti ki sormayın!

Önce BDP’liler kongrelerinde güya yere düşen Türk bayrağını saygı ile kaldırmış, akabinde Zafer Çağlayan’ın Körfez ülkeleri gezisine katılan BDP Hakkari mebusu Esat Canan güya otele zorla Türk bayrağı astırmış!

Ulan siz alemi kör, milleti sersem mi sanıyorsunuz!

Anayasa’daki Türk milleti ifadesini kaldırtmak ve ayrışmak için yırtınan siz güya birliğin sembolu olan bayrağa sahip çıkıyorsunuz öyle mi!

Hayır bilsem ki bu konuda zerre samimisiniz her birinizi alkışlarım ama iyi biliyorum değilsiniz ve takıyye yapıp toplumu manipüle etmeye ve bu şekilde hedefleriniz için yol almaya çalışıyorsunuz!

Zafer Çağlayan’ın BDP’nin bayrak kandırmacasına alet olması yani uçakta, “Esad Canan otele bayrak astırdı” anonsunu yaptırması söyleyin tezgaha alet olmak değil mi?

 

Bunları unutturamazsınız!

 

1) Uludere katliamının sorumlularını.

2) Doğu Akdeniz’de düşen uçağın gizemini ve kimin düşürdüğünü!

3) Afyon’daki patlamanın gizlenen faillerini.

4) Hizbullahçı katillerin cezaevinden uçurulmasını.

5) Odasında böcek bulunan Başbakan’ın bu konuyu neden kapattığını.

6) Katar Emiri’nin Sabah gazetesinde kimin adına ve niçin hissedar olduğunu.

7) Sınav hırszılığının failleri ile MİT’in bu konuda soruşturmasını.

8) Hakimleri gece yarısı yatağından kaldırıp karar aldıran irade iksirinin ne olduğunu!

9) Önceki CIA Başkanı Panetta’nın Ankara’da 5 gün neden kaldığını ve hangi dosyalarla geldiğini.

 

O toplantı neden NATO biriminde yapıldı?

 

Kafa karıştıran ve izaha muhtaç şeyler birbirini izliyor.

Tayyip Erdoğan’ın dayattığı İmralı süreci bağlamında Ankara’da bir zirve yapılmış,

6-7 Şubat tarihlerindeki bu zirve ya da çok önemli toplantının yapıldığı merkez ilginç, NATO’ya bağlı Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi.

Toplantıya Genelkurmay’ın yanı sıra, Başbakanlık, Milli Savunma, Dışişleri, İçişleri ve MİT ve NATO yetkilileri katılmış.

Cevap arayan soru şudur:

Toplantı neden NATO’nun o biriminde yapıldı?

O NATO değil midir Türkiye’nin bölücü örgütle 29 yıldır yaptığı mücadelede bırakın destek olmayı, sürekli köstek olan?

Sadece bu fotoğraf bile AKP-Öcalan ittifakının perde gerisini yani dış bağlantısını izaha yetmiyor mu?

Keza BDP heyetinin barış elçileri statüsü ile mektup taşıdığı bir süreçte Kandil’e bombaların yağdırıldığı haberini nasıl okumak gerekiyor?

Birincisi bu haber doğru mu yalan mı belli değil.

İkinci husus bombalama olayı doğru ise amaç toplumun gazını almak için midir yoksa TSK içinde farklı bakışlar var ve bombalama hükümetin müzakere kararına itiraz mıdır?

Aynı şekilde TSK’nın yaptırdığı kaydedilen anket ile verilmek istenen mesaj muğlaktır!

Kısacası Necdet Özel’in yönettiği Genelkurmay Karargahı anlaşılmaz tutumları ile adeta Tapu Kadarasto Müdürlüğü hüviyetine bürünerek kendi tarihsel misyonunu inkar noktasındadır.

 

Zafer Çağlayan’ın dünü bugünü!

 

20 küsür senedir tanıdığım Zafer Çağlayan’ın geçmişte ülkücü olduğunu yeni öğrendim.

Benim tanıdığım Zafer, Hüsamettin Özkan ve Ali Ilıksoy’la beraber Oran yolundaki Yakamoz Restoran’da akşamdan akşama kafa çeken ve kendini Ecevit hayranı diye sunan uyanık bir işadamıdır.

Zafer Çağlayan’ın AKP kurulurken o kadrolardan virüsten kaçar misali kaçtığı, biz Ankara gazetecilerinin malumudur ki; mesela Erdal Sağlam bunun tanıklarınan biridir ve yazısına konu etmiştir.

Zafer Çağlayan’ın AKP’ye girmeden önce ulusalcıların Kent Otel toplantılarına katıldığını geçtiğimiz gün Sevgili Ufuk Söylemez’den öğrendim.

Görüyorsunuz, nereden nereye!

Zafer şimdi alenen ırkçılık yaparak, “Ülkücü olduğum günlerde Kürt olduğumu hep saklamak zorunda kaldım” diyor iyi mi!

Ayıp ediyorsun Zafer!

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

  

Teslimiyetin Belgesi NATO Füze Kalkanı Antlaşması’dır

  

Erol Bilbilik

İLKKURŞUN - 14 Nisan 2012

http://www.gazetevatanemek.com/ 

 erolbilbilik-2

ABD Başkan’ı Obama’nın; Başkan Bush döneminin Doğu Avrupa Füze Kalkanı Projesi yerine, savunma stratejisini Türkiye üzerinden devreye sokması, Washington’daki yoğun bir çalışmanın ürünüdür. 

Rusya’nın ciddi eleştiri ve karşı çıkmalarına yol açan Doğu Avrupa Füze Kalkanı Projesi’nden geri adım atıldığı görüntüsünü veren Başbakan Obama yönetimi, gerçekte füze kalkanının gemilerde ve karada olmasına karar vermişti.

Bu değişikliğin nedenini de İran’ın daha çok kısa ve orta menzilli füzelere sahip olmasına bağlamıştı.

Projenin mimarlarından Stanford Üniversitesi fizikçisi ve füze savunma uzmanı Dean Wilkening, 19 Eylül 2009’da söz konusu projeye Türkiye’nin dahil edilmesine karar verildiğini açıkladı.

Obama’ya, Türkiye’nin projeye dahil edilmesi gerektiğini, Ortadoğu’ya coğrafi yakınlığının Türkiye’yi özel kıldığını söyleyen Wilkening, Türkiye’nin bölgesel şartları ve çekinceleri nedeniyle bu tür bir projede yer almama kararı alması halinde, diğer NATO üyesi ülkeler üzerinde yoğunlaşacağını belirterek: “Balistik füze yapılanması için Romanya, Bulgaristan, Türkiye, Çek Cumhuriyeti ve Polonya gibi ülkeleri inceledim. Türkiye’nin çok özel bir rol oynayabileceğini ek not olarak belirttim.” dedi.

Washington Post ve New York Times, Türkiye’nin ‘NATO Füze Kalkanı’nda önemli rol oynayacağına dair yaptıkları haberlerde, Obama’nın Ankara ile yaptığı kulislere dikkat çekmişti. İngiliz Reuter Ajansı, Füze Savunma Ajansı’nın yayınladığı haritada Akdeniz’e yerleştirilen Füze ve Radar Taşıyan Gemiler-AEGIS’in Türkiye’nin güneyini, İsrail’i, Filistin ve Mısır’ı koruyacağını bildiriyordu.

Uluslararası ilişkiler uzmanları ise Türkiye’nin planda yer almasının kendisi ve bölge için riskler taşıdığı kanaatinde olduğuna dikkat çekiyordu. [1]

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Silahlanmanın Kontrolü ve Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşarı, Dışişlerinin 3 numaralı ismi ve Obama’nın özel danışmanı Yunan asıllı Amerikan vatandaşı Ellen Tauscher, 19 Kasım 2009’da gizlice Ankara’ya geldi ve şu teklifi iletti; “ABD’nin Akdeniz-Ortadoğu-Avrupa ekseninde oluşturacağı savunma kalkanında; radarlar sizde konuşlansın, füzeler komşunuzda, tehdit sizden algılanıp, füzeler dışarıdan ateşlensin” ancak teklif, Türk tarafında endişeye yol açtı.

Tauscher görüşmede, George W. Bush döneminde gündeme taşınan ve Obama tarafından geliştirilen füze savunma sisteminde, Türkiye’nin tüm kritik noktalara yakınlığı ve jeostratejik konumu nedeniyle çok daha fazla insiyatif üstlenebileceğini ve Türkiye’nin Amerikan üretimi Patriot nükleer füzesavar füzeleri alması halinde bu sistemden yararlanabileceğini özellikle belirtti.

Teklife şüpheyle yaklaşan Ankara’nın Ellen Tauscher’e sunduğu onbir soru süreci kilitledi.

Sorular şunlardı:

1- Bu radar sistemleri Türkiye’nin hangi bölgelerine ve ne kadar süre için yerleştirilecek?

2- Radarların yarıçapları ne kadar olacak? Sadece radarla mı kalacak?

3- Kaç ABD askeri gelecek? Türk sularında radar kabiliyetli gemiler de olacak mı?

4- Türk personeli bu sistemde yer alacak mı?

5- Radarlar komşu ülkeleri ne kadar gözetleyecek?

6- Elde edilen bilgilerin ne kadarı Türklerle paylaşılacak?

7- Rusya’nın radarlara dair endişeleri nasıl giderilecek?

8- ABD, İran’ın füze tehdidine odaklı… Topraklarımıza konuşlandırılacak bu radarlar, İran’a karşı ne kadar kullanılacak?

9- İsrail bu işin neresinde yer alacak?

10- Radarların yarıçapının geniş olması halinde Pakistan’ı da kapsayacak mı? Suriye de izlenecek mi?

11- Türkiye ileride yüksek irtifa hava savunma füzeleri aldığında bu sistemden ne kadar faydalanacak? [2]

Türk tarafının Tascher’e verdiği bu onbir soru, aslında Türkiye’nin çok gizli stratejik planlarını da deşifre ediyordu.

Böyle bir hata dünya tarihinde enderdir.

Nitekim ABD, bu soruların içinde yer alan uzun vadeli stratejik kodları çözmüştü.

Başbakan Erdoğan’ın Washington ziyaretinde, NATO füze savunma kalkanı konusu gündeme geldi.

Türkiye: “Özellikle İran ve Rusya konusundaki sorularımız geçerlidir.” diyerek onay vermemeye çalıştı.

Bir süre sonra ABD, Türkiye’nin kısa ve orta irtifa hava savunma sistemi ile ilgili talep listelerini kabul etmediğini açıkladı.

Bu arada Türkiye, Amerika’nın Patriot Sistemleri de dahil Çin, İsrail ve Rusya yapımı füze savunma sistemlerinden birini alma isteğini bir süre devam ettirdi.

Alınan tekliflere rağmen bu konudaki arayışını aniden sonlandırdı ve NATO Füze Kalkanı Antlaşması’nın NATO ülkelerini de kapsamasını, ABD’ye bizzat teklif etti.

Türkiye antlaşmaya karşı ileri sürdüğü tüm çekincelerini geri çekip, 18-19 Kasım 2010 tarihinde Lizbon’da toplanan NATO zirvesinde Yeni NATO ve Nükleer Savunma Stratejik Konseptini belirleyen antlaşmayı imzaladı.

Bununla da kalmadı, ABD ile ikili antlaşma imzalayarak Kürecik’te füzesavar radar üssü kurarak faaliyete geçirdi.

Böylece antlaşmayı itirazsız kabul eden tek ülke oldu.

 

[1] Yeniçağ 20.09.2009

[2] Metehan Demir, Hürriyet, 20.09.2009

 

 

 

 

 

 

Kategori Erol Bilbilik

 

FÜZE KALKANI TÜRKİYE’NİN “İNTİHAR ANTLAŞMASI”DIR

 

 

Erol Bilbilik

16 Eylül 2011

 

erolbilbilik-2NATO Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları 18-19 Kasım 2010’da Lizbon’da toplanarak “Yeni NATO ve Nükleer Savunma Stratejik Konsepti”ni belirleyen antlaşmayı imzalamıştır.ABD Başkanı Barack Obama, imzalanan antlaşmanın Avrupa’nın ’21. yüzyıl savunma ve güvenliği’ne yönelik tehditleri etkisiz hale getirdiğini açıklamıştır. Obama bu ifadesi ile; Füze Antlaşması’nın bir NATO projesi olmadığını, bir ABD projesi olduğunu ikrar etmiştir.

- Antlaşma’da terör, NATO’ya yönelik “birinci sırada tehdit” olarak yer almasına rağmen terörün tanımı yapılmamıştır. İslami terörden çok söz edilmesine rağmen onun da tanımı yapılmamıştır, İslami tehdide Antlaşma’da yer verilmemiştir. ABD terörün tanımını yapmamakla kendisine yönelik herhangi bir hareketi ‘terör tehdidi’ kapsamında değerlendirme kozunu elinde bulundurmuştur.

- Bundan önce imzalanan NATO antlaşmaları, sadece NATO örgütü ile ilgili antlaşmalar olmuştur. Lizbon NATO antlaşmasıyla ilişkilendirilen ABD’nin “Ulusal Füze Savunma Sistemi” ile ilgili ve ABD ile SSCB’nin imzaladığı ve görüşmeleri devam eden nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve sayılarının azaltılması amaçlı ‘START’ ve ‘START II’ adlarıyla bilinen antlaşmalardır.

- ABD emperyalizmi, Türkiye’nin “1 Mart Tezkeresi”ni reddetmesi ile yaşadığı şoku unutamamıştır. Aynı şoku tekrar yaşamamak için bu yeni Antlaşma ile Türkiye’nin fiilen işgalini amaçlamıştır.

ABD, Türkiye’ye yerleştireceği ‘orta menzilli füzesavar radar sistemi’ ile; Türkiye’yi “birinci”, İran’ı “ikinci” derecede düşman olarak alıp İsrail’i korurken, sözde Kürdistan’ı da füze koruma kalkanı altına alacaktır. Onun da ötesinde asıl hedefi Rusya ve Çin’dir.

- Türkiye, NATO’nun “Avrupa için Nükleer Füze Savunma Sistemi”nin tamamlanacağı 2010-2020 yılları arasındaki 10 yıllık sürede yaklaşık 10-11 milyar dolarlık ödeme yapacaktır. Borç batağındaki Türkiye’nin bu ödemeyi yapma imkanı yoktur; ABD, bunu Türkiye’yi daha da borçlandırarak gerçekleştirecektir.

- ABD; 2010-2020 yılları arasında ve 4 aşamada uygulamaya konulacak Lizbon NATO Antlaşması ile Türkiye’nin ulusal dış politikasını, ulusal ekonomisini ve ulusal bütünlüğünü ipotek altına alarak; BOP’un Türkiye, Ortadoğu, Kafkasya, Körfez ve Kuzey Afrika ayaklarını tamamlamayı amaçlamıştır.

- BOP Eşbaşkanı, 2007 sonbaharında bir gizli antlaşma ile; Füze Kalkanı’nın 1. aşamasının tamamlanma yılı olan 2011’de nükleer füzelerle donatılmış Aegis kruvazörlerinin Karadeniz’e giriş yapmalarına izin vermiştir. ABD, zamanı gelince Aegis kruvazörlerini Karadeniz’e yine sorunsuz sokacaktır.

Lizbon NATO Antlaşması; aslında ABD’nin Süper NATO operasyonlarına yönelik bir antlaşmadır. Bu Antlaşma ile; devrimle kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin, NATO’nun hava, deniz ve kara güçleri ile yıkılması amaçlanmıştır. Türkiye, NATO’ya girdiği 1952 yılından bu yana, ülkesini ve devletini ortadan kaldıracak başka bir intihar antlaşması daha imzalamamıştır.

Önümüzdeki en ‘acil milli görev’ şudur; tüm siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve Türk Halkı; birlikte Kürecik’e gidip Füze Radarı’nın konuşlandırılmasını engellemelidirler.




 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

Kategori Erol Bilbilik

 

 

‘Füze Kalkanı’ ve ‘İsrail Sorunu’nun faturası büyük

 

gungorurasGüngör Uras

Olayların içinden

guras@milliyet.com.tr

5 Eylül 2011

 

 

 

Ülkeler ekonomik krizden çıkmaya çalışıyor. Dünya piyasası-pazarı yeniden şekilleniyor. Bu yeni yapılanmadan Türkiye’nin yararlanabilmesi, daha çok küresel sermaye ve yatırım çekecek bir ülke olarak öne çıkması, çok hem de çok çok önemli. İşte tam bu sırada İsrail Sorunu’nu ateşliyerek, Füze Kalkanı’na evet diyerek Türkiye’yi küresel sermaye ve yatırımcılar için riskli bir ülke haline getiriyoruz. Bunun faturasını yatırımda, üretimde yavaşlama, işsizlik, fakirlik olarak halkımız ödeyecek.

Büyüklerimiz ‘önce olmaz’ diyor. Sonra hemen ikna oluyor. Nasıl ki Libya’da Nato’nun ne işi var dedikten sonra Nato ile birlikte Libya’ya girdi isek, nasıl ki, “Suriye bizim canımız, feda olsun kanımız” dedikden sonra dost ve müttefik güçlerimizle birlikte Esad’ı devirme operasyonuna katıldı isek, Füze Kalkanı Türkiye’de kurulamaz söylemlerinin ardından ABD’nin İsrail’i güvence altına almayı hedef alan Füze Kalkanı projesine de evet dedik. Hem de İsrail ile ilişkileri kesmeye kalktığımız günde.

Füze Kalkanı izleme ve ateşleme sistemlerinden oluşuyor. ABD tarafından Türkiye topraklarında, Akdeniz’in doğusunda ve Doğu Anadolu’da AN/TPY 2 diye adlandırılan 2 erken uyarı sistemi (radar) tesisi kurulacak. Ege bölgesine ise Patriot füzeleri yerleştirilecek.

Döndü dolaştı kucağımızda kaldı

Üç yıl önce Füze İzleme Sistemi’nin Çekoslovakya’da, füze rampalarının Polonya’da kurulması gündeme geldiğinde bu iki ülkede gençler ve halk sokaklara döküldü. Bu ülkelere kurulamadı.

ABD yönetimleri 1990’ların başından bu yana, ‘milli bir proje olarak’ ‘Savunma Füze Kalkanı’ (MDS) kurma çabası içinde.

Özgün Duruş’ta yazan Nevzat Çiçek’in anlatımından özetleyeyim: “Füze Kalkanı’nın amacı, dünyanın herhangi bir bölgesinden Yıldız Savaşları Projesi’nden ABD’ye, İngiltere’ye, İsrail’e veya bu üç ülkenin çıkarlarına yönelik saldırıların hedefine ulaşmadan tespiti ve havada imha edilmesidir.” ABD yönetimleri uzun süredir, Avrupa’da bu sistemin kurulacağı merkez için yer arayışı içinde idi.

ABD’nin projesi NATO’nun oldu

Zamanla Füze Kalkanı Projesi ABD’nin projesi olmaktan çıktı. “NATO Projesi” oldu. ABD güdümündeki NATO karargâhı sistemin Türkiye’de kurulmasının uygun olduğu konusunda “fetva” verdi.

Ne için Türkiye? Çünkü hedef İran ve İran’a en yakın, ABD’ye hayır diyemeyecek tek ülke Türkiye de onun için. Rusya, “Mademki hedef İran, Azerbaycan sınırındaki üsleri kullanın” dedi. Ama ABD bu öneriyi benimsemedi.

Hedef neden İran? ABD için petrol üreticileri ve İsrail’in güvenliği çok önemli. Bölgede bu ülkeleri rahatsız edebilecek tek ülke İran. İran’ı önce korkutmak, korkmayıp da yaramazlık yapmaya kalkarsa cezalandırmak gerekiyor.

Füze Kalkanı’nın Türkiye’de konuşlandırılması Türkiye’ye ne getirir, ne götürür? Herhalde bir şey getirmez de çok şey götürür ama, bunlar kamuoyunda (maalesef) tartışılmıyor.

Belki de biz kamuoyunun bilgisi dışında olup bittilere şerbetlendik. Hatırlayınız: ABD‘in 1961 yılında Türkiye’ye Jüpiter füzeleri yerleştirdiğini, Küba Krizi çıktığında Khrushev’in Kennedy’e gönderdiği mektup nedeniyle haberimiz oldu. Mektubunda Khruchev, ABD’nin Türkiye’deki füzeleri sökmesi halinde SSCB’nin de Küba’dakileri sökeceğini, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına saygı göstereceğini, içişlerine karışmayacağını ve işgal etmeyeceğini yazıyor, Küba’daki füzelerin sökülmesinin karşılığı olarak ABD’nin de aynı güvenceleri Küba için vermesini istiyordu. Daha sonra İncirlik Üssü devreye girdi. İncirlik’in hangi amaçla kullanıldığını, hangi silahların bulunduğunu, Türkiye’de nerelerde kaç adet atom başlıklı füze olduğunu bilmiyoruz.

 

  

http://www.gazetevatanemek.com/

 

Kategori Güngör Uras

Diğer Haberler