18 Nisan 2014

Yalçın Küçük: Zergun Korutürk, Erdal İnönü, Sabri Ülker, Diktatoryal Düzen

Cumartesi, 02 Ağustos 2003 22:00

  

Diktatoryal Düzen, Zergun Korutürk, Erdal İnönü, Sabri Ülker

  

3 Ağustos 2003, İstanbul Yeni Harman

Kutlu Esendemir'in Yalçın Küçük’le Söyleşisi

 

http://www.gazetevatanemek.com/

 

 yalcin-kucuk-2

S-1 Parlamento çok hızlı çalıştı, bir sevinç var, "işte demokrasi, işte istikrar!" diyorlar, Siz nasıl bakıyorsunuz?

C-1 Hızlı parlamento, "U-Parlamento" demektir. Bu tür sözcük konstrüksiyonunu, Thomas More'a borçluyuz, "U-Topia", sözcüğünü icat etmişti, "utopya" , "yok-ülke", olmayan ülke, demektir. "U-Parlamento", yok-parlamento, şimdi Türkiye'de bir icattır, "u-parlamento", parlamentonun sonu, bitişi ve tükenmesi anlamındadır. Parlamento, hızlı ve hatta çok hızlı çalışarak intihar etmiştir. "Sürat, felakettir", sözü bir kez daha doğru çıkıyor. Şimdi bu aşamadayız. Türkiye'de artık parlamento'nun binası var, kendisi yoktur; "u-parlamento" diyoruz.

S-2 Parlamento yoksa..

C-2 Diktatorya var, demektir.Türkiye, diktatoryal bir düzendir...

S-3 Peki nasıl olur?

C-3 Bu soruya cevap verebilirim, fakat önce uparlamento'yu açıklamam gerekiyor. Parlamento", Fransızca "parler" sözcüğünden geliyor, konuşulan yer demektir. Orta Çağ'dan beri var, eskidir, bir kurul, konuşma yeridir, ancak burada konuşma hakkı olanlar değişiyor.

Parlamento'da, meclis'te, sovyet'te, duma'da, konuşma olacak, tartışma olacak farklı görüşler çarpışacak ve bu tartışmaya halk katılacak, parlamenter sistem budur. Halkın katılması basın yoluyla oluyor, bu zaman alıcak bir iştir. Halk, simültane tercüman değildir, tartışabilmesi için, zaman esastır, halkın, halkın temsilcilerinin tartışmalarına katılabilmesi için, meclisin, yavaş çalışması gereklidir.

Bir kurulu yavaş çalışmaya zorlamak kolay değil, bu nedenle iç tüzük maddeleri konmaktadır, Türkiye'de bunlar atılmıştır. Tartışma zamanı için konmuş bütün frenler patlatılmıştır. Parlamentolar son zamanlarda iç tüzük cinayeti işlemeyi bir zevk haline getirdiler, önce tüzüksüz parlamentoyu icat ettiler ve sonunda uparlamento'yu buldular. Fakat bu çok önemli değil, artık yavaş çalışma ancak çift meclis ile olmaktadır, Fransa'da çift meclis var, İngiltere' de çift meclis var, u-demokrasi memleketi Amerika'da da çift meclis var. Her iki mecliste de aynı sınıfların ve aynı partilerin temsil edildiğini biliyoruz. Peki neden? Sadece sürati kesmek için, iki meclis, ilk okul sokaklarına bariyer koyma misalidir. Parlamentarizm budur. Türkiye' de de vardı, eylülist cunta bunu kaldırmıştır. Parlamento bitmiştir ve cunta, şimdi kapısına

mühür asmak için çocuklarını, eylülist diktatoryanın ak çocuklarını, göndermiştir.

S-4 O zaman daha eskiden uparlamento oldu, AKP'nin ne günahı var?

C-4 AKP, günahların tefecisidirCumhuriyet'in bütün günahlarını toplamıştır, en büyük günah sermayedarıdır. Artık AKP döneminde , "yüce meclis" demek, "parlamento" demek iki yüzlülüktür. Takiye bile değildir, bununla birlikte takiye eğitimi alanlar ikiyüzlülüğe en yatkın olanlardır.

a- Artık adalet bakanlığı'nın yasa hazırlama yetkisi, Brüksel'deki bürolara bırakılmıştır. Hak ve hukuk kanunları Brüksel'de hazırlanıyor ve burada acentaları var, adalet bakanlığı'na veriyorlar.

b-Para-banka ve maliye yasaları IMF-Washington'da hazırlanıyor. Burada adamları var, veriyorlar.

c-Kürdisite ve minorite yasaları Washington'da, şimdi Bağdat işgal komutanlığında, hazırlanıyor, Amerikalı general Ebusaid getiriyor U-Ziyal'a veriyor veya gönderiyor."Eve dönme" dedikleri, Amerikan bürolarında hazırlanmıştır, herkes bilmektedir. Bunları, meclise gönderiyorlar. Bazen genelkurmay'a da gidiyor, orada genel kurmay bürolarında bazen rötüş yapılıyor. Belki de yapılmıyor, biz bütçe hazırlarken on isterdik, Maliye'de biraz kesileceğini bilirdik, şimdi de Genelkurmay'da biraz kesiliyor, gönderen de kesen de bunu biliyor, artık biz de biliyoruz. Bu bürolardan gelenler, Genelkurmay'a kesinti payı ile gönderilmektedir.

Bunları biliyoruz, Hilmi Paşa'nın bu hükümete her türlü kolaylığı göstermek istediğini de artık hepimiz, Doğu Perinçek Dostumuz hariç, biliyoruz. Üç Kasım Tezleri'nde daha sonra izleyen bazı mülakatlarda bunu haber vermiştim, şimdi milletçe görüyoruz. Sonra meclis mi, parlamento mu, kim bunlar; bunlar, irecep erdoğan'ın, baykal deniz'in, üç-dört şirket yönetcisinin tayin ettikleridir. İşleri el kaldırmaktır. Çoğu bürolardan gelmiştir, ne yazık, bunlar içinde kendilerini halkın temsilcisi sananlar bile var.Böylelerinin akıl sağlığından kuşkulanmamız gerekir. Bunların çoğu doğrudan doğruya holding memurudur, biz hepsini biliyoruz. Birgit Bardot Ahsen'in kocası Unakıtan, Ülker'in muhasebeciydi, ilişik kestiğinden haberimiz yok, Sabri Ülker'in elini öpüyordur. Baykal'ın ve hempalarının tayin ettikleri arasında büyük müteahhitler, makarnacılar, şarapcılar çoktur. Sıkılmadan, AKP'ye verdiklerini, "müteahhittirler, ihale alacaklar" yollu tasvir ediyorlar. Artık kanunlar bürolarda hazırlanıyor ve kabul ediliyor, üstelik kökü dışarda bürolarda, hazırlıyorlar, gönderiyorlarimzalanınca, hazırlayan bürolar, "aferin" diyorlar ve "aferin aldık" diye seviniyorlar. Artık bu ikiyüzlülüğe son vermemiz gerekiyor, uparlamento var. Şu, Birigit Bardot Ahsen'in kocası, alaturca'cı Ülker'in muhasabecisi Unakıtan'a bakın, anayasa mahkemesi, taşıt vergisini iptal edince, "vergiyi alırım" diye haykırıyordu. Ölçü bilmez, sınır tanımaz bir adam, İrecep Erdoğan, listeden düşünce, İrecep Bey de Ülker'in müvezzidir, İrecep Bey tarafından listeye kondu, şimdi bu Ülker muhasebecisine "milletvekili" mi diyeceğiz, eskiden "yüce meclis karar verisrse alırız" derlerdi, hiç bir nezaket kalmadı. Şimdi bu oyun bile değildir.

S.5 Peki hocam meşru değil mi?

C-5 Yüksek bürokrasinin desteğini çekin, bunlar iskambil kağıdı gibi çökerler. Bana göre İrecep Bey de bunu biliyor, öyle sanıyorum, attan düşmesi de bir prova idi, düşeceğini biliyor, nasıl düşecek, kıç üstü mü, tepe taklak mı, bunu anlamak istemiştir. Attan düştüğü gibi koltuktan da düşecektir, destekçileri de düşecektir, attan düşmesi ilahi prova'dır. Belki de ilahi komedya'dır. Daha önce de not ettim, önemli bir seçim günü genelkurmay başkanı'nın Amerika'ya geziye çıkması devlet usullerimiz arasında yoktur. Buna ek olarak Hilmi Paşa'nın, Amerika'dan "halk bunları seçti" demesi de çok isabetsizdir, siyaset hukukuna aykırıdır. Oyları yüzde otuz dört, yüzde otuz dört oyla bir partiye anayasa değiştirme yetkisi verilirse, buna, diktatorya, deriz. Hilmi Paşa, bir diktatoryayı destekler duruma düşmüştür; kuşkusuz bunu bilmeyerek yapmıştır, ama, ne yazık yapmıştır ve iyi olmamıştır.

S-6 Fakat seçim sistemi var?

C-6 Saat başı kanun çıkartıyorlar, böyle kanun olmaz. Demokrasiler, sözü olanı, parlamento' ya alma rejimidir. Halk içinde yeni söz çıkarsa, parlamento kapılarını açmak zorundadır ve uparlamento'da şimdi sadece sözü olmayanlar var. Gerekli değil, çünkü yasalar bürolarda hazırlanıyor, bunlar el kaldırıcılardır. Bu dünyanın garabeti yüzde on barajını değiştirme düşüncelerine hep Genelkurmay ve Doğu Perinçek karşı çıkıyor; efendim, yoksa bölücüler girermiş, tarikatlar girermiş..

Bütün bölücüler ve tarikatlar şu anda parlamentodadır, daha doğrusu uparlamento'dadır, üstelik sabetayist cemaat da oradadır. Kapaniler'in liderlerinden Kemal Derviş, kendisi dışında dostlarını, arkadaşlarını, gözde sekreterinin babasını, kız arkadaşını saylav yapabilmiştir, bunları teker teker açıklayacağım, bir tek Zeynep'i yapamamıştır ve bu nedenle şimdi Zeynep'i, gazeteler ve televizyonlarla telafi ediyorlar, Zeynep'e amorti vurmuştur, "amorti yağmıştır" demek, daha doğrudur.

Sadece Zeynep adlı bu aşırı bilgisiz kızın her gazetede ve her televizyonda boy göstermesi bir diktatoryal göstergedir. Derviş, Washington'a ve sabetayizme dayanmasa, Dünya Yahudi Partisi'nin desteği olmasa parlamentoya nasıl girebilir, hiç seçime girdi mi? CHP'de Kemal Dervish ve AKP'de Egemen Bagish, aynı yolun yolcusudurlar ve Wolfowitz'e dostturlar.

Sadece Dervish'ler mi; Bülent Arınç televizyonlara çıkıp sağa sola tehditler savurmuş, fakat "ben sabetayist değilim" dememiştir. Bu üç sözcüğü bekliyoruz. Bu ara, Arınç'tan öğrendik ki Siirt'te "arınç" köyü varmış, demek oralarda Güneş Dil Teorisi hüküm sürmektedir.

Devam edebilir miyim?

Bir: Eylülist diktatoryanın başbakanı Bülent Ulusu idi, karikatürlerini başında bir eşarpla çizerlerdi, hep yumuşak, ince konuşurdu, hanım-hanımcık bir hali vardı, ama sözlerinin ne altı ve ne de üstü olurdu, A.Gül, Ulusu'nun türbanlısıdır. Türkçeyi Ulusu'dan daha ince, çıt kırıldım konuşuyor ve ben İngilizce kelamına bayılıyorum, dünyada en ince İngilizce'yi konuşmaktadır. Belki anlayanı var, ben bu çok efemine İngilizceyi anlayamıyorum, ama müezzin bıyıklı da olsa hep başında bir türbanla hayal ediyorum, bu nedenle efemine ve hatta biseksüel tınılı İngilizcesini anlamasam da önemi yok, nihayet Ulusu'nun devamıdır.

İki: Eylülist diktatorya yerini, Turgut Sunalp'ın başında olduğu bir partiye, MDP, bırakmak istedi, uzaktan Nazım'ın akrabası olan Orgeneral Sunalp, çok kabadayı, az terbiyeli ve çok bilgisiz, fizik olarak de İrecep Erdoğan'a benzeyen birisi idi. Diktatorya o zaman yapamadığını şimdi yapmaktadır. Diktatorya çocuklarını üretmiş ve koltuğu vermiştir.

Her demokratik "parti" , ne kadar demagojik olursa olsun, az veya çok bir halk söylemi tutturmak zorundadır. Eylülist diktatorya lideri bile kendisinin imamın oğlu olarak tanıtıyordu, bunlar kadar halk düşmanı bir söylem tutturan bir parti Türkiye'de ilk kez çıkmaktadır. Çünkü diktatoryal kaynaklara dayanan bir dikta rejimidir.

Yüksek bürokrasinin otuz beş yıldır en çok özlediği diktatoryal rejim budur.

S-7 Daha önce de yüksek bürokrasiden söz ettiniz ve galiba ilk önce "3 Kasım Tezleri" içinde kullandınız, neyi kastediyorsunuz?

C-7 Diktatoryalar halksız düzenlerdir, tabansız düzenlerdir ve aynı zamanda hak'sız düzenlerdir.

a-Bu düzende , karar yeri, parlamentolardan, oligarşinin bürolarına kaymıştır. Bu bütün tekelokrasi düzenlerinde böyledir. "Tekelokrasi" kavramını burada açmıyorum,

yakında çıkacak olan kitabımda bu başlıklı bir bölüm var, benim icatımdır. Bu bilimsel bir tespittir, uparlementer sistemde karar yeri bürolardır. Yalnız bizde daha da utanç vericidir, büroların bir kısmı Brüksel'de, IMF-Washington'ta ve Bağdat İşgal Karargahı'ndadır.

b-Yönetim yüksek bürokrasinin elindedir..

S-8 Peki ama Tayyip Erdoğan, bürokratlardan şikayet ediyor..

C-8 Gününü gün ediyor, ne söylediğini bilmiyor, bahane arıyor, gölgesiyle kavga ediyor. Çok korkuyor ve kavga edecek yer arıyor, gününü kavgasız geçiremiyor. Abdülkadir, bizim Vecdi, Hilmi Güner Hicaz'dan mı geldiler; Demirel'in, Erbakan'ın, Özal'ın bürokratlarıdırlar. Eskici, Mumcu, Tezmen, bundan önceki hükümetlerin adamı ve bakanıydılar. Bunlar önemli değil, daha önemli olan, kimleri getirdikleri veya yerinde tuttuklarıdır. Bu nokta daha önemlidir ve diktatoryayı açıklamaktadır.

a-Başbakanlık müsteşarlığına bir Fikret Bey'i getirdiler, kimdir, hiç merak etmiyorum, soyadını bile hatırlamıyorum. Bildiğim, İstemi Talay'ın memuru idi, demek ki ve görünüşe göre CHP ve dsp yakınıdır. Fakat hiç sanmıyorum, hangi partiden olduğunu tahmin edebiliyorum, başbakanlık müsteşarlığı veriliyor..Çünkü... Kim kimi kandırıyor, bu ülkede başbakanlıık müsteşarlığından daha yüksek ve önemli bir memuriyet yoktur ve Gül ve Tayyip Bey, burayı yüksek bürokrasiye seve seve vermektedir.

b- Bu at, acaba Amerikan atı mıydı, İrecep Bey'i üzerinden attı; çünkü, Washington'da artık İrecep Bey'i hiç başbakan saymıyorlarmış, Gül'e başbakan gözüyle bakıyorlarmış, son Washington gezisinde en az on bir Yahudi kurulu ile görüşmüş ve başkasıyla görüşmemiş, İrecep Bey attan düştüğüne göre, artık başbakan Gül'dür; fakat bu görünüştedir ve şimdi Ziyal görünmektedir.

Peki bu Uğur Ziyal kim; İşgal Kuvvetleri Komutanı Ebusaid ya da Abuzaid bile Ziyal ile görüştü, başbakan mı? Kim bu, medya üzerine gidemez, ben söyleyeyim:

BirTurgut Zaim'in damadıdır ve diğer damadı bizim Murat'tır.

İki, Rahşan Ecevit'e çok yakın bir ailedir, o kadar yakın ki, Ecevitler, en önemli tarihte "köy-kent" seferine gittiklerinde o zamanki tek tv'de, meşhur köykent afişini, Murat'ın ressam eşi Oya yapmıştı.

Üç, Ziyal'ı, aşırı Amerikancı İlkin'in yerine Rahşan Ecevit getirmişti, İ. Cem bakan görünüyordu.

Dört, Ziyal, aşırı Amerikan yanlısı olmasının yanında İsrael politikasını izlemeye çok önem vermektedir. Pro-Amerikan olacaklar, fakat öncelikle İsrael politikasını bilecek ve takip edecekler, biraz kaba ve pehlivan görünüşlü Baki İlkin'in yerine bunun için getirilmiştir, İlkin de aynı çizginin adamıdır, muavinliği kabul etmiştir.

Beş, Türk isim sözlüklerinde "ziyal" yoktur, İbrani sözlüklerde "zia" ve "al" bulunmaktadır, aslı "ziaal" olabilir, buradan "ziyal" çıkabilir, öyle mi bilemiyorum, bildiğim bilim de senaryo kurma ve telif etme işidir.Deniyorum.

Altı, Ziyal'ın eşi rahatsızdır, yurtdışı iyi gelebilir, fakat orada yüksek bürokrasi tutmaktadır. Diktatorya'dır ve şimdi başbakan aranıyorken başbakandır. Bu yüzden müstevli ordular komutanu Ebusaid Ziyal'la görüşmektedir ve bu yüzden, Washinton sadece Ziyal'ın ağzından çıkan taahhütlere kulak vermektedir . İrecep Bey ile Abdullah Efendi'ye gelince, Ziyal'ın taahhütlerine itaat etmektedirler.

c- Başbakanlık müsteşarlığı, dışişleri müsteşarlığı ve sırada mit müsteşarlığı var ve şimdi de Zergun Hanım'ın kararnamesinin yüksek tasdiğe sunulduğu haberleri gelmektedir. Ben Zergun Hanım'ın bu atama işini adım adım takip ediyordum, yıllardır mit beni takip ettiği için ben de yeni müsteşarını takibe aldım. Hiram Abas, mitçiliğe beni takiple başlamıştı, şimdi ben Zer Hanım'ı izliyorum.

Bir, Sezer, Tunus'a gidince, karısının arkadaşı senaryosu ile, Zergun Hanım Lizbon'dan Tunus'a gitti ve Sezer'le görüştüler. Bu arkadaşlık senaryosunu hafif buluyorum, yaşları ve meslekleri tutmamaktadır, akraba olabilirler, bilgim yok.

İki, İrecep Erdoğan Lizbon'a gidince, Zergun Hanım ile konuştu ve karar netleşti, mit müsteşarı olacaktı.

Üç, uygundur, Korutürk Gelini olmanın ötesinde Cimcoz'ların gelinidir, Emel Korutürk, Selah Cimcoz'un kızıdır.

Dört, Ada Cimcoz ve Mehmet Ali Cimcoz, Türkiye solunda tanınmıştır, Mehmet Ali Aybar, Sabahattin Ali, Eyuboğlu'lar, Cimcoz'ların evinden ve Ada'nın Maya Galerisi'nden çıkmazlardı.

Beş, aile istihbaratçı tanınır, bunun Ada'nın erkek kardeşi ünlü dublaj sanatçısı, hem Laurel ve hem de Hardy'yi de seslendirirdi, Ferdi Tayfur, esrar müptelası idi, milli emniyetin sıkıştırarak istihbaratçı yapması ihtimal dahilindedir. Zergun Korutürk bu aileden gelmektedir.

Altı, kocasının da adını taşıyan Selah Cimcoz sabetayist idiSelah veya Sela, İbrani isim sözlüğünde yer almaktadır Türkiye'de ya böyle ya da Türkçe şekliyle taşınıyor, Sabetayistlerimiz Türkçe versiyonuna "kaya" diyorlar ve tam Türkçe çevirisidir. Yalnız "kaya", biseksüel bir isimdir, "Kadın Yazar" Cahit Uçuk'un kız kardeşinin adı da "kaya" idi, Uçuk ya da Üçok Ailesi de sabetayisttir, ve Selah Türkçe'ye "Aslı" olarak da aktarılıyor, bunun onomastique açıklaması yeni kitabımda var.

Yedi, Zergun Hanım'ın adı "zer" yine İbrani isim sözlüğünde var, "taç" demektir ve uygun düşmektedir. Ayrıca, Zergun Hanım'ın İbrani bildiği de ileri sürülüyor ve her halde açıklama yapacaktır, göreve gelmesiyle mit-mosad yakınlaşmasının doruğa çıkacağından hiç bir kuşkumuz yoktur. Bu açıklamalarımdan önce imzalanmadı ise, umarım, imzalanmaz, imzalanmaması ülke için yararlıdır. Zergun Hanım, dış işlerinden önce altı yıl mitçilik yapmıştı, yeterlidir.

Sekiz, kişi olarak "hanım-hanımcık" tabir ediyorlar, Abdullah Efendi'ye uygun olmalıdır. 

Dokuz, Siyaseten, SHP-CHP tandansındadır; nereden mi çıkarıyorum, Erdal İnönü Başbakan yardımcısı iken, dış işleri danışmanı olarak Zergun Hanım'ı seçmişti veya İnönü için seçmişlerdi. Erdal İnönü, çok sıkı Pro-İsreal bir adam'dır. O kadar öyle ki, hiç bir önemli sabetayist'imizin cenazesini ihmal etmemektedir.

Bütün bunlar çok açık, yüksek bürokrasiye dayalı bürokratik bir rejimdir. Önemli pozisyonlar yüksek bürokrasinindir, görünen AKP'nin ve görünen diğer partilerin değildir; şimdi görmüş oluyoruz Görünmeyen ve benim görünür yapmaya çalıştığım partinindir.

S-9 Peki burada bir çelişki yok mu, hem yüksek bürokrasiye dayanmak ve hem de MGK'nu tırpanlamak, nasıl bağdaşıyor?

C-9 Çok kolay bağdaşır, birincisi bu, Brüksel bürolarının saplantısıdır, bütün kötülükleri ordu'ya bağlıyorlarBrüksel büroları da miyopturlar, oligarşiyi ve sınıfları görmüyorlar. Öte yandan bu hükümet, diktatorya diyoruz, oligarşiye dayalı bir diktatorya idi, "tit" boynuzlarında duruyordu, AKP ile birlikte küs'ün boynuzlarına bindi. Tit, turizm, inşaat ve tekstil idi, turizmi, Mehmet Nazif Günal, İnşaatı Şarık Tara ve tekstili Turgut Yılmaz ile sembolize edebiliriz. Bunlar hala var, yalnız boynuzları, "küs", koç, ülker, sabancı tutuyor, bakanların çoğunu bunlar tayin ettiler ve bunların artık Türkiye'de bir umutları yok, son umutları Avrupa'ya kapağı atmaktır. Dolayısıyla Brüksel büroları ne isterse "emrin olur" diyorlar ve kendilerini güzelleştirmek için ordu'yu karalıyorlar. MGK, timarı budur.

S-10 Önemli mi? Ordu'yu mu savunuyorsunuz?

C-10 Gerekirse savunurum, burada savunmuyorum, sadece gerçekleri aktarıyorum.Benim misyonum gerçekleri söylemektir. Öte yandan, akılsızlar için önemlidir. Bu bir akılsız işidir. Çünkü mgk bir emniyet sübabı idi, yüksek komutanlar orada içlerini boşaltıyorlardı.Ağırlığını çoktan kaybetmişti. Şimdi bu kapatılırsa başka boşalma yerleri çıkar. Öyle sanıyorum, AKP, mgk timarı ile bindiği dalı kesmektedir. Biz de , "kendi düşen ağlamaz" demek durumundayız. Buna bir de Washington'un rahatsızlığını ekleyebiliriz; Washington Hilmi Paşa'dan, Yaşar Paşa'dan şikayetçi değil, hatta Yasemin Çongar ve Aslı Aydıntaşbaş'ın Washington'dan yazdıklarına göre, her ikisi de enformasyonu yüksek Amerikalılar ile yakındırlar, Washington hayli memnundur, fakat Ordu'dan şikayet etmektedir. Sanıyorum, Ordu içindeki anti-amerikanizmi ve subayların insiyatif almasını abartmaktadır. Abartma, emperyalizmin tabiatında var. Dolayısıyla, Washington, Ordu'nun itibarına saldırmaktadır. Öyle sanıyorum, yaptıkları geri tepecektir.

S-11 Bu açıdan, son Askeri Şura'nın yeri?

C-11 Koç Matbuatı çok abartmıştır. Şura sonuçlarını, "tuğra vurma" olarak algıladılar, bunu bekliyorlardı ve Ordu'yu bilmemektedirler. Şura'da dengeler korunmuştur. Genelkurmay Başkanları'nın şahsen seçtiklerini İkinci Başkan atamak Ordu teamülleri içindedir.

Wolfowitz'in istasyon şefleri, Yaşar Paşa'nın birinci ordu komutanı olmasını bir zafer olarak gördüler, rutin'dir. Bir yıl, iki yıl Türkiye'de bu tür dengeler çok uzundur, filler ya da Timur ya da her ikisi de ölebilir, hikaye böyledir. Yaşar Paşa, Çevik Paşa tandanslı bir komutandır, Çevik Paşa, İstanbul'a, Birinci Ordu'ya gitmiş, bir daha Ankara'ya dönememiştir. Türkiye bir rejim bunalımı ve bir meşruiyet tartışması dönemine girmiştir, böyle dönemde Ordu, kendi içinde son derece demokratiktir. Hilmi Paşa, ilk yılında, silahlı kuvvetler hiyerarşisini tartışmaya açarak bu demokratizme katkıda bulunmuştur. Ayrıca Özkök-Büyükanıt Dönemi, yeniliklerini yapmış durumdalar.

S-12 Bir de ihraçlara şerh koydular.

C-12 İktidarı bilmiyorlar veya iktidarda olmadıklarını kabul ediyorlar. Başbakanlar veya bakanlar, istemedikleri kararları alan kamu görevlilerini azlederler, şerh verme, üstün değil altın işidir, eski dille mafevk değil madun şerh koymaktadır,memur, amirin kararlarına itiraz ediyorsa, şerh yazar.Şerh koydular da ne olacak, İrecep Bey ile bizim Vecdi, komutanları mahkemeye mi verecekler... Buna oyun bile diyemeyiz.

S-13 Peki Şura'da Irak'a asker gönderme konusunda bir karar alınmışmıdır?

C-13 Hiç sanmıyorum. Benim söylediklerim ikidir, bir, Washington, Türk Ordusu'nun Osmanlı'nın Musul Eyaleti'ne girmesine karşıdır. Bu nedenle hem Doksan Bir ve hem de Sıfır Üç, Irak Savaşları'na Türkiye'yi sokmak istememiştir ve bunu başarmıştır. Cumhuriyet Türkiyesi'nin Bağdat ve Basra eyaletlerinde bir iddiası yoktu, şimdi Musul Vilayeti üzerindeki iddialarından da vazgeçmiştir. Özkök-Büyükanıt Komutası bunu kabul etmiştir. İki, Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'ndan itibaren Amerika'nın bütün savaşlarına katılmak için teşnedir. Buna da katılır. Üstelik bu kez fiyatı da düşürmektedir. Güney'e, Kuzey'e, Kore'ye, şimdi de Bağdat'a attık kemendi.. Bu marş söylenir.

S-14 Ordu'da..

C-14 Bir sorun olacağını sanmıyorum. Türk Ordusu hala bu doktrindedir. Amerika'nın aşağılamalarına ve hakaretlerine karşı tepkide farklılıklar var, fakat savaşa katılmada farklılıklar olacağını düşünmüyorum. AKP, camiden gelecek tepkileri frenleyebiliyor. Amerika, genç subaylardan tepki gelmemesini istemektedir. Şimdi buradayız.

S-15 Sanki iyi bir iş olarak söz ediyorsunuz.

C-15 Hayır, bölge savaşı ihtimali büyüktür. Bölgede gerilla savaşlarının büyümesinden kaygılanmak durumundayız. Fransa, Almanya, Rusya, her türlü gerillayı özendirir ve desteklerler, hiç bir büyük devlet bu bölgeyi kolaylıkla Amerika'ya bırakmaz. Tehlike bizim Doğu illerimize sıçramak üzeredir. Bölge savaşı sınırdadır.

S-16 Öyleyse eve dönüş yasası iyi olmuştur.

C-16 Hiç bir işe yarayacağını sanmıyorum. Dağdan silahlı militanların ineceğini düşünmemek gerekir. Fakat, mahkemeler, yasayı da işlemez hale getirmezlerse, hapiste olanlar çıkabilir ve çıkmaları isabetlidir. Son çıkan yasaların "uyum paketi" diyorlar, bir tek anlamı var; yargı, kanunları kötü ve şiddetle uygulamıştır.

Açar mısınız?

Bakın, "Neşter Soygunu" dediler, o kadar belge yayınladılar, sanıkların hepsi bir celsede tahliye edildi ve gece yarısı serbest bırakıldılar. Baş sanık Mehmet Edin, zengin ve bilinen sabetayist bir aileden gelmektedir. İkinci sanık için kitabımı beklemek yerindedir. Buna mukabil, Leyla Zana, Hatip Dicle, güya yeniden yargılanıyor. Meclis'ten alındılar, on yıldır zindandalar, Meclis'te konuştular ve hapse düştüler. On yıldır yatıyorlar, yargı, "yattıkları zaman göz önüne alınarak..." bile dememektedir, yargılamayı tutuksuz sürdürmeyi bile reddetmektedir. Devam ediyorum. Bu yasalarla Türkiye, bütün yurttaşların gayri adil yargıladığını kabul etmiş olmaktadır. Bu nedenle, içerdekiler, kendilerinden onur kırıcı belge istenmediği sürece çıkmalıdırlar. Örgüt hakkında bilgi vermeye gelince, devlet bunların hepsini biliyor, devletin çıkardığı kitaplarda, iddianamelerde, mahkumiyet kararlarında hepsi var. Bunları özetlemek yeterlidir. Devletin bildiğini devlete vermek isabetlidir. Şu nokta önemlidir; devletin cezaevi politikası da iflas etmiştir. Örgüt liderleri içerden emrediyorlar, eylem oluyor; diyorlardı. Eylem oluyor, hakim evinin bahçesinde bomba patlıyor. Demek ki cezaevinden emirle olmamaktadır. Aslında bu insanlık dışı cezaevi düzenini getirenler, Profesör Hikmet Sami ile Profesör Sulhi Dönmezer, biri bakan ve diğeri baş danışman, eylemler ile içerisinin ilgisi olmadığını biliyorlardı. Fakat kendilerini İsrael'in Türkiye soluna duyduğu öfke seline dayanamadılar, kaptırdılar, kendilerini koruyamadılar; Israel, Araplar'a sempati duyduğu için Türkiye aydınına ve soluna kin duymaktadır. Bu nedenle hapsetmekle teskin olmuyor, cezaevini de ayrı bir ceza haline getirmek istiyordu. Hikmet Sami ile Sulhi Dönmezer'in yaptıkları da bu olmuştur. Bilerek mi, hiç önemli değil, fiilen yaptıkları budur. Modern binalarla Orta Çağ zindanlarını kurdular. Bu nedenle bu yasadan yararlanmak gerekmektedir.

S-17 Hocam, kusura bakmayın, "sonbaharda görüşmek üzere" dedik, ancak araya önemli olaylar girdi, yoruldunuz ama, bir de cola-turca çıktı, anti-emperyalist mi? Doğu Perinçek ve televizyonları cola-turca'yı anti-emperyalist ilan ettiler.?

C-17 Çok yanlış yapıyorlar. Biz, Türkiye aydını ve solu, altmışlı yılların ortasına, coca-cola'ya karşı kampanya açtığımızda, "yarısı zehir" kampanyanın sloganıydı, cola'ya değil aslında Amerikan emperyalizmine karşı çıkıyorduk. Cola'nın üretici sermayesi veya sermayedarı hiç önemli olmaz, cola, Amerikan emperyalizm ile özdeştir. Kime sorularsa sorulsun, Amerikan emperyalizmini sembolize eden ilk meta'nın cola olduğunu söyleyecektir. Amerikan emperyalizmi nereye girmek isterse önce cola'yı sokmaktadır, İç Asya'ya da böyle sokulmuştur.

Öyleyse, birincisi, cola'nın hangi türü olursa olsun, savunmak, Amerikan emperyalizmini savunmaktır. Bu ne perhiz ne lahana turşusu? Cola savunması sürerse, anti-amerikanizm düşer.İkincisi, Ülker kim, anti-emperyalizm kim; bu iş Sabri Ülker'e mi kaldı? Bir, hep grev kırmak için çalıştı, para verdi. İki, Albay Türkeş'in en fazla aydın ve solcu ölümüne emir çıkardığı dönemde, MHP'yi finanse ediyordu. Üç, Doğu Dostumuz, İrecep Bey'e muhalefet ediyor, artık buna nasıl inanabiliriz, İrecep Bey'i, AKP'yi, Ülker finanse etmiyor mu, Unakıtan ve İrecep Bey, kazançlarını Ülker'den elde etmiyorlar mı? Ülker cola'yı İrecep Bey'in firması ve oğlu dağıtmaktadır.

Her halde son zamanlarda Ulusal Kanal, mali sıkıntıya düşmüş ve biraz da dağıtmıştır, yoksa böyle bir karışıklığa yol açmasını düşünemeyiz, ben yine de buna inanmak istiyorum. AKP'ye karşı olup Ülker'i desteklemek, akım derken... demektir. İster zemzem kola, ister coca cola ve isterse ülker cola, bunlarından her hangi birini evine sokan, Irak'ta Arap kardeşlerimiz ezen Amerikan askerlerini evinde misafir eden'dir. Cola'nın her çeşiti Amerikan emperyalizmidir ve işgalci askerdir. Cola'ya bakınca, amerikan emperyalizmini görmüyorsak, işimiz çok zor demektir, başa döneriz.

 

 

 

 

 

1744 Kez Okundu Son Düzenlenme Cuma, 13 Eylül 2013 17:15

Yorum Yazınız

(*) ile belirtilen zorunlu bilgileri girdiğinizden emin olunuz. HTML koduna izin verilmiyor.