24 Eylül 2014

  

HAZAR TARİHİ

 

Türkler, Yahudiler, Ruslar

 

 

M.İ. Artamonov


L.N.Gümilev’in tashih ve notlarıyla

   

Rusça’dan Çeviren

D. AHSEN BATUR

  

hazar_tarihi_-_on

 

  

Selenge Yayınları

İstanbul, 2004

 

 

Selenge Yayınları No: 15

Tarih Serisi:12

 

 

Dizgi-Sayfa Düzeni Selahattin Uslucan

 

Tashih Redaksiyon Yaşar Duru

Kapak Nüans Ajans

Baskı-Cilt Matsan

ISBN 975-8839-19-5

 

Selenge Yayınları

Ticarethane Sok. No:41/24 Cağaloğlu / İSTANBUL Tel: 0.212 51445 73 Fax: 0.212 511 09 35

www.selenge.com.tr e-mail:selenge@selenge. com.tr

 

 

 


 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

M. İ. Artamonov ve Eseri   7

 

1.         Ön Söz            17

2.         Doğu Avrupa'daki Hun Kabileleri   59

3.         Savirler           95

4.         Utigur ve Kutrigurlar           107

5.         Avarlar           139

6.         Hazarlarla İlgili İlk Bilgiler:   155

7.         Türkler Avrupa'da:   179

8.         Türk-Hazarlar Kafkas-ötesi'nde:     191

9.         Büyük Bolgarya         : 211

10.      Hazar Devleti'nin Teşekkülü ve ilk Dönemi:         229

11.      Kuzey Dağıstan'daki Hun Krallığı:  243

12.      Hazar-Bizans İttifakı:           257

13.      Araplar'la Savaş:       269

14.      Hazarlar'ın VII. Yüzyılın ikinci Yarısında Bizans ve Araplar'la Münasebetleri: 307

15.      Hazarlar'ın Musevîliği Kabulü:       343

16.      Sarkel:            375

17.      Hazarya'da İç Savaş. Konstantinos Phylosophus'un Misyonerliği        :417

18.      Madyarlar ve Peçenekler :  431

19.      Hazarlar ve Alanlar: 453

20.      Hazarlar ve Ruslar:   469

21.      İtil Şehri:        495

22.      X. Yüzyılda Hazarya: 513

23.      Hazarlar'ın Doğulu Komşuları:       531

24.      Hazar Krallığı'nın Yıkılışı:     547

25.      Hazar Mirası:            563

 

Sonuç 587

Kitapta Geçen Olayların Kronolojisi:         591

Kısaltmalar:   609

Kaynakça:      611

Dizin:  635

Summary — The History of the Khazars: 665

 

 


 

 

M. I. ARTAMONOV VE ESERİ

 

5 Aralık 1898'de eski Vıgolovo'da dünyaya gelen Mihail lllarionoviç Artamonov (Artamonoff okunur), henüz küçük yaşta ekmek kavgası verirken ressamlığa karşı aşırı ilgili duymaya başladı ve pek çok insan gibi o da gençlik yıllarında bir süre şiire merak saldı.

 

1917 başlarında askere çağrıldığında, Ekim İhtilaliyle tanıştı. Sonra gönüllü olarak şiddetli Dwin savaşlarına katıldı. 1917 sonunda ise Petrograd'a dönerek, millileştirilen Uluslararası Banka'da işe girdi. Resim çalışmaları da bir yandan devam ediyordu. 1918'de şiddetli bir tifoya yakalandıysa da hastalığı atlattı. Sonra bir tiyatroda işe başlayıp, sahnede rol bile aldı. 1921'de üniversite kapısını araladığında, artık hercai gençlik heveslerini bir yana bırakmıştı. Arkeoloji en fazla ilgisini çeken daldı. 1925'de artık A. A. Spitsın'ın teşebbüsüyle kurulan arkeoloji bölümünün genç asistanıydı. 1926'da A. A. Miller'le birlikte çalışmaya başladı ve onun önderliğinde kurulan Kuzey Kafkasya Daimi Araştırma ekibinde görev aldı. 1932-34'de doçent, 1934'de ise profesörlük unvanı almıştı. 25 Haziran 1941'de tamamladığı on yıllık doktora çalışmasının ürünü, Skifı. Oçerki po istoril Severnogo Priçernomorya (İskitler. Kuzey Karadeniz Civarının Tarihi Üzerine Denemeler) idi. Savaştan sonra kısa bir süre Arkeoloji Fakültesi'ndeki görevinden uzaklaştırıldıysa da, 1949'da aynı göreve iade edildi. 1950'de yarım yıl kadar Leningrad Üniversitesi rektörlüğünü yürüttü. 1951'de bu görevi bırakarak Arkeoloji Fakültesi'nin başına geçti ve 20 yıl bu görevde kaldı, iki nesil arkeologlarının yetişmesinde çok büyük emekleri geçti. Çoğu Kırım'da olmak üzere çeşitli yerlerde arkeolojik kazılar yapan heyetlere başkanlık etti. Bu arada çalışmalarını ağırlıklı olarak İskitler, Hazarlar ve Slavyan etnogenezi üzerine yoğunlaştırmıştı.

 

1936'da yazımını tamamladığı Oçerki drevneyşey istorii xazar (Hazarlar'ın Kadim Tarihi Üzerine Tetkikler) adlı çalışması, genç yardımcısı V V Mavrodin tarafından redakte edildi. 1962'de ise Artamonoff, şu anda elinizde bulunan ve Hazar tarihi konusunda dünyada yazılan eserlerin pek çoğuna baş müracaat kaynağı olarak hizmet eden Hazar Tarihini tamamladı. Eser, vaktiyle kendisinin kol kanat gerdiği, Bolşevik rejimin geçmişte sırf dvoryan (zadegan) bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ezdiği, yıllarca hapis ve sürgün hayatı yaşattığı L. N. Gumilev'in tashih ve notlarıyla yayınlandı. Fakat ne işse "Pravda" gazetesi Artamonoff'a karşı adeta savaş açtı. Sebebini biraz sonra izah edeceğiz. Bunun üzerine Y V Mavrodin, Leningrad Devlet Üniversitesi Bülteni'nde "Hazar Tarihi Üzerine" adlı bir makale yayınlayarak, Artamonoff'un eserini savundu ve onu dünyada bu konuda yazılmış en mükemmel eser olarak takdim etti.

 

1968'de Tarih Fakültesi, yazarın haberi olmadan onun yetmiş yıllık jübilesini hazırladı. 31 Temmuz 1972'de ise M. I. Artamonoff her zamanki gibi sabahın erken saatlerinde daktilosunun başına oturduğunda, yaşlı kalbi birden duruverdi.

 

 


 

 

Artamonoff'la ilgili olarak verdiğimiz bu kısacık bilgi, yazarın hayatının ana çizgileri bile sayılmaz. Artamonoff'un elinizdeki bu eseri, Mavrodin'in de belirttiği gibi, Hazar tarihi konusunda tüm dünyada yazılmış ana kaynakların başında gelir. Okuyucunun da göreceği gibi, çok titiz ve uzun soluklu bir çalışmadan sonra ortaya konulan bu eser, gerçekten sahasının en iyi kaynağıdır. Ancak tüm akademik çalışmalar gibi onun da bazı eksik ve kusurlu yanları vardır. L. N. Gumilev'in çevrisi yine tarafımızdan yapılarak yayınlanan iki ciltlik Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları adlı eseri, esasen Artamonoff'un bir tür devamı ve eksiklerini giderici nitelikte bir çalışmadır. Gumilev, eserinin birinci cildinde Artamonoff'un çalışması için şöyle demektedir: ".. konuyla ilgili literatür zengin mi zengin, ama ne yazık ki, M. I. Artamonoff'un 'Hazar Tarihi' adlı değerli çalışması yayınlandıktan sonra bunlar bizim için anlamını kaybetti. Bu eser, Hazar Hakanlığı'nın siyasî tarihi hakkında ihtiyacımız olan bütün materyali aşağı yukarı vermektedir; ancak, Hazar paleocoğrafya ve poleoetnoğrafyasıyla ilgili bilgiler zayıf olduğu gibi, kitabın tarafımızdan yapılan redaksiyonu sırasında konulan dipnotlar ve bilahere yayınladığımız çalışmalarda kısmen giderilen bir dizi problemi çözülmemiş vaziyette bırakmaktadır.

 

"M. l. Artamonoff'un eseri, mevcut probleme açıklık getiren ve beyaz ışık tutan olayların tarihidir... Dolayısıyla fikirlerin zaman içindeki gelişimi, Artamonoff'un eserinin değerini düşürmez, aksine yeni çağın bilimine katkıda bulunur.

 

"Hazar meselesinin 1962'ye kadarki tarihi, M. I. Artamonoff'un çalışmasında ortaya konulmuştur ve genel kurala göre de biz bunları tekrar edecek, yeniden gözden geçirecek değiliz."

 

Görüldüğü gibi Gumilev, üstadı Artamonoff'un eserinde geçenleri tekrar etmektense, ondaki eksikleri tamamlama çabası içindedir ve bu yüzden Hazar tarihi ve Kafkas halklarının yanı sıra, Avrasya kelimesi vaktiyle Stalin tarafından kullanılması yasaklandığı için Gumilev'in fazla kullanmadığı, ama onun yerine ikame ettiği Büyük Bozkır halklarının tarihini tam öğrenmek isteyenler, bu iki eseri birbirinin devamı olarak okumak zorundadırlar.

 

Artamonoff'un elinizdeki eseri, tüm dünyada konuyla ilgilenen akademisyenler arasında bir dizi tartışmalara da yol açmıştır. Eserin ve Artamonoff'un lehinde tavır koyanlar olduğu gibi, karşı cephede yer alanlar da olmuştur. Esasen bu son derece tabii bir şeydir. Çünkü dünyada görüşleri müttefiken kabul edilen hiçbir akademisyen yoktur.

 

Biz burada ikisi Türkiye'de, diğeri yurt dışında olmak üzere, Artamonoff'un eserine tenkitte bulunan üç akademisyenin görüşlerine yer vererek, takdiri okuyucuya bırakacağız.

 

Bunlardan birisi Khazar Studies - An Historico-Philological Inquiry into the Origins of the Khazars adlı eserin yazarı Peter B. Golden'dir. (Golden, eserinin 23. sayfasında şöyle diyor: "Artamonoff'un bir süre önce yayınlanan Hazar Tarihi adlı eseri, Hunlar'dan Hazarlar'a kadar Avrasya bozkırındaki Türk fütuhatının tarihidir. Hazar tarihine çok iyi bir genel bakış ve (çoğu bizzat Artamonoff tarafından yapılmış) Hazar şehirlerinin araştırılması konusundaki Sovyet arkeoloji çalışmalarının sentezidir. Eser, Türk filolojisi açısından zayıftır ve birçok hatalar içermektedir. (Artomonoff, Türkçe Oğur kelimesini Ugorlar'la karıştırmaktadır.) Bununla birlikte Artamonoff'un eseri Hazarolojinin iki önemli yönünü güvenilir ve doğru bir şekilde ortaya koymaktadır: (i) Hazarlar, Hun döneminden sonra Güney Rusya bozkırlarını istila eden [! ] Türk Ogur kabilelerinin (her ne kadar bu kabileler yanlışlıkla Türkleşmiş Ugorlar olarak görülüyorsa da) bünyesi arasında yer alan bir halk olarak düşünülmelidir; (ii) Hazar devletinin tarihi, muakibi olduğu Kök Türk İmparatorluğu'yla sıkı bağları olan bir devletin tarihi gibi incelenmelidir. Eser, metodoloji açısından değerli bir çalışmadır."

 

Gerçekten de Artamonoff'un eseri metodoloji açısından mükemmeldir ve Golden de eserini bu konuda onu taklit ederek meydana getirmiştir. Artamonoff'un giriş kısmında Hazarolojiyle ilgili verdiği bilgiler, bu konuda çalışma yapmak isteyen akademisyenler için mükemmel bir "genel bakış" tır.

 

Görüldüğü gibi Hazarlar konusunda en ciddi araştırmacılardan biri sayılan Golden, Artamonoffun birçok hatası var demekle birlikte, sadece onun Ogur [Oğuz]larla Ugorlar'ı birbirine karıştırdığını belirtmektedir. Fakat galiba kendisi de Sibirya Ugor veya Ugrlarıyla İtil civarı Ogurlarının kalabalık bir kabilenin kolları olduğunu ve ikisinin de aynı dil ve kültüre bağlı bulunduğunu; meselenin sadece farklı okuyuş ve farklı transkiripsiyondan kaynaklandığını, Ogr, Ugr, Ugor ve Ogur denilen halkların bugünkü Macarlar'ın ataları sayıldığını bilmemektedir. Bununla birlikte eserinde sık sık Artamonoff'un Hazar Tarihi'ne müracaat etmektedir.

 

Türkiye'de M. I. Artomonoff ve eserine yapılan iki tenkide de değinmeden geçmemiz mümkün değil. Bunlardan birincisi merhum Prof. Dr. Bahaeddin Ögel'in, diğeri Prof. Dr. M. E Kırzıoğlu'nun tenkididir. Ögel'in tenkidi kısmen doğru ve haklıdır, ama Kırzıoğlu'nun ne kadar haklı olduğunu biraz sonra göreceğiz.

 

 


 

 

Sayın İlber Ortaylı'nın da bir defasında haklı olarak belirttiği gibi, her şeyden önce Rus tarihçiliğinde Türkoloji ve Türk tarihi üzerine yapılan çalışmaların yarısı dahi henüz bizde yapılmış değildir. Kimilerinin bazı eksiklerine, kimilerinin garazkâr bakışlarına rağmen, Rus tarihçi, Türkolog, etnolog, arkeolog ve sosyologlarının Türk tarihine yaptıkları katkıları inkâr edemeyiz. Biz, bazı Rus tarihçilerin eserlerini Türkçeye aktarıp yayınlarken, onların görüşlerine bütünüyle katılmadığımızı belirtiyor ve zaman zaman, bazen eserin başına koyduğumuz ön sözle, bazen dipnotlarla bu yanlış görüşlere tenkitte bulunuyoruz. Ama biz yeri geldiğinde, örneğin Z. V Togan'ın da, Bahaeddin Ögel'in de bütün görüşlerine katılmıyoruz. Bir kere, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bugüne kadar dünyada eserleri tenkit edilmeyen, görüşlerine itirazda bulunulmayan hiçbir akademisyen yoktur ve olamaz. Örnek olarak çevirisi ve neşri tarafımızdan yapılan Prof. S. G. Klyashtorny'nin "Türkün Üç Bin Yılı" adlı eserinin başına koyduğumuz ön sözde, onun Ari göçleri konusundaki görüşlerine, İskitler'i Arilerin torunları olarak göstermesine katılmadığımızı sebepleriyle birlikte izah ettik. Bununla birlikte Klyashtorny'i bütünüyle kaldırıp atamayız. Örnek olması açısından, isteyen okuyucu sayın Kırzıoğlu'nun Kıpçaklar adlı eserinde, bir halkın kökenini efsaneyle izah edişiyle, Klyashtorny'nin izahını karşılaştırabilir ve aradaki farkı görebilir. Çünkü dünyada efsaneler hiçbir zaman hiçbir halkın kökeninin ispatında kullanılamazlar. Bizim beğenmediğimiz, burun kıvırdığımız ve gönlümüzden geçenleri yazmadıkları, bizim düşüncemiz doğrultusunda kalem oynatmadıkları için tenkit bombardımanına tuttuğumuz Rus bilim adamları olmasaydı, bugün Kazakistan'da yıllarca uygulanan ve İslam öncesiyle İslam sonrası hukukun meczedilmesiyle meydana getirilen "Ceti Cargı," tarihin derinliklerinde çoktan kaybolup gitmişti. Bugün Asya'da birkaç yüz kişilik temsilcisi kalmış Türk kabilelerinin dahi gramerini, dilini, etimolojisini inceleyen, sözlüklerini hazırlayanlar da yine burun kıvırdığımız Rus bilim adamlarıdır. Baskakoff'un, Kononoff'un, Radloff'un, Barthold'un, Clauson vs.'nin çalışmalarından hâlâ yararlanıyoruz da, kendi tarihimizle, kendi dilimizle ilgili yeterli çalışma yapmadığımız için utanç duymayı beceremiyoruz! Teknik imkanların bunca gelişmiş olmasına rağmen Divan-ı Lügat et-Türk'ün yüzlerce basım ve transkripsiyon hatalarıyla dolu baskısının hâlâ kitapçı raflarını süslemesinden kendi dil, kültür ve tarihimize ne kadar önem verdiğimiz görülüyor.

 

Rus akademisyenlere karşı ciddi ölçüde peşin hükümlere sahibiz. Bu peşin hüküm ve bağnazlık gerek akademisyenlerimizin belli bir kesiminin ve gerekse belli tandanslara sahip gençliğin ve hatta halkın benliğine öylesine sinmiş ki, onu söküp atmak belki ancak Rus yazarları dikkatli bir şekilde okumak ve tenkit süzgecinden geçirmekle mümkün olabilir. Bizde Ruslar'a karşı kin ve nefretle yoğrulmuş insanlar olduğu kadar, Rus akademisyenler arasında Türk halklarına karşı aynı duyguları besleyenler elbette vardır. Ama komünist olmadıkları, Türk halklarına karşı herhangi bir ön yargıları bulunmadığı halde, baştaki baskıcı rejimin hışmından kurtulmak için komünistmiş gibi gözüken akademisyenlerin olduğunu da unutmamak gerekir. Peşin hükümlerin her türlüsü tehlikelidir ve ayrıca unutmamak gerekir ki, bir milletin tarihini biraz da onun düşmanlarının yazdıklarına bakarak öğrenmelidir.

 

Batılıların ve bu cümleden Ruslar'ın haksız yere kendilerini Ari (üstün) ırk olarak görmeleri ve buna sanki gökten indirilmiş bir âyetmiş gibi tenkide tâbi tutmadan inanmaları, bütünüyle bir saçmalıktır ve Hintli bilim adamı Swami Dayananda Saraswati'nin tabiriyle "aptalca, eşşekçe şeylerdir!". Biz, bu konudaki araştırmamızın sonucunu "Tanrıların ve Firavunların Dili" adlı eserin başına koyduğumuz uzun ön sözde genişçe anlattık.

 

Bir türlü ispat edilememiş, tarihi ve arkeolojik hiçbir izine rastlanmamış Ari istila ve göçleri görüşü, başlangıçta siyasî amaçlarla, Batının emperyalist düşüncelerine zemin hazırlamak maksadıyla uydurulmuş bir yalandı; fakat sonraları, kanaatimizce aşağılık komplekslerini yenmek isteyen Avrupalı ve Rus bilim adamlarının alemi haline gelmiştir. Meseleye bu açıdan bakınca Bahaeddin Ögel'in tenkidi kısmen haklıdır. Örnek olarak Bahaeddin Ögel, "Artamonof, bu izahatı ile Güney Rusya tarihini iyi bilmediğini veya doğru söylemenin işine gelmediğini göstermektedir... Hazar Devletini temsil ve teşkil eden halkları İranlı veya Osetli saymak gerekmekte idi" demektedir. Halbuki kitabı baştan sona çevirip okuduğumuz halde Artamonoff'un 'Hazar Devletini temsil eden halkları İranlı veya Osetli' saydığını gösteren bir cümleye rastlamadık. Ama Hazarlar'ın komşuları olan bazı halkların Osetli veya belli bir dönem Pers dilli olduklarına dair imalar mevcuttur. Acaba Bahaeddin Ögel'in itirazda bulunmadığı W. Barthold da Ari göçlerine inananlardan değil midir? Başka bir deyişle sadece Rus akademisyenler değil, Batılı bilim adamları arasında da Ari tezine inanmayanlar bir elin parmaklarının sayısını geçmeyecek kadar azdır. Bizim nasıl bir Kızıl Elma ve Turan ülkümüz varsa, onların ülküsü de Ari tezidir, ihtimal bizim ülkümüz de onlara saçma gözükmektedir. Her halk, her insan, tarihiyle, geçmişiyle, atalarıyla övünmek ister. Nasıl bizler, ta İzlanda'dan Kore sınırlarına kadar uzanan geniş toprakları bir zamanlar atalarımızın gezindikleri, devletler kurdukları yerler olarak görüyor, pek çok halkın aslında Türk olduğunu iddia ediyor ve savunuyor isek, Rus ve Batılıların da aynı yoldan giderek, atalarına Himalayalarda, Orta Asya'da, Kafkaslar'da bir yer aramaları, oraları atalarının aslî yurdu olarak görmeleri tabii bir olaydır. Zaten tarih dediğimiz şey, gerilere doğru gidildikçe "inanmazsan, git rahmetliye sor! "dan ibarettir.

 


 

 

Gelelim Kırzıoğlu'nun tenkidine. Kırzıoğlu, Rusça bilmediğini açıkça söyleyerek, eseri bir başkasına el yordamıyla şöyle bir yoklattığını bizzat belirtmekte, Artamonoff'un bir görüşüne itirazda bulunmaktadır. Fakat Rusça bilmediği halde, Artamonoff'un eserini Rusça bilen birilerine el yordamıyla yoklatıp, hakkında ahkam kesmek acaba bilim adamlığıyla bağdaşır mı? Mesela Kırzıoğlu "Kıpçaklar" adlı eserinde güya Artamonoff'a atfederek şöyle diyor: "Armenya'ya yerleşen güçlü Basıl/Barsıl boyu, önce III. Yüzyılın başlarında (216 larda), tekrar bu asrın sonlarında gelmiştir. Şüphesiz ki Barsıllar, eski bir Kuzey Kafkas (?) kabilesidir; onların buradaki varlığı 'Hunlar'ın istilasına değin' sürmüştür." Şimdi, sayın Kırzıoğlu'nun eserin orijinalinde 131. sayfaya istinaden yaptığı bu itirazın ne kadar haklı olduğuna bakalım. Kitabın orijinalindeki 131. sayfada böyle bir kayıt yok. Anlaşılan Kırzıoğlu'na ya yanlış bilgi verilmiş veya çeviri yanlış yapılmış. Çünkü Artamonoff şöyle diyor: ".. Elbette Barsiller'in Hun istilasından önce burada yaşayan daha eski bir Kuzey Kafkasyalı kabile olduğu düşünülebilir; fakat onların sadece Hunlar'la birlikte şekillenen Bolgarlar'ın bir kolu olmaları sebebiyle, böyle bir şey zayıf bir ihtimal olarak görünüyor.. ". Görüldüğü gibi Kırzıoğlu'nun iddiasıyla, yazarın sözleri arasında bir paralellik dahi söz konusu olmadığı gibi, Artamonoff Barsiller'in Bolgarlar'ın bir kolu olduğunu söyleyerek Türk olduklarını kaydetmektedir.

 

Burada asıl dikkat çekmek istediğim husus, son dönemlerde bazı Türk akademisyenlerin, Türk cumhuriyetlerinden gelen kimi öğrencilerin anlattıkları tevatürlere dayanarak, yanlış hükümler çıkarmakta olduklarıdır. Hatta kendisine profesör süsü veren, ama gerçekte akademisyenlikle uzaktan yakından ilgisi olmayan biri de, (ismi lazım değil), yazdığı bir kitabın arka kapağında şöyle diyordu: "Bu kitabın yazılmasına bir Türk annenin çocuğu olan Rus tarihçisi L. N. Gumilev'in 'Muhayyel Hükümdarlığın izinde' adlı eserinde 'Hazar'ın su seviyesi ne zaman yükselmişse, Türkler de yükselmiş; su seviyesi düşünce Türkler'in devletleri yıkılmıştır. Şimdi Hazar'ın su seviyesi yükselmektedir..' Dolayısıyla 21. Yüzyıl Türkler'in yüzyılı olacaktır!.." Biz kitabı tamamen okuduk, çevirdik ve yayınladık, ama Prof. Gumilev'in böyle bir sözüne rastlamadık. Zaten bir ilim adamı olarak da Gumilev'in böyle bir saçmalıkta bulunması düşünülemezdi. Anlaşılan adını vermediğimiz kişi, Azerbaycanlı bir vatandaşın şakasının kurbanı olmuştu..

 

Artamonoffa tenkitte bulunan Bahaeddin Ögel ve Kırzıoğlu'nu bir noktada anlamak ve anlayışla karşılamak mümkün. Bunlar, belki de bir tür gayret-i milliyetten kaynaklanan hissî galeyanlardır ve mazur görülebilir. Ama Artamonoff'a en fazla hücum dıştan çok içten gelmiştir. Yukarıda Pravda gazetesinin kitap yayınlandığı zaman yazarı tenkit bombardımanına tuttuğunu belirtmiştik. Çünkü Artamonoff arı kovanına çomak sokmuştu. Öncelikle Rusya'daki Yahûdî kesimin hışmını üzerine çekmişti. O sıralarda Rusya'da bürokrasiyi, devlet kademelerini, basını ellerinde tutan Yahudiler, Hazarya'da kirli iç çamaşırlarının teşhir edilmesine sessiz kalamazlardı. Pravda'nın yazara ateş püskürmesinin birinci sebebi budur. Zaten yazarın kitabın sonuç kısmında Musevîliğin ve Yahûdîler'in Hazarya'da oynadıkları tarihi rolü "kahpelik" olarak nitelemesi dahi şimşekleri üzerine çekmesi için yeterliydi. Gerçekten de Yahûdîler'in kendilerine bağırlarını açan bir halkı, bir süre sonra adeta köle haline getirmesine, ona sanki "köpekmiş" gibi davranmasına; Guzlar'ı Peçenekler'e, Peçenekler'i Bulgarlar'a, Bulgarlar'ı Kıpçaklar'a kırdırmasına; Ruslar'a karşı her zaman iki yüzlü davranmasına, sonunda yaptığı kalleşliklerden bıkıp usanan Guz ve Peçenekler'in de Ruslar'a destek vermesiyle bir Türk Hakanlığı'nın yıkılmasına sebep oluşlarına "kahpelik"ten başka bir ad verilemezdi. Neticede Yahudiler, bir yolunu bulup yine hayatta kalmayı başardılar, ama olan zavallı Hazar halkına oldu ve koca bir Türk imparatorluğu onlar yüzünden vakitsiz yıkılıp gitti. L. N. Gumilev'in yukarıda adını verdiğimiz eserinin özellikle birinci cildi bu konuyu bütün gizlenen yönleriyle aydınlığa kavuşturmaktadır.

 

Diğer yandan o dönemde Artamonoff'un tenkit salvolarından nasibini almayan Rus akademisyen hemen hemen çok azdı. A. N. Kononoff, B. A. Rıbakoff, C. A. Pletnieva, Y. P. Alekseyeva, A. N. Bernshtam, G. Vernadsky, E Vestberg, N. A. Karaulov, P K. Kokovtsov, S. Y. Malov, A. A. Miller, V. E Minorsky ve daha isimlerini sayamadığımız birçok Rus ve yabancı akademisyen Artamonoff tarafından yaralanan ve yaralandığı için gocunan kişilerdi. Bizde meşhur bir ata sözü "Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar" şeklindedir. işte Artamonoff, dokuz değil, doksan dokuz köyden kovulanlardandı. Ama sonunda ne camiye yaranabildi, ne kiliseye. Daha sonra aynı şeyler, vaktiyle kol kanat gerdiği L. N. Gumilev'in de başına gelecekti. Artamonoff'un Rus akademisyenlerinin görüşlerine itirazda bulunduğu yerler kitapta önünüze geleceği için burada örnekler vermek istemiyorum. Sadece bir örnek vermekle yetineceğim: ".. Kırım ve Taman Yarımadası'nın erken sâkinlerinin Slavyanlar olduğu şeklindeki hipotezin dayandığı arkeolojik materyale gelince, bu, arkeologların, ortaya attıkları özel hükümlere temel teşkil etsin diye hiçbir tenkide tâbi tutmadan tarihçilerin görüşlerini benimsemelerinin zahmetsizce doğurduğu arkeolojik fantazyalardan biridir."

 

 


 

 

Yazarın, yabancı müelliflerden tenkit ettiği kişilerden biri de Hans Wilhelm Haussig'di. Bu yazarın "İpek Yolu ve Orta Asya Kültür Tarihi" adlı eseri Türkçeye çevirilip yayınlanmıştır. Halbuki baştan sona hatalarla, fantazyalarla ve saçmalıklarla dolu olan bu eser, sadece Artamonoff tarafından değil, L. N. Gumilev tarafından da ağır bir tenkide tâbi tutulmuştur. Eğer çağdaşı olsaydı, Jean-Paul Roux gibi tarihçi geçinen, fakat ödül toplayabilmek için nabza göre şerbet veren sözüm ona tarihçiler de, her iki yazar tarafından şiddetli bir tenkit bombardımanına tutulurlardı. Kanaatimizce son dönemlerde gerek Amerika'da ve gerekse Avrupa'da Türk tarihi konusunda görüşleri ciddiye alınacak hiçbir tarihçi çıkmamıştır. Macar tarihçilerini bu karalamanın nisbeten dışında tutuyorum.

 

Bu satırların yazarının yukarıdan beri ileri sürdüğü görüşlerine bakarak, kimse onun bir Rusofil veya Rus muhibbi olduğunu düşünmesin. O da en az vatanını ve milletini seven diğer insanlar kadar ve hatta belki daha fazla millî duygu ve görüşlere sahiptir; ancak bilimle gayret-i milliyeti birbirine karıştırmamaya özen göstermektedir.

 

Kitapta [...] arasında verilen izahlar ve dolayısıyla sorumluluğu da tarafımıza aittir. Dipnot transkripsiyonlarında bazen Rus alfabe kurallarını bilerek ihlal ettiğimiz yerler de olmuştur. Örnek olarak Ruslar'ın V Bartold şeklinde yazdıkları adı biz, Türk okuyucusunun bildiği W. W. Barthold şeklinde gösterdik. Bu tür ilmî eserlerde dipnotlar kitabı akademik boyutta inceleyenler için oldukça önemli olmasına rağmen, Rusça notlar sadece transkripsiyon olarak verilmiştir, fakat literatürü takip etmek isteyenler, bunların Türkçesini kitabın sonuna konulan kaynakçada bulabilirler. Batı dillerindeki kaynaklarla ilgili notlar ise olduğu gibi bırakılmıştır. Bundan başka yazar, kitabın sonuna koyduğu kaynakçada sadece kısaltmalarla geçen ana eserlere yer vermiş, fakat diğerlerini ve makaleleri almamıştır. Biz, hiçbir mecburiyetimiz olmadığı halde, Rusça bilmeyen akademisyenlerin Rus literatürünü takip etmeleri için, ek bir zahmeti göze alarak onları da kaynakçaya koyduk.

 

Rus akademisyenleri arasındaki polemikler, elbette Türk okuyucusu için fazla enteresan değildir. O yüzden sözü daha fazla uzatmak istemiyoruz. Okuyucu, elbette kendi kararını özgürce verecektir. Fakat sonuç her ne olursa olsun, Artamonoffun elinizdeki bu çalışması, sahasında çok büyük bir boşluğu dolduracak ve bilmediğimiz pek çok konuyu bizim için 'bilinen' haline getirecektir. Biz, bu eserin Hazar tarihi konusunda Türk okuyucular arasında temel kaynak olarak itibar göreceğine inanıyoruz.

 

 

D. Ahsen BATUR

 

16

 

 

hazar_tarihi_-_arka

 

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

Şirket Almada Sıra Türkler’e Geldi

Çarşamba, 13 Ekim 2010 22:00

 

ŞiRKET ALMADA SIRA TÜRKLER’E GELDi

 

14 Ekim 2010

 

sirketaviGlobal finansal kriz, Türk şirketlerine yeni fırsatların kapısını açtı. İçeride sağlam durabilen, nakit zengini şirketler, krizin yarattığı etkiyle zor duruma düşen dünya şirketlerini gözlerine kestirdi. Yıldız Holding Godiva’yı, Türk Telekom’un Invitel’i satın alması gibi çok sayıda Türk şirketi, dünyanın çeşitli bölgelerinde gerek üretim gerekse marka satın alma stratejisi geliştirdi. 

Türkiye'nin önde gelen şirketleri,gelecekteki büyüme stratejilerini bu satın alma ya da ortaklıklar üzerine kurgulamış durumda.

İşte Türkiye'nin lider kuruluşlarının daha önce gerçekleştirmiş olduğu satın almalar ve şirketlerin yeni satın alma stratejileri...

Ekonomist

 

ARÇELİK

Blomberg (Almanya), Bregenz-Tirolia (Avusturya), Leisure- Flavel (İngiltere) ve SCArctic (Romanya) markalarını satın aldı.

 

 

BEKO

Alman markası Grundig'i satın aldı.

 

 

ZORLU GRUBU

Finlux (İskandinav), Luxor (İskandinav) ve Graetz (Alman) markalarını bünyesine katan grup, Danimarkalı Vestfrost’u da satın aldı. 

Yurt dışında yeni yatırım olanaklarına bakan Grup, uluslararası marka satın alma veya yurtdışında fabrika alma gibi alternatifleri araştırıyor.

 

 

TIRSAN

Alman Kassbohrer markasından sonra Hollandalı treyler üreticisi Talson'u da satın aldı.

 

 

UZEL

Polonya'nın ilk sanayi şirketlerinden olan traktör üreticisi Ursus'un yüzde 51'lik hissesini satın aldı. Almanya merkezli Gebrüder Holder GmbH şirketini bünyesine kattı.

 

 

HÜRRİYET

Doğu Avrupa ülkeleri ve Rusya'nın lider reklam yayıncılığı şirketi Trader Media East'in yüzde 67,3'ünü, 336,5 milyon dolara satın aldı.

 

 

DOĞAN GRUBU

Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş., Romanya'da kurulu D/Yapı Reel Estate Investment and Construction'ı satın aldı.

 

 

ANADOLU CAM

Rusya'da Leningradskaya bölgesi, Kirishi şehrinde bulunan 95 bin ton/yıl kapasiteli OAO Kirishsky Stekolny Zavod cam ambalaj şirketini aldı. Hollanda’daki iştiraki Balsand BV, Ukrayna’da faaliyet gösteren Merefa Glass Company’yi satın aldı.

 

ECZACIBAŞI

Alman seramik kuruluşu Engers'i, ardından da dünyanın en eski ve bilinen seramik markası Villeroy&Boch'un karo bölümünü aldı. Eczacıbaşı Alman Burgbad'ın dört fabrikasının da eklenmesiyle, yapı ürünlerinde toplam tesis sayısını 19'a yükseltti. 

Yapı Ürünleri Grubu satın alma yönünde bazı şirketleri mercek altına almış. Gerek marka gerekse üretim tesisi satın alınması ve ortaklık yapılması söz konusu.

 

BORUSAN

İtalya'daki Vobarna fabrikasını ve İspanyol Bamesa Aceros şirketinin yüzde 35'ini aldı.

 

 

ERDEMİR

Bulgaristan'da özelleştirilen Kremikovtsi çelik fabrikasını, Romanya'da da Cost tesislerini aldı.

 

NUH ÇİMENTO

İspanyol Cementos Esfera'nın yüzde 50'sini ve Rusya’da kömür işletmesi satın aldı.

Kuzey Afrika, İspanya ve Rusya’da fırsat kolluyor.

 

 

KALE KİLİT

200 yıllık Alman kilit fabrikası GTV'yi bünyesine kattı.

 

 

SARAN HOLDİNG

Çek Cumhuriyeti'nin en eski seyahat şirketi Çedok'un yüzde 98'ini satın aldı.

 

 

TÜRK TELEKOM

Macar Invitel’i satın aldı. Bulgar Telekom için el sıkıştı.

Invitel’den sonra Bulgar Telekom'u bünyesine katmaya çalışan şirkette yeni satın almalar için araştırmalar sürüyor.

 

 

TURKCELL

Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Moldova'da Fintur aracılığıyla yatırımları bulunan Turkcell, Ukrayna'daki iştiraki Astelit'in yüzde 55'ine, Fintur'un ise yüzde 41,45'ine sahip. Turkcell'in yurtdışı yatırımlarını gerçekleştiren Fintur, Belarus’un GSM şirketi Belarusian Telecommunications Network’ün (BEST) yüzde 80’ini aldı. 

Şirket satın alma konusunda yurtdışıda görüşmeleri devam ettiren şirket, bu yönde Suriye mobil operatör ihalesinde ön inceleme yapıyor.

 

 

TEKNOSA

Romanya'da Primex'in çoğunluğunu satın aldı.

 

 

BRIGHTWELL: ORHAN HOL. B PLUS ORTAKLIĞI

Manas'ın sahibi olduğu Brightwell Holding, otomotiv yan sanayinde faaliyet gösteren Orhan Holding ve B Plus'la birlikte Fransız otomotiv şirketi Synergethic'in yüzde 80'ini satın aldı.

 

 

ÇALIK ENERJİ

Çalık Enerji - Türk Telekom ortaklığı özelleştirme ihalesinde Arnavutluk'un Albtelekom şirketini satın aldı.

 

 

YILDIZ HOLDİNG

Godiva’yı satın aldı. Cargill, Hero, Kellogg’s, Gumlik, Milford, Eckes-Granini, McCormick ile ortak oldu. 
Bisküvi ve atıştırmalık pazarının ingiliz oyuncusu United Biscuits'e talip olan Ülker bu yöndeki tüm fırsatları değerlendirmeye almış durumda. Ayrıca Yıldız Ambalaj bünyesinde de Avrupa'da bir ambalaj şirketi almak için kollar sıvanmış.

 

 

ANADOLU EFES

Anadolu Efes`in yurtdışı bira faaliyetlerini yürüten Efes Breweries International (EBI), Rusya`da faaliyet gösteren Krasny Vostok Bira Grubu (KV Grubu) hisselerinin yüzde 92.34`ünü satın aldı. Gürcistan’da faaliyet gösteren Lomisi Ltd.’nin tamamını satın aldı.

 

 

BAYKAL MAKİNE

Bursa'da faaliyet gösteren yüzde yüz Türk sermayesi Baykal Makine, Alman makine sektörünün en köklü şirketlerinden Weinbrenner Gmbh'yi satın aldı.

 

SOLMAZ GRUP

Fransız Duralex fabrikasını Sinan ve İbrahim Solmaz kardeşler İtalyan Bormilo Rocco şirketinden satın aldı.

 

 

AYDINLI GRUP

Almanya'nın tanınmış markası Becon Berlin'i satın aldı.

 

 

KORDSA GLOBAL

Çin`de faaliyet gösteren ABD`li IQNE Qingdao Nylon Enterprise Limitet`in yüzde 99.5 oranındaki hissesini satın aldı.

 

 

GÜBRETAŞ

İran'ın en büyük gübre üreticisi Razi Petrochemical'i bir konsorsiyumla satın aldı.

 

 

TAV

Riga'da Airbalticin yer hizmetleri şirketi North Hub ın yüzde 50'sini satın aldı.

Yurt dışında 1 milyar dolarlık yatırım yaptı. Büyümesini yurt içi ve yurt dışı odaklı sürdürecek. Çevre ülkelerde doğan fırsatları değerlendirecek.

 

 

ARBEL

Türkiye, ABD, Kanada ve Avustralya’da 20’nin üzerinde tesisi bulunuyor. 4 kıtadaki tüm yatırımlarını Alliance Grain Traders adı altında birleştirdi. Global pazarda büyüme odaklı her türlü marka ve sirket satın alma fırsatlarını kolluyor.

 

 

DAMAT TWEEN

Satış kanalları güçlü, kendi segmentinde faaliyet gösteren bir markayı satın almak istiyor. Fransa ve İngiltere'de bu tarz şirketleri araştırıyor .

 

 

DOĞUŞ HOLDİNG

Doğuş Holding yurtdışında satın almak üzere marina bakıyor.

 

 

FAYDA A.Ş.

Yurt dışına açılacak. Suriye’de fırsat kolluyor.

 

 

GÜNKAR A.Ş.

İç giyim, mayo ve çorap alanında Avrupa'da marka bakıyor.

 

 

HEDEF ALLIANCE

Ecza depoculuğu alanında yurt dışında satın alma yapmayı planlıyor.

 

 

İŞ BANKASI

Rusya'da banka satın almak için görüşmeler son aşamaya geldi

 

 

KOÇ HOLDİNG

Arçelik'te yeni marka satın almak için araştırmalar sürerken, Grup şirketlerinden Setur da marina işletmeciliği alanındaki büyüme planları kapsamında yurt dışında yeni marina arayışında.

 

 

KÜTAHYA SERAMİK

İki Alman porselen firmasını satın almak için görüşmeler yürütüyor.

 

 

LİMAK HOLDİNG

Yurt dışında çimento fabrikası satın alma proje ve çalışmalarını devam ettiriyor.

 

 

OYAK HOLDİNG

Yurt dışında kömür ve demir madeni arayışı sürüyor.

 

 

ÖZAK TEKSTİL

Spor giyim alanında üretim ve satış yetkisi vermek isteyen bir şirketle görüşme halinde.

 

 

SABANCI HOLDİNG

Sabancı Holding Çimento Grubu yurt dışında 15 farklı satın alma alternatifi üzerinde çalışıyor.

 

 

TÜRK HAVA YOLLARI

Satışta olan 12 şirketten teklif alan THY bu şirketleri araştırıyor. Rusya ve Tanzanya'da şirket alımı ile ilgili görüşmeler ise ilerletilmiş durumda.

 

 

UŞAK SERAMİK

İspanya'da kapanan bir fabrikayı satın almak için girişimde bulundu.

 

 

ZİRAAT BANKASI

Yurt dışında ortaklaşa banka alımı konusunda çalışılıyor.

 

 

POLİSAN

Yurtdışında fabrika almaya hazırlanan Polisan, 7-8 ülkeyi mercek altına aldı.

 

 

SÜVARİ

Avrupa'da zincir bir marka arayışında. Almanya veya İtalya öne çıkabilir. 30 mağazalı gruplar ön planda. İki yıl içinde projesini realize edebilir.

 

 

SELVA GIDA

Avrupa'daki pazar payını artırmak için 2015 yılı sonuna kadar bir İtalyan makarna markasını bünyesine katacak

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

Kategori İş Emek

Kürtler’in yükselişi Türkler’e aittir

Çarşamba, 27 Haziran 2012 22:00

  

Kürtler'in yükselişi Türkler'e aittir

 

Kürt halkını Adalet Partisi'nden koparıp, kültürel ve siyasal kimliğiyle tanıştıran ona "Kürt olduğunu öğreten" Türk solu olmuştu. Kilitli duran Kürt kapısını zorlayarak açmıştı

 

DOĞAN BURSALI

Aydınlık, 28 Haziran 2012

http://www.gazetevatanemek.com/

 kurtlerin-yukselisi

Türkiye'nin bir yükseliş dönemi var, Cumhuriyetin "daha ileri bir Türkiye" rüyasıyla soluk alıp verdiği bir dönemdir.

1960'lara denk düşüyor ve Türkiye İşçi Partisi'nin adına yazılıyor.

Kürtler'in henüz siyasal ve kültürel kimlikleriyle ortaya çıkmadığı ve Türklerin Kürt halkının sosyal hakları uğruna mücadele ettiği bir zaman dilimidir.

TİP’in organize ettiği Doğu Mitingleri'ne ve Türkiye'de ilk kez bir legal partinin, TİP'in, "Kürt halkı vardır" vurgusuyla öne çıkan kongre kararlarına sahne oluyordu.

Kimliklerini şimdilerde Barzanistan ve AKP kapılarında arayanlar, 'Kürt olduklarını' işte bu sırada, TİP'li yıllarda öğrenmişlerdi.

TİP'in Doğu Mitingleri

Doğu Mitingleri, 1967 ile 1969 yılları arasında, TİP'in Diyarbakır, Tunceli, Batman, Siverek, Ağrı gibi 12 il ve ilçede düzenlediği mitinglerdir.

Kürtler'in ağırlıklı olarak DP ve AP çizgisinde olduğu bir sırada yapılıyordu ve sol ile ilk temaslarını temsil ediyordu; Kürt halkını sosyalizmle tanıştırıyordu.

Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Tarık Ziya Ekinci, Naci Kutlay, Kemal Burkay gibi isimler mitinglere konuşmacı olarak katılmışlardı.

Miting alanlarında, "Batı'ya fabrika, yol; Doğu'ya komando, karakol" ya da "Doğulu, uyan" yazılı dövizler taşınıyordu.

Kürsüden Kürt halkının demokratik ve sosyal haklarını savunan konuşmalar yapılıyordu.

"Kürt" kelimesinin yasak olduğu bir sırada, legal bir sosyalist partinin, TİP'in uyanış çağrısıydı; etkisi büyük oldu.

Etkilenenlerden biri de İsmail Beşikçi'ydi; TİP'in Ağrı'da düzenlendiği bir mitinge katılıyor ve 1967 yılında "Doğu Mitingleri'nin Analizi" başlıklı çalışmasını kaleme alıyordu. Türk kökenli ve TİP çevresinden bir araştırmacı olarak, yazarlık hayatını ve kariyerini, daha sonraki yıllarda, Kürtler üzerine çalışmaya hasredecekti.

Doğu Mitingleri'nin çocuğu ve araştırıcısıydı; çalışmaları Türklerin hanesine kayıtlıdır.

TİP, Kürt halkına sol ve laik bir politik bilinç taşımaya çalışmış; Kürtler'in eğitimli kesimini kendine çekmişti.

Bugün Kürt cenahında bildiğimiz pek çok isim TİP'te yetişmişti.

Ama TİP'liler sadece Doğu Mitingleri ile yetinmiyor, 1970 yılındaki IV. Kongre kararlarında, partinin kapatılma ihtimalini de göze alarak, Kürt halkı üzerine tespitler yapıyorlardı.

Böylelikle ilk kez legal bir parti, resmi kararlarında, "Kürt halkı vardır" tespitine yer veriyordu.

Bekledikleri gibi de olmuş ve Kongre Kararları'ndaki bu tespitler nedeniyle TİP, Anayasa Mahkemesi'nce yargılanıp kapatılmıştı.

Kongre kararlarının sorumluluğunu üstlenmiş TİP yöneticilerine ve başkanı Behice Boran'a da dava açılmış ve Boran'a 15 yıl ceza verilmişti.

"Kürt halkı vardır" demenin bedeliydi.

Bu topraklarda yaşayan tüm halkların aydınlık geleceğine inanarak ödediler.

Türk-Kürt birliği ve Toplumsal Kurtuluş

Ama tüm bunlar sadece 60'lı yıllara özgü değildir.

Hem IV. Kongre kararlarında emeği bulunan, hem de TİP'in bilim kurulunda yer alan Yalçın Küçük, Kürt halkı üzerine söz söylemenin en zor olduğu dönemlerden birinde, 1980'lerin sonu-1990'ların başında, "Toplumsal Kurtuluş" dergisinde, Kürtler'in demokratik isteklerini yüksekte tutuyor, savunuyordu.

"Kürtler Üzerine Tezler" adlı kitabını da yine bu dönemde hazırlamıştı.

Bir baskı dönemiydi, Toplumsal Kurtuluş'un yazarı olmak, gözaltına alınacağını bilmek anlamına geliyordu.

Yalçın Küçük neredeyse her hafta emniyete, Uğur Mumcu'nun sözleriyle, "haftalık görüşmesini" yapmaya götürülüyordu.

Dergi sıklıkla toplatılıyor, yazarları davalarla yıldırılmaya çalışılıyordu.

90'lı yıllardı ve Toplumsal Kurtuluş bu dönemde, Türk-Kürt bütünleşmesini savunan, sol düşünceyi yükselten bir çizgi izliyordu.

Küçük, şimdinin Tarafgiri Altangillerin ve basının, "ekonomimize faydası yok, güneydoğuyu verelim" yollu "ver-kur-tul" kampanyasına karşı çıkıyor ve Türk-Kürt birliğinin bayrağını taşıyordu. Bedelini hapislikle ödediğini biliyoruz.

***

Kürt halkını Adalet Partisi'nden koparıp, kültürel ve siyasal kimliğiyle tanıştıran, ona "Kürt olduğunu öğreten" Türk solu olmuştu.

Kilitli duran Kürt kapısını zorlayarak açmış ve açık kalmasını sağlamıştı; bu onur hâlâ Türk solu adına yazılıdır.

 

 

 

 

 

Kategori Analizler

 

 

Ermeniler, Türklere Fransa’da saldırdı!

 

YENİÇAĞ - 19/03/2012 - 22:29:36

 ermeniler-saldiri

Paris’teki fuarda standımızı bastılar

Fransa’da düzenlenen 32. Uluslararası Paris Kitap Fuarı’ndaki Türk standı, 20 Ermeni tarafından işgal edildi. Ellerinde KCK kapsamında tutuklanan yayıncı Ragıp Zarakolu’nun posterlerini taşıyan grup, yerlere attıkları kitaplara da “İnkara son” pulları yapıştırdı.

 

Paris’te Türk standına çirkin saldırı

Fransa’da düzenlenen 32. Uluslararası Paris Kitap Fuarı’ndaki Türk standı, Ermeni asıllı 20 kişilik bir grup tarafından işgal edildi. Ellerinde KCK operasyonu kapsamında tutuklanan yayıncı Ragıp Zarakolu’nun posterlerini taşıyan grup, “İnkara hayır”, “Zarakolu’ya özgürlük”, “Belge Yayınevi’ne şiddete, baskıya son ”, “Cezaevindeki gazetecilere özgürlük” sloganları attı. Yerlere atılan kitaplara “İnkara son” pulları yapıştırıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda görevli olan bir kadının, Türkiye Ofisi yazısı üzerine afiş asmak isteyen gruba engel olmaya çalışırken darp edildiği öğrenildi. Burnu şişen ve tansiyonu yükselen kadının ayakta tedavi edildiği bildirildi. Fuar alanında sloganlar atarak Türk standını yarım saat süreyle işgal eden gruba güvenlik görevlilerinin müdahalede yetersiz kaldığı görüldü. Göstericiler daha sonra fuardan uzaklaştı.

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

 

 

 

 

Kategori Haberler
 

YORUM:

Türkiye “kendine" Türklerindir, sloganı ile çıkan ve Yahudi sermayesi ile kurulmadık diyen Hürriyet gazetesi bugün “Yahudilerin ecdadı aslında Türkler mi” diye soruyor.

Yazının konusu bilinen bir tezle ilgili.

Yazının son hali, aşağıda orijinal kopyasını aktardığımız internet sitesinde 5 Aralık 2012'de yer almış.

Hürriyet internet sitesi bunu neden manşetten duyuruyor?

Sözkonusu tez Yahudilerin değil, Eşkenaz Yahudilerinin kökeninde sadece Türklerin değil “Yakın Doğu, Kafkas, Avrupa ve Sami soylarının genlerinin karışımı"ndan söz ediyor.

Buradan, "kendine Türk" Hürriyet'in "Yahudilerin tümünü Türk kökenli" göstermeye çalıştığını anlıyoruz.

Neden acaba?

İlgili Yazılar içinde bu konuda yeterince “ipucu” bulacaksınız…

 

 

Kemal Şimşek

Gazetevatanemek – 27 Ocak 2013

  

 

 

Yahudilerin ecdadı aslında Türkler mi

 

Hürriyet - 27 Ocak 2013

 

Genbilim uzmanı Eran Elhaik’in araştırmasına göre Aşkenaz Yahudilerinin asıl kökeni, Hazar bölgesine yerleşen Türk boyları. Elhaik’e göre bu nüfusun bir kısmı 8’inci yüzyılda Yahudiliğe geçti ve “Hazar Tezi”ni oluşturan göç yollarını kullanarak Avrupa kıtasına doğru ilerledi.

YAHUDİLERİN kökenine ilişkin dönem dönem yükselen tartışma bir kez daha alevlendi.

ABD’de bulunan John Hopkins Üniversitesi’nde görevli genbilim uzmanı Eran Elhaik, Aşkenaz Yahudilerinin Hazar kökenli olduğu tezinin daha geçerli olduğunu öne sürdü. “Genome Biology and Evolution” adlı dergide “Avrupa Yahudilerinin Soyunun Kayıp Halkası: Ren ve Hazar Hipotezlerinin Karşılaştırılması” başlıklı bir çalışma yayımlayan Elhaik, sekizi Yahudi, 74’üyse Yahudi olmayan gruplardan gelen bin 287 kişinin gen analizini coğrafi ve tarihsel göç yolları açısından değerlendirdi.

TÜRK BOYLARINA BAĞLIYDILAR

Bilim dünyasında büyük yankı uyandıran araştırmada, Aşkenaz Yahudilerinin asıl kökeninin, Miladi takvime göre tarihin başlangıcına yakın bir dönemde Hazar bölgesine yerleşen Türk boyları olduğu ortaya konuluyor. Elhaik’e göre bu nüfusun bir kısmı sekizinci yüzyılda Yahudiliğe geçti ve “Hazar Tezi”ni oluşturan göç yollarını kullanarak Avrupa kıtasına doğru ilerledi.

İSLAM’DAN KAÇMAMIŞLAR

Tüm Yahudi nüfusunun büyük bölümünü oluşturan Aşkenazlarla ilgili daha yaygın olan “Ren Tezi”ne göre aslında Filistin’de yaşayan Yahudiler, Müslümanların bu bölgeyi işgal etmesi nedeniyle yedinci yüzyıldan başlayarak kaçtı ve önce Güney Avrupa’ya, sonra da Ren Nehri kıyılarına, yani şimdiki Almanya’ya yerleşti. Eran Elhaik, genetik göstergelerin bu tezi desteklemediğinin altını çiziyor. Elhaik’e göre Avrupa Yahudileri; Yakın Doğu, Kafkas, Avrupa ve Sami soylarının genlerinin karışımından oluşuyor. Bu veriler de, “Hazar Tezi”ni destekliyor.

 

 

İLGİLİ YAZI:

 

The Missing Link of Jewish European Ancestry:

Contrasting the Rhineland and the Khazarian Hypotheses

 

Eran Elhaik

Accepted December 5, 2012.

Genome Biology and Evolution

http://gbe.oxfordjournals.org

 

Abstract

The question of Jewish ancestry has been the subject of controversy for over two centuries and has yet to be resolved. The “Rhineland hypothesis” depicts Eastern European Jews as a “population isolate that emerged from a small group of German Jews who migrated eastward and expanded rapidly. Alternatively, the “Khazarian hypothesis” suggests that Eastern European Jews descended from the Khazars, an amalgam of Turkic clans that settled the Caucasus in the early centuries CE and converted to Judaism in the 8th century. Mesopotamian and Greco–Roman Jews continuously reinforced the Judaized empire until the 13th century. Following the collapse of their empire, the Judeo–Khazars fled to Eastern Europe. The rise of European Jewry is therefore explained by the contribution of the Judeo–Khazars. Thus far, however, the Khazars’ contribution has been estimated only empirically, as the absence of genome-wide data from Caucasus populations precluded testing the Khazarian hypothesis. Recent sequencing of modern Caucasus populations prompted us to revisit the Khazarian hypothesis and compare it with the Rhineland hypothesis. We applied a wide range of population genetic analyses to compare these two hypotheses. Our findings support the Khazarian hypothesis and portray the European Jewish genome as a mosaic of Near Eastern-Caucasus, European, and Semitic ancestries, thereby consolidating previous contradictory reports of Jewish ancestry. We further describe a major difference among Caucasus populations explained by the early presence of Judeans in the Southern and Central Caucasus. Our results have important implications for the demographic forces that shaped the genetic diversity in the Caucasus and for medical studies.

 

 

 

İLGİLİ YAZILAR:

Yazarlar : Cahit Kayra ve Şlomo Sand

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yazarlar/yalcin-kucuk/item/689-yazarlar-cahit-kayra-ve-slomo-sand.html

Kırım Yahudileri ve AKP

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yazarlar/yalcin-kucuk/item/724-kirim-yahudileri-ve-akp.html

Kürt Yahudileri Etüdüne Başlangıç [Yalçın Küçük]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yazarlar/yalcin-kucuk/item/833-kurt-yahudileri-etudune-baslangic-yalcin-kucuk.html

47 Maddelik Seçim Analizi : Sol-kemalizm, kemalizmin en yüksek aşamasıdır

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yazarlar/yalcin-kucuk/item/708-47-maddelik-secim-analizi-sol-kemalizm-kemalizmin-en-yuksek-asamasidir.html

Kemalizm ve Siyonizm

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yazarlar/anil-cecen/item/3401-kemalizm-ve-siyonizm.html

Türkiye Yahudileri [Moshe Sevilla-Sharon]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/kitaplar-sozlukler/item/3892-turkiye-yahudileri-moshe-sevilla-sharon.html

Müslüman Akp'nin Yahudi Siyaseti [Erdal Sarızeybek]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/analizler/item/2308-musluman-akpnin-yahudi-siyaseti.html

"Yeni Hazar Devleti" Senaryosu

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yazarlar/anil-cecen/item/3427-yeni-hazar-devleti-senaryosu.html

HAZAR TARİHİ : Türkler, Yahudiler, Ruslar [M.İ. Artamonov]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/kitaplar-sozlukler/item/4122-hazar-tarihi-turkler-yahudiler-ruslar.html

Bir Türk İmparatorluğu : HAZAR YAHUDİLERİ [Kevin Alan Brook]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/kitaplar-sozlukler/item/4123-bir-turk-imparatorlugu-hazar-yahudileri-kevin-alan-brook.html

HAZAR ÇEVRESİNDE BİN YIL [Lev Nikolayeviç Gumilëv]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/kitaplar-sozlukler/item/4124-hazar-cevresinde-bin-yil.html

TÜRK HALKLARININ KÖKENİ [Laypanov, Miziyev]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/kitaplar-sozlukler/item/4214-turk-halklarinin-kokeni.html

 

 

 
Kaynak: Haaretz

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

Kategori Analizler

 

Türkiye’nin Adı Ne Olsun?..

 

Bekir Coşkun

Onuncu Köy - 02 Şubat 2013 - Cumhuriyet

bcoskun@cumhuriyet.com.tr

 

 

“Alt kimlik” üstte olsun...

“Üst kimlik” altta kalmayınca, ters çevirip üstü alta getirdiğinizde, zaten alt üst oluyor...

Ters çevireceksin o zaman...

*

“Türk” dersen Kürt altta kalıyor...

“Kürt” dersen, Türk üste çıkamıyor...

*

Arkadaş grup konuşmasında “Milli birlik ve kardeşlik projesinin” parçalarını parmakla saydı kendine göre:

“Tek bayrak, tek toprak, tek devlet, tek millet...”

“O milletin adı ne?” diye sorsanız...

Mikrofonu yersiniz kafanıza...

Çünkü söyleyemiyor...

*

Peki bu “süreç” nedir, neyi içerir derseniz...

Bilen varsa söylesin...

“Açılım” gibi bir şey...

Bir bakıma “dönüşüm” diyelim...

Unutursanız “oluşum”dan aklınıza gelsin...

*

İşin içinden çıkamıyorsunuz, söylemek istiyorsunuz söyleyemiyorsunuz, yapmak istiyorsunuz yapamıyorsunuz...

Diyelim ki bölseniz Türkiye’yi...

Bölemezsiniz de...

Dünyanın en büyük Kürt şehridir İstanbul, dört milyon Kürt yaşar...

Bölüp bu yandaki Kürtleri gönderseniz öte yana, yanlarında en az beş milyon Türk de gider, nikâh var ne de olsa...

Hadi bebeleri nasıl böleceksiniz?..

*

Bölmeyip eşitleyecekseniz...

Peki “Türkiye”nin adı ne olsun?..

*

Bir arada “Birlikte yaşamanın yolunu bulmalı” deseniz, onu da yapamaz...

Çünkü bölünmez Türkleri dahi böldü...

Bir “millet” var, bir “ulus” var...

Eline geçirip de bölmeden bütün bıraktığı bir şey yok; yargı, eğitim, sermaye, sendika, üniversite, ordu...

Dağda dereyi böldü...

Anaokulunda çocuklar bölündü...

Markette sucuk, salam bölündü, haram gıda, helal gıda...

*

Türkler ile Kürtler akıllarını başlarına toplayıp el ele vererek iyi bir iş yapsalar ya...

Kurtulsun Türkiye bu beladan...­­

 

 

 

İLGİLİ YAZILAR:

Yeni Düşmanı; Türklük… [Bekir Coşkun]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/analizler/item/7179-yeni-dusmani-turkluk.html

Kılıçdaroğlu: “Türk” değil ”Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı” tanımı uygun

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/5647-turk-degil-turkiye-cumhuriyeti-yurttasi-tanimi-uygun.html

MİLLİYET : CHP’nin önerileri-İmralı’nın talepleri

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/analizler/item/6975-chpnin-onerileri-imralinin-talepleri.html

AKŞAM : CHP’den “milletsiz yemin” çözümü

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/6490-aksam-chpden-milletsiz-yemin-cozumu.html

Yeni CHP’nin “Türk” ile imtihanı : Anayasal Vatandaşlık

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/5817-yeni-chpnin-turk-ile-imtihani-anayasal-vatandaslik.html

“66. maddeye” CHP içinde savaş açtılar

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/4990-66-maddeye-chp-icinde-savas-actilar.html

Türk milleti anayasa dışına sürülürse…

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yazarlar/dogu-perincek/item/1076-turk-milleti-anayasa-disina-surulurse.html

 

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

Kategori Analizler

 

Yeni Anayasada Türkler de Olsun...

 

Bekir Coşkun

Onuncu Köy - 20 Şubat 2013 - Cumhuriyet

bcoskun@cumhuriyet.com.tr 

 

Türkler, Kürtlerin ovada yaşayanlarıdır...
Taşa bastığında “tırrk tırrk” diye ses çıkınca...
“Türk” oldu...
Yoksa aynı...

*

Çanakkale’de şehitliğe git bak; birçok Türk ismi görürsün Osman...
Hayret bir şeydir...
Subay dahi var; Türk...
Bu vatanı birlikte kurtardık...
Beş tane cumhurbaşkanı da Türk’tür...

*

Türkler, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde, kendilerini ifade etmek istiyorlar netice itibarıyla...
İzmir’de Türk bayrağı açtılar, polisin müdahalesi ile ara sokaklara dağıldılar, on beş kadar Türkçü gözaltına alındı...
Ankara’da Atatürk posterleri ile eylem yaptılar, tazyikli su ile dağıtıldılar...
İstanbul’da yüzü maskeli kişilerce “Türkiye Türklerindir” pankartı açıldı... 
Toplatıldı... 
Yamaca “Ne mutlu Türküm diyene” yazılıydı...
Cumhurbaşkanı kızdıydı...
Sildiler...
Acun’un programında dahi Türk bayrağını bantladılar, bölücülük olmasın maksat...

*

Türkçülerin karargâhı basıldı...
“Silahlı terör örgütünün” elebaşısı tutuklandı...
Hapiste:
Orgeneral İlker Başbuğ...
Dün Silivri’de “Türkçe savunma hakkı” istedi...
Dinlemediler...

*

Sayın Abdullah Öcalan konuşsun da dinleyelim diye İmralı’ya heyet yolda...

*

Bu bakımdan; yol haritasında olduğu gibi yeni anayasayı da Sayın Abdullah Öcalan ile birlikte yapıyorlar...
Nitekim Başbakan “Türklük” diyenlere kızdı...
“Karşımıza çıkmasınlar, milliyetçiliği ayağımızın altına alırız” dedi...
Bölücülük tabii...

*

Sonuçta...
Türkler de yaşıyor bu memlekette nasılsa...
Türkler, Kürtlerin aşağıda yaşayanlarıdır...
Bastığında “Tırrrkk” sesi çıkınca...
Yoksa aynı...

*

Demokrasi ve insan hakları noktasında Türklerin de kendilerini ifade edecekleri bir anayasa yapılırken...
İnşallah Türkleri koymayı unutmazlar...
Türkler de içinde olsun ne de olsa...

 

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

Kategori Analizler

Eylemlerin özü: 'Kötü ruhları kovma seansları'

 

Arslan BULUT

YENİÇAĞ - 27 Haziran 2013

arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr

 

Çetin Haspişiren, “Herhangi bir ülkede birileri, o ülkeyi parçalara ayırmaya ve meşru düzeni yok ederek yeni bir düzen kurmaya niyet etmiş ve bu yolda yürümeye başlamışsa artık o kişilerden insaf, merhamet, dürüstlük ve insanlık beklemek aptallığın daniskasıdır. Her türlü hile ve yalan onlar için mübahtır”  diyor.

Bülent Esinoğlu da  “İç yıkıcılıkta, sınırsız yetki var mıdır?” başlıklı yazısında  “Siyasi iktidar halka rağmen iktidarda kalabilmek için her yola başvurabileceğinin işaretlerini veriyor. Gezi direnişinin kendisini perişan ettiğini ve bu kötü durumdan çıkması için, ’daha ezici’ tedbirler alması gereğini düşünüyor” analizinden sonra MİT’e, iç tehdide karşı gerekirse insan öldürme yetkisi veren tasarının, Endonezya’da 1965 yılında CIA desteğiyle yapıldığı gibi Türkiye’de de bir kitlesel kıyım hazırlığının işareti olup olmadığını soruyor.

Esinoğlu,  “Türk halkı artık, ne 1965’deki Endonezya halkıdır, ne de bundan bir ay önceki, Türk halkıdır”  diye bitiriyor.

***

Meselenin biyosfer ile ilgili boyutunu Dr. Ali Ercan gündeme getiriyor:

Buzullar erimeye devam ediyor, iklimlerin olumsuz değişimi insanlık için çok yönlü felaketler serisini tetikleyebilir. Tüm dünyada bu duruma sebep olan küresel sosyo-ekonomik sisteme öfke duyan gençlerin, hayati tehlike karşısındaki doğal, içgüdüsel tepkisi sokaklara meydanlara dökülüyor. Bu tepkiler 68 kuşağının ’özgür hayat’ isteminden daha da öte ve temel nitelikte bir istemdir: ’Biyolojik hayatı sürdürebilmek’ istemi...

Büyük Türkolog Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun ise  “Direniş ve kolektif bilinç altı”  başlıklı önemli yazısında, Türklerin Atatürk’e bağlılıklarını, Anıtkabir’i büyük kalabalıklar hâlinde ve sık sık ziyaret edişlerini, bayraklarına Atatürk resmini eklemelerini, “atalar kültü” ile açıkladıktan sonra, tencere tava çalmak eylemleri ile ilgili olarak da   “Türklerin şamanlık dönemlerinde bir takım şeyler çalarak ses ve gürültü çıkarmak, kötü ruhları kovalamak için uygulanan bir âdetti. Güneş ve ay tutulunca kap kacak çalmaya devam ediyoruz. Eh memleketin bugünkü hâline bakınca bundan âlâ güneş tutulması mı olur, diye sorasınız gelmiyor mu?” diye sormuştu.

Ben de bir televizyon programında Atatürk’e  “ayyaş”  denilerek yapılan saygısızlığın Türk Milleti’ni derinden etkilediğini, Atatürk sevgisinin ve Atatürk’ün dil ve tarih politikasının oluşturduğu kültürel iklimin bugünkü nesillerin neredeyse DNA’larına girmiş olduğunu, bunu değiştirmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini anlatmıştım...

***

Bir ABD projesi olarak kurulan AKP’nin icraatları, sonunda hangi güncel ideolojiye mensubiyet duyarsa duysun bütün Türklerin bilinçaltını harekete geçirmiştir.

Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp tencere tavalar ile birlikte kadınların da eylemi haline gelen bu gösteriler, Türk siyasetinden kötü ruhları kovma seanslarıdır.

Tayyip Erdoğan, bu gücün önünde durabilmek için yine İslam dinine sarıldı ama Allah zalimleri sevmez...

Ülke genelinde protestoculara yönelik şiddet artık zulüm boyutlarını bile aşmıştır...

Erdoğan’ın milli irade kavramına sarılması da aldatıcıdır.

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, hukuk felsefesi bakımından durumu şöyle izah ediyor:

Milli irade, artık aşılmış bir teoridir. Rousseau’nun bu teorisini tarihte en çok kullananlar Hitler ve Mussolini olmuştur. Rousseau’ya göre, seçimlerden sonra yüzde 49, yüzde 51’e iltihak eder. Fakat, Fransız devrimi bunun yerine milli egemenlik teorisini getirmiştir. Seçim sonuçları milli iradeyi göstermez. Yine ’yüzde 50’yi evde zor tutuyorum’ söylemi milli iradeye en büyük saygısızlıktır. Bu söz, seçmeni kendi askeri gibi görmenin sonucudur. Seçmen, kimsenin kapıkulu veya askeri değildir.”

 

 

İLGİLİ YAZILAR:

İç yıkıcılıkta, sınırsız yetki var mıdır? [Bülent Esinoğlu]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/yazarlar/bulent-esinoglu/item/7786-ic-yikicilikta-sinirsiz-yetki-var-midir.html

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

Kategori Analizler


İlber Ortaylı: Türkler milattan önce de vardı!

 

Abbas Güçlü

Milliyet - Diyalog – 20 Aralık 2013

aguclu@milliyet.com.tr

 

Ünlü Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, önceki gece Genç Bakış’ın konuğuydu.

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde gerçekleşen programda, üzerinde en çok konuşulan konu Türklerin tarihi oldu.

Bir öğrencinin, bir milletvekilinin, Türklük diye bir şey yok, Türklük sentezdir sözlerini hatırlatması üzerine, Çin kaynaklarının Milattan Önce (MÖ) 200 yıl önce, Türklerden bahsettiğini hatırlattı.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın 2 bin 222 yıllık geçmişinin de buradan kaynaklandığını söyledi...

Öğrencilerin çok yoğun ilgi gösterdiği programdan işte önemli satır başları:

Atatürk tartışılmaz

Hiç kimse Türkiye tarihinden Kemal Atatürk ismini silemez, sahneden indiremez, bu mümkün değildir.

Bir ırkı sileceğim diye Türk diye bir ırk yoktur, hepimiz Müslümanız diyorlar. Tamam elhamdülillah Müslümanız ama Araplar ne olacak, İranlılar, Pakistanlılar ne olacak? Onlar da Müslüman. Türk ırkı yoktur çok saçma bir laf. Herkes işine öyle geliyor diye dünyayı planlamaya kalkmasın. Bazı büyüklerin hoşuna gideceğim diye konuşmamak lazım. Akademik unvan taşıyan kişilerin biraz daha dikkatli konuşması gerek.

-  3. Köprü’ye Yavuz Sultan Selim’in isminin verilmesi şu anki İran zıtlaşmasının tesiri gibi görünüyor. Yoksa Alevileri kesti diye övünmek filan değil, öyle şey olmaz. Ama köprüye isim verilecekse Mimar Sinan’ın ismi verilir.

Bazı eserlerin Topkapı Sarayı’ndan çıkarıldığı iddiasının sorulası üzerine;

-  Ben Topkapı Sarayı’nın müdürlüğünü yaptığım dönemde kimseye hiçbir şey vermedim. Şu anki müdür için konuşamam, bilmiyorum.

Ayasofya tartışması?

-  Ayasofya’nın müze olmasında Atatürk’ün imzası taklit edildi diyenlerden ciddi bir kriminal rapor görmedim. 1934’te Atatürk’ün başkanlığında toplanan vekiller heyeti Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi kararı almıştır. Neden müzeye çevrildi, bunun arkasındaki olayları ve nedenleri bilmiyoruz. Ama Ayasofya’nın müze olması bizim için iftihar edilecek bir şeydir. Hem kilise hem cami olarak kullanılması mantıklı değil. Hamam mı orası? Gündüz kadınlar, gece erkekler kullansın der gibi olur mu hiç? Orada bir cemaat varsa diğer cemaat girmez artık. İki şekilde de kullanılması bir fantezidir. Tartışmaya gerek yok.

-  Ayasofya bizimdir, tapusu bizim elimizdedir, tarafımızdan fethedilmiş ve camiye çevrilmiştir. Neden camiye çevirdik diye de utanacak değiliz, tarihle yüzleşme filan da boş laftır.

Lozan zafer mi yoksa?

Lozan ne hezimet ne zafer. Lozan bir uzlaşma. Anlaşma masasında zafer filan olmaz bu boş laf. Kimse Lozan’da istediğini elde edemedi. Türkiye Misak-ı Milli sınırları içindeki büyük parçayı kurtardı ama daha ileri gidemedi. Atatürk istemez miydi Selanik’i, Batı Trakya’yı kurtarsın. Soldan ve sağdan hala bu anlaşmayı anlamadılar. Solcular, Türkiye nüfus mübadelesi yaptı, etnik temizlik yaptı diyorlar. Ama hayır mübadelenin Lozan’la ilgisi yoktur. Mübadele sonradan Venizelos’un istediği şeydir. Türkiye o zaman bunu kabul etmek zorundaydı çünkü tükenmişti.

Vatan haini lafını ikide bir kullanmaktan vazgeçelim, o zaman gerçek vatan hainleri temize çıkıyor.

Milattan önce Türkler vardı. Bir kere bu dilin milattan sonra kurulması mümkün değil. Türkçe çok köklü bir dil.

-  Türk ordusu demek bir kere dili koruyan bir kurum demek. Bizim Türkçeyi kullanamadığımız zamanlar oldu, ordu hep Türkçeyi yaşattı. Dolayısıyla Türk cemiyetinde askerlik çok önemli bir unsurdur.

Tarih kitapları kötü?

-  Bugünkü Türkiye çok büyük tartışmalar ve sorunlarla yüz yüze gelmiş vaziyette ve her türlü sorun olmadık yerde bireyin yüzüne çarpıyor. İstersen Amerika’da ol ister Avrupa’da ol birileri geliyor pat diye Ermeni sorunu diyor, yüzünüze vuruyor. Bu donanımla bunlarla diyolog kurmak mümkün değil.

-  Hayatımda hiçbir zaman ortaokul lise tarih kitaplarını okuyamadım. Okunmaz çünkü. Çok kötü yazılmıştır. Halen de öyle.

-  Atatürk’ün hilafeti kaldırışı iktidar meselesidir. Osmanoğlu ailesini iktidar için bir tehlike olarak gördü ve istenmeyen o sürgün yaşandı.

Hilafet niye kalktı?

Padişahlar neden hacca gitmedi diye soruluyor. Hacı olacağım diye bir senelik yola gidecek padişah, aklınız alıyor mu sizin hiç? Devlet idare eden işi gücü bırakıp hacca gider mi, olacak iş değil. Şimdi iki günde gidiliyor. Zamanımızdaki hac ayrı bir havaya büründü artık devlet işleri konuşuluyor orada.

Osmanlı’da 17. asır sonrası Türkler hakim zümredir. Hem orduda, hem sarayda yer edinmeye başlarlar ve o şekilde devam eder. Öncesinde Türkleri devşirme almıyorlardı çünkü güvenilir bulunmuyorlardı.

-  Haremden çıkmayan Kanuni 13 seferi nasıl yapmış?

-  İstanbul’un nüfusu her zaman sorundur. Daha önce de buraya çok nüfus istenmezdi.

Özetin özeti: Geleceği daha iyi görmek ve anlayabilmek için en önemli referans tarih diyenler her zaman haklı çıkıyor...

 

  

İLGİLİ HABER:

 

İlber Ortaylı Türklüğüne sahip çıktı!

 

Aralarında akademisyen, siyasetçi ve emekli askerlerin bulunduğu 300'ü aşkın imzası bulunan "Türk Milleti'ne Çağrı" adlı bildiri konuşulmaya devam ediyor.

 

2 Nisan 2013

 

"Atatürk'ün kurduğu milli devlet yapısı ortadan kaldırılamaz" ve "Türk kelimesi anayasadan çıkarılamaz" şeklinde kampanya yürüten grupta imzası bulunan tarihçi İlber Ortaylı "Atilla Güner'le Akşam Postası"na konuk oldu.

"Türkiyeli" gibi bir kavramın kabul edilemeyeceğini vurgulayan Ortaylı "Birileri ben Kürt'üm diyecek diye ben Türklük'ten çıkamam" dedi

''KENDİ KİMLİĞİNE SAHİP OL,

AMA ÖBÜRÜNÜN KİMLİĞİNİ KALDIRMASINI İSTEME''

Güner, İlber Ortaylı'ya ''Türk kelimesi olmayan bir Türkiye'nin olmayacağını vurguladınız. Türk yerine Türkiyeli sözcüğü karşılığı olmayan bir sözcük mü oluyor?'' diye sordu.

Ortaylı soru üzerine ''Coğrafyayla kimlik edinilmez. Mesela Fransa memleketin adıdır. Hiç kimseye Fransa'dan türeme bir isim verilmez. Bizim adımızın da Türkiye'den mülhem olması şart değil. Türkiye bir memleketin adıdır. "Türkler'in ülkesi" demektir. Eskiden Türkmen de denildiği için Anadolu'ya "Türkmenya" , "Turkia" veya "Türkmeniya" diye 12.asrın İtalyanları ad koymuştur. Bu coğrafyadaki etnik grupların kendi kimliklerini, dillerini, kültürlerini yaşatmak haklarıdır. Tabii bunu yapmak için de bilhassa onların münevverlerinin çok gayretli ve çalışkan olmaları gerekir. Önemli olan bu değil. Mühim mesele herkes kendi kimliğine sahip olur, kendi adını söyler, kendi dilini öğrenir, kendi kültürüne sahip olmaya çalışır. Fakat siz kalkıp da bu yüzden öbürünün kimliğini kaldırmasını isteyemezsiniz. Bu gülünç olur, mantık dışıdır bir kere.'' dedi.

''O KÜRT DİYE BEN TÜRKLÜK'TEN Mİ ÇIKACAĞIM''

Atilla Güner'in ''Kendini Kürt olarak ifade eden o zaman ne diyecek? Ben Türkiyeli Kürdüm mü desin?'' sorusu üzerine ise Ortaylı, ''Türkiye'de yaşayıp 'ben Türk değil Kürt'üm' diyebilir, ne var bunda. Şimdi o Kürt oldu diye ben mi Türklük'ten çıkacağım. Öyle bir şey olabilir mi? Ne kadar anlamsız bir çıkış bu ve bunu çıkartan da maalesef birkaç tane orijinal olmak isteyen münevverler. Coğrafya bilmiyorlar, hiçbir şey bilmiyorlar ve aslında kimliğini saklamak isteyen belki de rahatsız olan adamlar bunlar. Önce kendi kimliğine kendisi sahip çıksın o zaman zaten mesele kalmaz.

''RUSLARLA DİDİŞEN AZERBAYCANLI GÖRDÜN MÜ''

Siz hiç Ruslarla didişen bir Azerbaycanlı ya da Kazan'lı bir Tatar gördünüz mü o coğrafyada? Kendi milliyetini inşa etmek içini başkasına saldıran var mı? Varsa da bu sağlıklı bir davranış değildir. Sloganımız başka kültürleri sevin ya da sevmeyin ama saygı duymak zorundasınız. Bu saygıyı da Türkler de bekliyor. Bütün mesele bu.'' dedi

 

Gazete Vatan Emek

Twitter: @GazeteVatanEmek

Facebook: https://www.facebook.com/Gazetevatanemek

AYDINLIK BİR GELECEK, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras...

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

Kategori Analizler
 

'Türkler seks konusunda kendilerini aştı'

 

Türkiye'de İslam dini bağlamında yürütülen cinsellik tartışmaları, Economist dergisine konu oldu.

 

BBC Türkçe/ŞOK – 26 Ocak 2013

 

Londra merkezli derginin son sayısında yer alan haberde, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kürtaj karşıtı bir söyleme sahip olduğu ve ailelere en az üç çocuk yapmalarını tavsiye ettiği hatırlatılıyor.

Dergi, bu söylemi destekleyen ilahiyatçı Ali Rıza Demircan'ın bir televizyon kanalında, "seksin de namaz gibi ibadet olduğu" yönündeki sözlerin muhafazakâr kesimde tepki çektiğini belirtiyor.

Demircan'ın iki eylemin aynı derecede fazilete sahip olmadığını söylemesine rağmen tartışmanın alevlendiği belirtilen haberde, bir gazetede köşe yazıları yayınlanan ve televizyon programı sunan Sibel Üresin'in "Doğru namazın yolu doğru cinsel birleşmeden geçer" dediği aktarılıyor.

Çok eşliliği savunan Üresin'in, bir arkadaşını eşinin "beğenisine sunduğu" da anımsatılıyor.

Ayrıca, İslami internet sitelerinde cinsel ilişki biçimleri konusunda tavsiyeler verildiği de makalede aktarılan ayrıntılardan.

Nureddin Yıldız'ın, oral seksin kabul edilir olup olmadığını soran bir kişiye, "iğrendirici" olmasına rağmen, evli çiftler arasında serbest olduğunu söylediği aktarılıyor.

Diğer yandan, "Anti-kapitalist Müslümanlar" hareketinin Başbakan Erdoğan'ı, Suriye lideri Beşar Esad'a karşı isyancıları açıkça desteklemesinden rahatsız olduğu, ilahiyatçı Hidayet Şefkatli Tuksal'ın, "Müslümanlar şiddetle mücadele için ne yapıyor?" diye sorduğu kaydediliyor.

Gazetecilerin bu konuda söz söylemeye daha fazla çekindiğini belirten Economist, Türkiye’de bir dönem ordunun ve Kürt sorununun tartışılmasının tabu olduğunu belirterek, gazeteci Fehim Taştekin'in, "Şimdi Suriye meselesi sizi işinizden edebilir" sözüne dikkat çekiyor.

Haber, seks ve İslam konusunun ise "güvenli bahis" olduğu tespitiyle noktalanıyor.

 

 

İLGİLİ YAZILAR:

Turkish society - Of sex and Islam [The Economist]

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/7132-turkish-society-of-sex-and-islam.html

ŞOK : İşsizlere zorla iş beğendiriyor - Doğru namaz için doğru sevişin

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/analizler/item/7088-issizlere-zorla-is-begendiriyor-dogru-namaz-icin-dogru-sevisin.html

Sibel Üresin Hakkında Suç Duyurusu

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/4331-sibel-uresin-hakkinda-suc-duyurusu.html

Helin Avşar, Sibel Üresin’le konuştu: Eşime bir hanım gösterdim, istemedi

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/analizler/item/2782-helin-avsar-sibel-uresinle-konustu-esime-bir-hanim-gosterdim-istemedi.html

ŞOK : Sevişmek İbadettir – Malı Götürdüler

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/analizler/item/6979-sevismek-ibadettir-mali-goturduler.html

ŞOK : Sevişmek ibadet olsa tüm eşekler uçardı!

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/6987-sevismek-ibadet-olsa-tum-esekler-ucardi.html

Monogami (tekeşlilik) doğaya aykırı

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/haberler/item/4668-monogami-tekeslilik-dogaya-aykiri.html

 

 

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 

Kategori Haberler

Diğer Haberler